NOELSEVERLER İLE NOELSÖVERLER
İnsanların kavimler halinde yaradılışının temelindeki faktör birbirleriyle tanışmaları olduğu Kuran'da şu ayette net bir şekilde vurgulanmaktadır
Köşe Yazıları
- 30-12-2013 14:36
İnsanların kavimler halinde yaradılışının temelindeki faktör birbirleriyle tanışmaları olduğu Kuran'da şu ayette net bir şekilde vurgulanmaktadır.
“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere, kabilelere ayırdık. Haberiniz olsun ki, Allah katında en şerefliniz, en takvalınızdır. Muhakkak ki, Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (49/13)
Bu farklılıkların da bir toplumu diğerlerinden ayıran ve farklılaştıran ortak değer olan kültürel yapıyı meydana getirdiği muhakkaktır. Aksi halde tüm insanların tek tip olması beklenirdi ki bu durum çeşitlilik ve farklılığın egemen olduğu yaradılışın doğasına da ters bir durumdur. Zira tek tipçi bir yapı Allah'ın isteğine ters olduğu gibi insanın doğasına da terstir. Farklılıkların var olması bireyler arasındaki ilişkilerin de renkli, farklı, zevkli ve insanların sınanmasına da olanak tanıyan bir yapı oluşmasına neden olmaktadır.
Vahyin insanlığa gelmeye başladığı andan itibaren iman ilkeleri çok net bir şekilde ortaya konulurken toplumsal yapıda değişiklikler yapılması gereken noktalar da değiştirilmiştir. Ancak hiçbir zaman bir toplumun tüm değerleri değiştirilme cihetine gidilmemiş, var olanların vahye ters olan noktaları düzeltilmiş veya toptan iptal edilmiştir. Ancak bu noktada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, düzeltilen şeylerin vahye yani Allah'ın isteğine ters olan yanlış uygulamalar olduğunun altı çizilmelidir. Resulullah'ın geldiği Arap toplumunda şirk unsuru içeren uygulamalar ya iptal edilmiş ya da şirkten arındırılarak vahye uygun şekilde devam etmesine olanak tanınmıştır. İslam'ın yerel kültürlere saygılı bu yaklaşımı gelişimin önünü açması gerekirken, zamanla dinin yanlış algılanmasına ve hatta yozlaşmasına neden olacak kadar bir Arap yaşam tarzı hayranlığına ulaşmıştır. Zira İslam yerel kültürlerin karşısına geçerek tamamen farklı ve toplumu rahatsız edecek derecede yenilikler getirerek tüm yaşamı kökünden değiştirecek uygulamalara girmemiştir, girilmesine de zemin hazırlamamıştır. Ne yazık ki daha sonra din ve takva adına geliştirilen yanlış uygulamalar, tek tipçi bir İslam anlayışının doğmasına, zaman zaman kendi dışındakileri dışlayan, yadsıyan ve şiddete varan noktalara ulaşan yaklaşımlara neden olmuştur.
Günümüze değin kültürler çatışması bağlamında pek çok konu ne yazık ki bu tip kısır çekişme ve tartışmaların içerisinde kalmıştır. Zamanla farklı yorumlardan kaynaklanan nedenlerle bu tip uygulamaların savunucuları ve yericileri oluşmuştur. Tıpkı Miladi takvimin yıldönümü münasebetiyle yapılan kutlamalarda olduğu gibi. Son yıllarda ülkemizde yeni yıl kutlamaları yaklaştığı zaman Noelseverler ile Noelsöverler karşılıklı olarak kısır bir tartışmayı sürekli gündemde tutarak tek tipçi, baskıcı ve ayrımcılık oluşturmanın yollarını açmaktadırlar. Noelseverler yeni yılı kutlamanın çağdaşlığın gereği olduğunu öne sürerek kendi kutlama şekillerinin doğru olduğunu ve buna karşı çıkanların geri kafalı ve çağdışı olduğuna vurgu yapmaktadırlar. Noelsöverler ise bunun bir Hıristiyan uygulaması olduğunu ve kutlayanların dinden çıkacağına, Müslümanların asıl takviminin Hicri takvim olduğuna vurgu yaparak olaya yanaşmaktadırlar. Sonuçta yeni yıl kutlaması her ne kadar dinsel köken itibariyle ele alınsa da özellikle ülkemizde Hıristiyan ülkelerde olduğu gibi dinsel bir kimlik üzerinden kutlanmamakta, ancak kutlamayıp reddedenler tarafından tamamen dinsel bir kimlik tartışması üzerinden reddedilmektedir.
Yeni yıl kutlamalarının temeline baktığımızda oldukça farklı, karışık ve tamamen mitolojik bilgilere dayalı bir geçmişinin olduğunu görmekteyiz. Yılbaşının sonradan Hıristiyanlık ile ilişkilendirilmiş olması geçmişinin de böyle olduğunu göstermemektedir. Putperest kültürlerden gelen bilgilerle Hıristiyanlığın sentezi sonucunda ulaşılan bu yapı ebetteki İslami içerikten yoksundur. Ancak Miladi takvimin bu içerik dolayısıyla mahkûm edilmesi ve yıldönümü olarak nitelenen 1 Ocak gününün sanki Allah'ın herhangi bir günü değilmiş gibi sürekli olarak olumsuz bir şekilde anılması ve yaşanması da İslami değildir.
Evrende var olan hesaplamalara bağlı ve Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde Miladi, Hicri, Rumi ve adını bilmediğimiz bütün takvimler, Allah'ın ne kadar ince bir sanat çerçevesinde bu kâinatı yarattığına işaret eden ve kanıtlayan delillerdir. Bu delillere anlamsız bir şekilde düşman olmak kesinlikle yanlıştır. Ayrıca her ne kadar 1 Ocak tarihinin Hazreti İsa'nın doğum günü olmasa da onu hatırlatıyor olması Müslümanlara ne zarar verir. Burada ne Miladi takvimi ne de Hazreti İsa'nın doğum gününü dert etmemek ve bu noktadan hareket etmemek gerekir. Yeni yıl kutlamalarında bir Müslümanın karşı çıkacağı tek bir şey vardır. İslam'a uygun olmayan kutlama teknikleri. Sabahlara kadar alkol alıp eğlenmek ve her türlü rezilliği yapmak elbette ki İslami değildir. Ancak bu da sadece yeni yıl için değil yılın tüm günleri için geçerlidir. Hele bu geceyi şöyle veya böyle kutlayanlar dinden çıkar gibi bir yaklaşım ise tamamen yanlıştır. Zira bu düşüncenin temeline konulan “başka dinden olanlara benzeme” gibi izafi bir kavram üzerinden bu tartışmayı sürdürmek hiç mantıklı değildir. Zira “benzeme” olgusunun sınırı nerede başlar ve nerede biter. Bugünkü giyim şeklimiz, beslenme alışkanlıkları, televizyon programları, batıya endeksli bilimsel yaklaşımlar, ticaret kurallarımız gibi daha pek çok şeyde Hıristiyan kültürüne ait toplumların etkileri gözlemlenirken yılbaşı kutlamasını “başka dinden olanlara benzemek” gibi bir temelde bu kadar büyütmek ne derece doğrudur. Ayrıca şunu özellikle belirtmek gerekir ki, kültürler arası etkileşimin İslam’ın iman ilkelerine ve uygulamalarına zarar vermediği noktada, İslami anlamda ne zararı olabilir ki. Bugün Hıristiyan bir toplumda yaşayıp da sonradan Müslüman olan bir kimsenin tüm kültürel değerlerini terk ederek hangi İslami ulusun kültürüne göre davranması doğru olur. İslam’ın böyle bir beklentisi veya emri olabilir mi?
Bir Müslüman yeni yıla has bir şekilde İslami hudutlar dâhilinde kutlamak amacıyla rahatlıkla özel bir şeyler yapabilir. Bunu yapanlar ne putperest kültürü destekliyor ne de Hıristiyanlığı. Aksine Hıdrellezi kutlar gibi yeni yılı kutluyorlar demektir. Zira Hıdrellez ile yeni yılın içerik ve şekil olarak hiçbir farkı yoktur. Hıdrellez de putperest kültürlerin egemen olduğu dönemlerde baharın gelişiyle doğanın canlanmasına istinaden kutlanmaya başlanmış, daha sonra İslami bir içerik ile doldurularak günümüze kadar gelmiş bir uygulamadır. Putperest kültürün kalıntısı diye Hıdrelleze karşı çıkılmadığına göre yeni yılın suçu nedir. Bu iki örnekte de temel olan şudur. Genelde dünya, özelde ise yaşadığımız coğrafya ilkçağlardan günümüze kadar gelen kültürlerin harman olduğu, hatta İslam diniyle de harman olup karıştığı bir coğrafyadır. Bu gerçek ortada iken kendi inanışımızı temel alarak diğer inanış ve yaşam tarzlarına insafsızca karşı çıkış ne ahlakidir ne de insanidir. İnancımızın doğru ve hak olması, diğer inanışlara ve yaşam tarzlarına da bakışımızı sağlıklı zemine oturtmamıza neden olmalıdır.
Çoğu zaman farkına varmadan putperest bir uygulamayı İslami zannettiğimiz durum oldukça fazla olmaktadır. Putperestlik mirasımız olarak nitelediğimiz bu konuda hayatımızda pek çok örnek bulunmaktadır. Özellikle Şamanist kültürden Anadolu’nun içlerine kadar taşımış olduğumuz pek çok uygulama söz konusudur. Bu durumda önemli olan kültürel bir uygulamayı İslam'ın iman ilkelerine ters düşmeyecek ve zarar vermeyecek şekilde devam ettirmektir. Aksi halde İslam'a ters diye her şeyi kökünden atmaya kalkarsak elimizde bizi biz yapan hiçbir şey kalmaz. Oysa her bir kavmin kendine has özellikleri, yaklaşımları, bakış açıları ve yaşam şekilleri vardır. Bunlara sahiplenmek ve devam ettirmek Kuran'ın ruhuna da uygun olandır.
Bugün kutlamakta olduğumuz Nevruz ile yeni yıl kutlamasını karşılaştırdığımızda da benzerlikler ortaya çıkacaktır. Nevruz ve Hıdrellezi kutlarken veya bu kutlamalara hoşgörü ile bakarak putperestlerin ortaya koyduğu değerlere sahip çıkanların yeni yıla haksızlık etmeye hakları yoktur. Hatta Sevgililer Günü, Anneler Günü, Babalar Günü, Doğum Günü gibi özel günleri kutlayanların veya onlara sıcak bakanların ya da sesini çıkarmayanların yeni yıla haksızlık yapmamaları gerekir. Evden çıkan cenazenin yedisinde, kırkında, elli ikisinde ve yıl dönümlerinde yapılanların kaynağı ise yine putperest ve Hıristiyan kültürlerdir. Ne vahiyde ne de İslami gelenekte böyle şeyler söz konusu değildir. Ancak bu uygulamalarda bile "fayda" çerçevesinde olaya bakılarak İslami olmayan uygulamalara anlayış gösterilebilmektedir.
Miladi Takvimin başlangıcı diye yeni yıl kutlamalarına karşı çıkanların yine bu takvimden kaynaklanan cumartesi ve pazar izinlerine karşı çıkışta bu kadar ısrarlı olmamaları da samimiyetsizliğin göstergesidir. Bu noktada artık şunu net ortaya koymak gerekmektedir. İnsanın aklını örten ve gerçeği görmesini engelleyen alkollü içki içmek İslam dininde haramdır. Bunun içildiği akşam veya günün, haramlığı artırmak veya eksiltmek gibi bir fonksiyonu kesinlikle yoktur. Yeni bir yılı karşılamak bahanesiyle insanların mutlu olmak, eğlenmek bir araya gelmek gibi İslami çerçevede yaptıkları şeylerin Hıdrellez ve Nevruz'da yapılanlardan farkı yoktur. Sonuçta hepsinde bir yıl dönümü noktası kutlanmaktadır.
Yeni yıl kutlamalarının olacağı akşamı bir muhasebe akşamı olarak değerlendirilmesini isteyenler de şunu bilmelidirler. Müslümanlar yılbaşı akşamı, cuma akşamı, kandil gecesi veya herhangi bir akşam veya ayinde değil sürekli olarak, her anında muhasebe yapmak durumundadırlar. Bunu herhangi bir geceye özelleştirmek yanlıştır. Zira İslam'da kutsal insanlar olmadığı gibi kutsal geceler de yoktur. Allah indinde tüm insanlar iman ve takva ölçüsüyle birbirinden ayrılacağı gibi herhangi bir gece veya zamanda yapacağı ibadetle ayrılması diye de bir şey söz konusu değildir.
Noelseverler yeni yılı kutladıkları için değil ama İslami olmayan uygulamalar yaptıkları için Allah'a karşı sorumludurlar. Noelsöverler ise din ve imanlarının üstü, İstanbul'un surları gibi putperest kültürlerin yıllar boyunca biriken kalıntısı altında ziyan olup giderken, yeni yıl kutlaması gibi sıradan bir yanlışa karşı çıkıp daha büyük yanlışları görmediklerinden dolayı sorumludurlar. Belki de Allah yeni yıldan dolayı hesap sormayacaktır. Ancak yılbaşı ile diğer gece ve gündüzlerde bu kadar yanlışı nasıl yaptınız ve bunun farkına varmadınız diye herkesten hesap soracaktır.