Osmanlı Mirasını Savunan Bir Atatürkçü

Sadece şiir ve roman alanında değil, fikir hayatında da ezber bozan ve tabuları yıkan bir savaşçıydı

Güncel - 15-02-2015 11:44

Osmanlı Mirasını Savunan Bir Atatürkçü
Sadece şiir ve roman alanında değil, fikir hayatında da ezber bozan ve tabuları yıkan bir savaşçıydı. Bu özelliklerinden dolayı da çeşitli kesimlerce eleştirilere maruz kalıyordu.  Kimilerince iflah olmaz bir komünist, kimilerince ırkçı bir şovenist, kimilerince Osmanlıcı-tutucu bir gerici olarak değerlendiriliyordu. Attila İlhan ise bu kalıpların hiç birine sığmayacak kadar özgün bir sentez yaratmıştı.  Attila İlhan bu şabloncu kesimleri "sağdaki ve soldaki müminler" olarak adlandırmıştı. İsterlerse solun en ileri ucunda olduğunu söylesinler, kendi deyimiyle "az gelişmişlikte patinaj yapan" bu kesimlere karşı inatla mücadele ediyordu. Çünkü ilericilik salt bir inanç işi değil, bilinç işiydi.  Belli kalıplar ve şablonlar içinde düşünmeye alışmış aydınlarımız için gerçekten de Attila İlhan'ın düşüncelerini bir yere oturtmak zordu. Onlara göre; Osmanlı'yı savunan bir Cumhuriyetçilik, Batılılaşmaya karşı olan bir Atatürkçülük, Türkçülüğü savunan bir sol anlayış mümkün değildi.  İşte Attila İlhan; Atatürkçülüğü, milliyetçiliği ve solu birbirinden ayrı ve birbirine karşıt akımlar olarak adlandıran kesimlerin üzerine inatla gitti. "Hangi Sol", "Hangi Batı" ve "Hangi Atatürk" adlı eserleri bu sorgulamanın ürünleri olarak ortaya çıktı.  DOĞULU BİR AYDIN VE TUTARLI BATI KARŞITI  Attila İlhan denilince akla hep Batı karşıtlığı gelir. Çünkü kendisini hep Doğulu bir aydın olarak tanımladı. Atatürkçülüğü Tanzimatçılığın devamı olarak gören sağ ve sol batıcılara hep karşı çıktı.  O'na göre; "Batı üçüncü bir ülkeye bulaştı mı; hemen oracıkta, kendi İslamcılığını, kendi Türkçülüğünü, kendi komünistliğini örgütlüyordu. Bu yalnız Türkiye'de değil, her yerde böyle olmaktaydı".  Batı'dan gelen her türlü solculuk ve sağcılık yıkım getiriyordu. Toplumu bölen ve kamplara ayırarak çarpıştıran tüm fikirler Batı'ya hizmet ediyordu, toplum bir şekilde birleştirilmeliydi:  "Şimdi çok net olan hakim çelişkinin ne olduğudur. Hakim çelişki mazlumlarla zalimler arasında yani, emperyalizmin ezdiği halklar ile emperyalistler arasındadır. Batılı proletarya, Batılı burjuvazi ile işbirliği yaparak, Doğu halklarını soyuyor. Bu soygundan Batılı işçi de kazanıyor. Hakim çelişki bu olunca nerede olacağız çok belli. Kemalisti de, Sosyalisti de, Liberali de, Türkçüsü de bir arada olmak zorunda... Gazi yaşarken de, Gazi'den sonra da benzer bir konjonktür yaşanmıştı: İslamcı kesimden de, Türkçüler arasından da, komünistler arasında da hürriyet ve istiklâlden yana ulusalcılar hep bulunmuştu".  Attila İlhan bu yüzden hiç bir akıma karşı ön yargılı ve tutucu olmadı. Her akımın içinde vatanseverlerin olacağını düşündü. Bu siyasi akımlarla ideolojik olarak elbette ki uzlaşmadı. Silahını Batı'ya karşı doğrulttu. Batı'dan gelen her türlü sol ve sağ fikirle mücadele ederken Türk halkını kazanmaya çalıştı.  O'na göre gerçek düşman batı’ydı. Batı ekonomisiyle, kültürüyle, siyasetiyle tümden reddedilmeliydi. Batıcılıkla çağdaşlık ayrı kavramlardı ve birbiriyle karıştırılmamalıydı. Batılılaşmak fikri Avrupa merkezli bir ırkçılıktan başka bir şey değildi.  SELÇUKLU'NUN VE OSMANLI'NIN MİRASINI SAVUNMAK!  Attila İlhan Doğulu bir aydın olduğunu söylerken, kendi toplumunun değerlerini hiçe sayarak küçümseyen, tarihsel köklerine sırt çeviren anlayışları eleştiriyordu. Aksine Türk milletini ilgilendiren tüm meselelerde tarihi göz önünde tutmaya, günümüz ile geçmiş arasında bağ kurmaya çalışıyordu.  Bu yüzden kimi Atatürkçü çevreler Attila İlhan'ı Kemalist olmamakla ve hatta ümmetçi olmakla suçlamıştı. Çünkü Attila İlhan, Doğulu olmayı binlerce yıllık Türk kültürünü savunmak olarak görüyordu. Selçuklu'nun ve Osmanlı'nın mirasını savunuyordu.  Oysa o zamana kadar, Cumhuriyet'i savunanlarla, Osmanlı'yı savunanlar karşıt kamplarda yer almışlardı. Atatürkçüler Osmanlı'yı, İslamcılar Cumhuriyet'i beğenmemişlerdi.  Bu fikirler özellikle kimi Atatürkçü çevreler için kabul edilemezdi. Onlara göre Attila İlhan'ın bu anlayışı Osmanlı'yı deviren Atatürk'e karşı çıkmaktı.  Oysa Attila İlhan'a göre; Atatürk Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir karşıtı değil, devamıydı. Osmanlı Devleti'ni Batılılar yıkmış, Atatürk ise o yıkımın küllerinden yeni bir Türk devleti yaratmıştı. Elbette ki Osmanlı'nın dağılmasına neden olan işbirlikçi Osmanlı yöneticileriyle hesaplaşmıştı ama kendi devrimini Osmanlı'ya karşı bir hareket olarak konumlandırmamıştı.  OKULLARDA ARAPÇA VE OSMANLICA DERS OLARAK OKUTULSUN  Atilla İlhan bu fikrin mücadelesini özellikle ulusal kültür alanında veriyordu. O'na göre Selçuklu ve Osmanlı bileşiminin oluşturduğu kültür, ulusal kültürün temelini oluşturmalıydı. Arapça ve Osmanlıca liselerde okutulmalıydı. Türk insanının aydın sayılabilmesinin ölçüsü, Nutuk'u orijinal dilden okuyabilmak, o kavram zenginliğine sahip olmaktı. Kendi ifadesiyle; "16.yy'da yazılmış bir Fransız şiirini okuyan herkes anlayabiliyor. Ama aynı dönemde yazılmış bir şiirimizi doğru dürüst kimse anlamıyor. Böyle giderse yakında Türkler geçmişlerine dair hiç bir şey öğrenemeyecekler. Bu bir toplum açısından ne kadar acı bir durum"du.  Şiirini de bu çerçevede "halk ve divan edebiyatı kaynaklarından yararlanarak, bunlardan çağdaş bir içerik üretmek olarak" tanımlıyordu. Ulusal bir bileşime ulaşmak için hem halk edebiyatından hem de divan edebiyatından yararlanmak gerektiğini savunuyordu. Ondaki tutku, ülkenin tüm değerlerini kendi kişiliğinde yoğurarak, ulusal bir sentez yaratmaktı. Ve bu alanda çokta başarılı oldu.  LATİN VE YUNAN KÜLTÜRÜNE KARŞI ULUSAL KÜLTÜR  Attila İlhan bu fikirleriyle Atatürkçülerle mücadeleye girişti. Çünkü bu fikirlerin klasik Atatürkçü anlayışla bir ilgisi yoktu. Zaten Atatürkçülüğü; İnönü Cumhuriyeti ve Atatürk Cumhuriyeti olmak üzere iki dönemde değerlendiriyordu: "İnönü Cumhuriyeti ilk başta Atatürk Cumhuriyetinin bütün özelliklerini taşır gibi görünür. O da laiktir, halkçıdır ve milliyetçidir. Ne var ki kültür devrimini çağdaşlaşarak uluslaşmak olarak değil, uluslaşırken Batılılaşmak diye anlamıştır".  Ona göre İnönü döneminin en büyük hatası Yunan ve Latin klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi, akabinde liselerde okutulması, Köy Enstitüleri ve Halkevleri aracılığı ile halka ulaştırılmasıydı. Oysa Atatürk Cumhuriyeti "seciye-i milliyetimizle ve tarihimizle mütenasip bir kültür yaratılmasını" savunmaktaydı. Attila İlhan'a göre Atatürk ümmet kültürünü ve tarihini reddetmiyor; o tarihin içinden ulusal bir kültür damıtılmasını savunuyordu. İnönü ise, bu ülkeyi Batı ülkelerine benzetmek için ümmet kültürünü ve tarihini reddediyor, Yunan ve Latin kültürüne yaslandırdığı devşirme bir kültür taklitçiliğine yöneliyordu.  SEÇKİNLER OLİGARŞİSİNE KARŞIYDI  Attila İlhan o yılları şöyle anlatıyordu:  "1940'lı yıllarda lisedeydim. O zaman birdenbire Yunan-Latin temeli üzerinde bir kültür devrimine kalkıştılar. Biz liselerde Yunan ve Latin eserlerini ders gibi okumaya başladık. Hatta Latince öğreten liseler bile açıldı. Bu yanlış on yıl sürdü. Çünkü o zaman CHP iktidar partisiydi. Onun sözcülerinden birisi Nurullah Ataç'tı. Vatan gazetesinde ‘biz Yunanca ve Latince öğrenmediğimiz için geri kaldık' türünden açıklamalarda bulunmuştu..... İsmet Paşa zamanında seçkinler oligarşisi oluştu."  İşte İnönü döneminin bu kültür politikalarıyla Türkiye'de komprador ve Batı ajanı bir aydın kitle oluşturuldu. İnönü Atatürkçülüğü; laiklik ile sınırlı, işbirlikçi ve bürokratik bir ‘ilericilik' yarattı.  Tamamen halktan kopuk seçkinci bir zümre Atatürkçülük adına ortaya çıktı.  Attila İlhan ise bu anlayışa karşı her zaman halkçılığı savundu. Şiiriyle, edebiyatıyla ve topluma yön gösteren fikirleriyle Türk halkının öz değerlerine sahip çıktı.  TÜRKÇÜLÜK VE TURAN SOSYALİZMİ  Attila İlhan; Türkiye'nin birlik beraberliğine, üniter yapısına karşı yöneltilmiş tüm saldırılara karşı direnen, karşı koyan bir fikir adamıydı. Ve elbette ki iyi bir Türkçüydü, tıpkı iyi bir sosyalist olduğu gibi. Toplumculuğu ve Türkçülüğü harmanladığı fikirleriyle her zaman hainlerin karşısına dikilmişti.  Attila İlhan Türkçülük anlayışını çeşitli şekillerde ifade etmişti:  "Emperyalizm diğer kavimleri etnik olarak tahrik edince, Türklerin de kendi kavimleri için araştırmalara girmelerine yol açtığını görüyoruz. Şimdi pek çok insanın unuttuğu ve hatırlamak istemediği bir şey var, Kuvayı Milliye'yi ve Müdafaa-i Hukuk'u örgütleyenler Türkçülerdir...".  Ona göre Türkçü, "Batılı emperyalizme karşı ayağı kalkan ve ona karşı çıkan ve Türk kimliğini açığa çıkarıp, Batılının ona olan baskısına karşı koyan adam"dı. Türkçü, "ülkenin tam bağımsız ve özgür bir ülke olarak devam etmesini sağlayan adam" demekti.  Türkçülüğü, 19.yy sonunda bütün soyları ve boylarıyla esarete düşmüş olan Türklüğün, onu esir eden tüm emperyalizmlere karşı kurtuluş ve bağımsızlık hareketleri olarak tanımlıyordu. Bu anlamda Sultangaliyev'in turancı fikirlerine sahip çıkıyor, bu fikirleri Türk halkına anlatmak için adete tek başına savaş veriyordu.  Nur Bostancıoğlu
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Samsun Şehir Hastanesi’nde İnatlaşma Krizi!

Samsun Şehir Hastanesi’nde İnatlaşma Krizi!

25-05-2026 - Güncel

9 İYİ Partili Vekil MHP’ye Geçecek

9 İYİ Partili Vekil MHP’ye Geçecek

25-05-2026 - Güncel

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik