TÜRKÜN ALFABE İLE İMTİHANI
Demokratikleşme paketi ile birlikte alfabe tartışmalarımız yeniden başladı
Kategorilenmemiş - 01-01-1970 03:00
Demokratikleşme paketi ile birlikte alfabe tartışmalarımız yeniden başladı.
Tarih boyunca bu tartışmamız hiç eksik olmamıştır. Millet olarak her zaman bir alfabe sorunu/sorusu ile karşı karşıya kalmışızdır.
Şu anda kendi tarihsel metinlerini okumak için beş alfabe bilmek zorunda kalan dünyadaki tek milletiz.
Arapları düşünün; edebiyatının başlangıcından beri aynı alfabeyi kullanıyor.
Veya İranlılara bakalım; İslam olduktan sonra Arap alfabesini kabul ettiler ve el’an aynı alfabeyi kullanıyorlar.
İngiliz veya Alman yahut da Fransız edebiyatı dünya sahnesine çıktığından beri aynı din, aynı dil ve aynı alfabedeler.
Ya biz hangi durumdayız?
Alfabeler, Diller ve Dinler Arasında
Yazılı edebiyatımızın başlangıcı olarak Göktürk kitabelerindeki metinleri kabul ederiz.
Bu metinlerde yaklaşık kırk harflik bir alfabe kullanılmıştır. O zaman Göktürkler kendi yazılarını kendi icatları olan bir alfabe ile yazıyorlardı.
Daha sonra Uygur Türkleri yeni bir devlet kurdular ve halefleri olan Göktürklerin alfabesini almak yerine dinlerine girdikleri Manihaist-Budist alfabeyi kullanmaya başladılar.
Bu alfabede ise esasında on dört harf vardı. Kırk harflik bir dili on sekiz harfle yazmaya başlarsınız bu metinleri anlamak için kök sökmeye hazır olmalısınız demektir.
Uygularlar, yeni bir dine, yeni bir alfabe ile girdiler ve edebiyatlarını da bu din ve dille oluşturdular. Göktürklerden ne dini tevarüs ettiler ne de alfabeyi. Yani yeniden ve sıfırdan başladılar.
Uygurların peşinden Türk hükümdarlığı Karahanlılara geçti. Onlar da Uygurlardan herhangi bir şey almadılar. Yeni bir dine, İslam’a girdiler ve yeni bir alfabe aldılar, Arap alfabesi.
Uygurların yaptığı gibi yaptılar: Yani yeniden ve sıfırdan işe giriştiler. Yeni bir alfabe ve yeni bir dinle…
Onlar da yeni alfabe ile Kutadgu Bilig, Atabetü’l-Hakayık ve Ahmet Yesevî’nin Hikmetleri gibi anıtsal metinlerle tam da bir edebiyat oluşturuyorlardı ki bu sefer Türk hükümdarlığı Selçukluların eline geçti.
Onlar ne yeni bir dil kullandılar ne de yeni bir alfabe. Devlet dili olarak Farsçayı tercih ettiler. Devlet farsça derse sanatçılar ne desin! Onlar da hep farsça yazdılar.
Yani yaklaşık bir üç yüz yıl Türkçe edebiyat dili olmadı. 1200’lü yılların sonunda durum Karamanlı Mehmet Bey ve Aşık Paşa’nın dediği gibiydi. Türk Diline kimse bakmıyor; Dergâhta, çarşıda, pazarda kimse Türkçe konuşmuyor ve dolayısıyla da yazmıyordu.
Yeni Bir Türkçe
Osmanlıların bir devlet olarak kurulması ile Anadolu’da Doğu Türkçesinden farklı olarak Batı Türkçesi adını verdiğimiz yeni bir Türkçeyle yeni bir edebiyat doğmuştu.
Bu edebiyat da alfabe olarak Arap Alfabesini tercih etmişti. Bu alfabede, Farslardan alınanlarla beraber otuz üç harf vardı.
Tabii ki biz bu alfabedeki her harfi kullanmıyorduk. Peltek se, peltek ze (istisna olarak birkaç kelimede vardı. Adak-azak gibi), dat, zı, ayın gibi beş tane harf Türkçe kelimelerde kullanılmazdı. O zaman alfabede otuz üç harf vardı ama kullanılanların sayısı yirmi sekiz idi.
Uygurların onsekiz harfli alfabesinden sonra otuz üç harf veya yirmi sekiz yine de iyi sayılırdı.
Fakat Türkçe gibi dokuz ünlünün olduğu bir dili, üç ünlü işaretiyle yazmaya kalkarsanız pek çok sorunun çıkacağı da aşikârdır. Nitekim öyle de olmuştur. Arap alfabesi de Türkçeyi bi-hakkın yazmaya kâfi gelmemiştir.
Bu durumu ıslah için Tanzimat devrinde alfabe tartışmaları yeniden alevlenmiş, her kafadan bir ses çıkmış ve alfabemizde yenilikler yapılmanın zarureti yıllarca tartışılmıştır.
Tanzimat’ta da bir sonuç çıkmaz ve bilhassa İttihat ve Terakki Parti yetkilileri, özellikle Enver Paşa alfabe tartışmalarını tekrar başlatır.
Enver Paşa, Türkçenin yine Arap alfabesi ile yazılmasını, ama harflerin bitişmeden kullanılmasını istemişti. Hatta bu alfabe ile pek çok kitap basılmış ve dağıtılmıştı.
Bu alfabeye hatt-ı cedîd, ordu Elifbası veya Enver Paşa yazısı