Bazıları sadece konuşur
Bir kış öğleden sonrasının griliğinde güneş bizi olanca gücüyle aydınlatmaya çalışıyorken, seçilmiş kitapların içinden rastgele aldığım birini henüz daha yarılayamamışken bir ses çekip alıyor beni pencerenin dışına
Sahi serçeler de söylenir mi?
Hayranlıkla onu izlerken inceden inceye yağan yağmuru da fark ediyorum. Bu sevimli serçe sayesinde yağmuru izliyor, daha önceleri yağmur sonrası içime çektiğim toprak kokusunu hatırlıyor ve bu taş betonların gölgesinde sanki yeniden kokluyorum. Biraz da yağmur suyu biriktiriyorum yağmadığı günlerde çiçekleri sulamak, toprağın yağmura olan özlemini hafifletmek için… Serçe deyip geçmeyin, bir serçe nelere kadir…
Uzunca bir süre izledim. Hem yağmuru hem serçeyi… Serçenin toprağı eşelemekten sıkılıp gitmesiyle ben de okumama kaldığım yerden devam etmek üzere koltuktaki yerimi aldım. Ben döndüm dönmesine de aklımı sanki pencereden dışarı salmıştım…
Odanın harı pencereye buhar olmuş, dışarının soğuğu da serçenin minik gagasında duman...
Sahi serçeler de üşür mü?
Onulmaz yaralarımız var üşüten, üşüdükçe de söyleten…
Zaman ve zamanı birlikte geçirdiğimiz insanlar hakkında bildiklerim görüyorum ki bilmediklerimin yanında kıymetsiz. Ne hayat hiç bitmeyecek kadar uzun ne de bastığımız yerlerin garantisi var. İnsanlarla ilişki kurmak güvensiz, kaygan bir yolda ilerlemekten farksız. Günün birinde en yakın bildiğim insanla aramda bir duvar oluştuğunu o duvar yüzüme çarptığında fark ettim. O çarpma anına kadar fark edemediğim bu devasa taş beton artık gerçekten aşılmaz. Aşmak da istemiyorum…
Önceleri biri onu size sorduğunda anlatabilecek onlarca cümleniz varken gün geliyor
tek bir cümle bile kurmak istemiyor, hiçbir cümlenizi bağışlayamıyorsunuz.
Ve hayatın size öğrettiği en büyük tecrübe, “Yaşam yanılttıkça insan da yanılmaya mahkûmdur.” cümlesi oluyor. Belki de yanılmayacağımızı düşünmemiz en büyük yanılgımızdır...
Kağıda döktüğümüz her duygumuz saklımızda kalıyor da insana duyduğumuz muhabbet baki kalmıyor. Nesneden bekleyebileceğimiz soğukluk çünkü artık insana nüfuz etmiş. İnsan cansız bir nesneye nasıl dönüşürmüş canlı canlı şahit oluyoruz.
Bir insanı yok saymak demek o insanla yaşadığın her şeyi yok saymak demektir.
Zaman, yokluğu varlığından evla olan insanlarla tanıştırıyor. Bunu bazen siz farkediyorsunuz bazen de karşı tarafın davranışları farkettiriyor. İçimizde biriktiremediğimiz insanlığımız, yüzümüzdeki gülümseyişlerimize mani oluyor. İçi başka yüzü başka, sana başka, bana başka… Böyleleri bilmiyor ki yanıltan kendisi ama yanılan yine ta kendisi…
Ölümden korktuğumuz gibi korkuyoruz birbirimizden. Dirayetle söylenecek cümlelere, dirayetli duruşlara ihtiyacımız var. Gün biter gece olur. Karanlık çöker ve biz de zannederiz ki gündüzün izleri gece olunca silinir. Ve fakat görüyoruz ki yanılmışız, izler silinmiyor…
Belli ki bu kitap bugün bitmeyecek diye düşünüyor ve içimden, “ bazıları sadece konuşur” diye geçiriyorum…
Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.