Salih Tuna’nın ‘Çok acıklı bir şaka’ Yazısını Chat CPT yorumladı

Salih Tuna’nın Sabah gazetesinde yayımlanan, paylaştığınız yazısı, yapay zekâ tartışmasını iş kaybı meselesinin ötesine taşıyarak egemenlik, özgür irade, ortak akıl ve insanın kendi zihni üzerindeki hâkimiyeti ekseninde ele alıyor.

Güncel - 22-09-2026 19:57

Salih Tuna’nın ‘Çok acıklı bir şaka’ Yazısını Chat CPT yorumladı

Yazının temel tezi şu: Dijital şirketler artık yalnızca ticari hizmet sunan kuruluşlar değil; insanların neyi göreceğini, hangi bilgilere ulaşacağını, dünyayı nasıl algılayacağını etkileyen güç odaklarıdır.

Bu, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir mesele. Ancak Tuna’nın bazı tespitleriyle bunlardan çıkardığı sonuçları birbirinden ayırmak gerekiyor.

YAZININ EN GÜÇLÜ TARAFI: DİJİTAL TAHAKKÜMÜN GÖRÜNMEZLİĞİ

Tuna’nın dikkat çektiği en önemli nokta, dijital iktidarın klasik iktidar biçimlerinden farklı olmasıdır.

Geleneksel iktidar, çoğu zaman emir, yasak, kanun veya ekonomik baskı yoluyla kendisini gösterir. Dijital iktidar ise çoğu zaman insanın kendi tercihiymiş gibi görünen tercihler üzerinden işler.

Bir sosyal medya platformu size ne düşüneceğinizi doğrudan söylemeyebilir. Fakat hangi haberi göreceğinizi, hangi tartışmayla karşılaşacağınızı, hangi görüşün sürekli önünüze çıkacağını etkileyebilir.

Burada önemli bir ayrım var:

Bilgiye erişim imkânı sunmak başka,

Bilginin görünürlüğünü belirlemek başka,

İnsanların düşünce ve davranışlarını sistematik biçimde yönlendirmek ise daha başka bir meseledir.

Tuna’nın algoritmalarla ilgili eleştirisi, bu üç alan arasındaki ilişkinin sorgulanmasını sağlıyor.

Ancak algoritmaların her durumda insanları tek bir düşünceye mahkûm ettiğini söylemek de doğru olmaz. Kullanıcıların tercihleri, farklı kaynaklara erişimleri, eğitimleri ve eleştirel muhakemeleri de belirleyicidir.

YANKI FANUSLARI VE ORTAK AKLIN KAYBI

Yazının ikinci önemli meselesi, ortak gerçeklik zemininin zayıflaması.

Tuna, geçmişte insanların aynı haberlere maruz kaldığını, bugün ise algoritmaların kişiye özel dünyalar kurduğunu söylüyor.

Bu tespit, kamusal tartışmanın niteliği bakımından önemli.

Demokratik bir toplumda insanlar farklı görüşlere sahip olabilir. Fakat tartışabilmek için en azından üzerinde konuşulan olaylar, veriler ve temel olgular hakkında belli ölçüde ortak zemine ihtiyaç vardır.

Algoritmaların kişiye özel içerik sunması, bu zemini parçalayabilir. İnsanlar yalnızca farklı kanaatlere sahip olmakla kalmaz; bazen aynı olayın ne olduğuna ilişkin dahi birbirinden uzak anlatılarla karşılaşabilir.

Fakat burada da bir nüans var: Geçmişte konvansiyonel medyanın aynı haberleri sunması, herkesin aynı gerçekliği paylaştığı anlamına gelmiyordu. Geleneksel medya da gündemi seçiyor, bazı konuları öne çıkarıyor, bazılarını geri plana itiyordu.

Dolayısıyla mesele, eski medyanın bütünüyle ortak akıl ürettiği bir dönemden dijital medyanın bütünüyle ortak aklı yok ettiği bir döneme geçiş şeklinde okunmamalı.

Asıl mesele, kamusal tartışmanın hangi kurallarla ve kimin denetiminde yürütüldüğüdür.

DİJİTAL EGEMENLİK: DEVLETİN BAĞIMSIZLIĞI MESELESİ

Tuna’nın yazısında en önemli stratejik başlıklardan biri, veri merkezleri, bulut sistemleri ve yapay zekâ altyapısının küresel şirketlerin elinde yoğunlaşması.

Burada iki ayrı egemenlik alanı söz konusu:

Devlet açısından

Birey açısından

Veriye ve teknoloji altyapısına erişim

Bilgiye özgürce erişebilme

Kritik sistemlerde dışa bağımlılık

Algoritmik yönlendirmeye karşı muhakeme

Teknolojik kararların denetlenmesi

Kendi kararlarını bilinçli verebilme

Dijital güvenlik ve veri koruması

Mahremiyet ve düşünce özgürlüğü

Devletin kritik dijital altyapılarda dışa bağımlı olması, güvenlik ve stratejik karar alma bakımından sorunlar doğurabilir.

Bununla birlikte, dijital egemenliği yalnızca bütün altyapıyı ülke sınırları içinde kurmak şeklinde anlamak da yeterli değildir. Hukuki denetim, teknik kapasite, alternatif sağlayıcılar, veri güvenliği ve uluslararası bağımlılıkların yönetimi de önemlidir.

Tuna’nın 725 milyar dolarlık yatırım rakamı ise yazıda önemli bir dayanak olarak sunuluyor. Ancak hangi şirketlerin, hangi dönem içinde, hangi harcama kalemlerine ilişkin verilerinin toplandığı ayrıca doğrulanmalı. Bu rakamı tek başına dijital tahakkümün kanıtı sayamayız.

ÖZGÜR İRADE VE SEÇİM MESELESİ

Yazının en çarpıcı, aynı zamanda en fazla tartışmaya açık bölümü şu düşünce:

“Zihinsel altyapımızı kim inşa ediyorsa, kararlarımızın sınırlarını da o belirliyor.”

Bu cümle, yazının bütün iddiasını özetliyor.

İnsanların kararları, içinde bulundukları bilgi ortamından etkilenir. Seçmenlerin karşılaştığı haberler, siyasi mesajlar, sosyal çevreleri ve ekonomik koşulları karar süreçlerinde rol oynayabilir.

Fakat buradan, dijital platformların insanların iradesini bütünüyle belirlediği sonucuna doğrudan geçemeyiz.

ETKİLENMEK İLE İRADESİNİ KAYBETMEK AYNI ŞEY DEĞİLDİR.

Bir insanın karşılaştığı içerikler düşüncesini değiştirebilir; fakat bu, onun muhakeme yeteneğinin ortadan kalktığını göstermez. Ayrıca dijital ortamlar, daha önce erişilemeyen bilgilere ve farklı görüşlere ulaşma imkânı da sunabilir.

Bu nedenle yazının demokratik açıdan ortaya koyduğu asıl soru şudur:

İnsanlar karar verirken hangi bilgilerin kendilerine sunulduğunu, hangi bilgilerin dışarıda bırakıldığını ve karşılaştıkları içeriklerin nasıl sıralandığını ne ölçüde biliyor?

Bu soru, özgür irade tartışmasını soyut bir felsefe meselesi olmaktan çıkarıp somut bir denetim ve şeffaflık meselesine dönüştürüyor.

NECİP FAZIL’IN MAKİNE ELEŞTİRİSİYLE BAĞLANTISI

Burada, Necip Fazıl’ın makineye yönelik eleştirisiyle de anlamlı bir bağlantı kurulabilir.

Necip Fazıl’ın makineleşme eleştirisinde öne çıkan kaygılardan biri, insanın kendi kurduğu mekanizmanın hâkimiyeti altına girmesidir. Makine, insanın işini kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkarak insanın hayatını belirleyen bir düzene dönüşebilir.

Yapay zekâ çağında bu mesele yeni bir boyut kazanıyor.

Eskiden makinenin insanın bedenî emeğini devralması, insanı üretim düzeni içinde edilgenleştirmesi tartışılırken bugün insanın zihinsel faaliyetlerinin de makinelere devredilmesi söz konusu.

İnsan kendi araştırmasını yapmak yerine kendisine sunulan cevaba razı olabilir.

Kendi muhakemesini işletmek yerine algoritmik önerileri takip edebilir.

Kendi hükmünü oluşturmak yerine başkalarının oluşturduğu dijital gerçeklik içinde yaşayabilir.

Ancak buradaki temel sorun makinenin varlığı değil, insanın makine karşısındaki konumudur.

Yapay zekâ insanın düşünme imkânlarını genişletebilir de düşünme sorumluluğunu aşındırabilir de. Sonuç, teknolojinin hangi amaçla geliştirildiğine, nasıl kullanıldığına ve insanın kendi muhakemesini koruyup korumadığına bağlıdır.

Bu açıdan Tuna’nın yazısı, makineleşme eleştirisinin dijital çağdaki yeni bir tezahürü şeklinde okunabilir.

YAZININ EKSİK BIRAKTIĞI NOKTA: ÇÖZÜM NEREDE?

Tuna, tehlikeyi güçlü ifadelerle ortaya koyuyor. Ancak paylaştığınız bölümde çözüm yolları yeterince somutlaştırılmıyor.

Dijital oligarşinin karşısına yalnızca ulusal sermaye koymak yeterli olmayabilir. Çünkü dijital altyapıya sahip olmak, o altyapıyı kullanan insanların özgür olduğu anlamına gelmez.

Bir devlet kendi dijital sistemlerini kurabilir; fakat bu sistemler de şeffaflıktan uzak, denetimsiz ve insanın tercihlerini sınırlayan bir yapıya dönüşebilir.

Bu nedenle çözümün birkaç ayağı bulunuyor:

Teknolojik kapasite: Devletlerin ve toplumların kritik dijital altyapılarda bağımlılıklarını azaltması.

Hukuki denetim: Kişisel verilerin, algoritmik kararların ve platformların yetkilerinin denetlenebilmesi.

Medya çoğulculuğu: İnsanların farklı kaynaklardan bilgi edinebilmesi.

Eğitim ve muhakeme: Bireyin karşılaştığı bilgiyi sorgulayabilmesi, kaynakları karşılaştırabilmesi.

İnsanın merkezde tutulması: Teknolojik verimliliğin insanın hürriyeti ve onuru karşısında mutlak bir amaç hâline getirilmemesi.

Bunlar, yazının ortaya koyduğu sorunlardan hareketle geliştirilebilecek çözüm başlıklarıdır; paylaştığınız metinde Tuna’nın bunların tümünü önerdiğini söylemiyorum.

DİJİTAL OLİGARŞİNİN KARŞISINDA İNSANIN KENDİ HÜKMÜ

Salih Tuna’nın yazısı, dijital çağın temel meselelerinden birini görünür kılıyor: İnsan, kendi hayatını kolaylaştırmak üzere geliştirdiği teknolojilerin karşısında ne ölçüde özgür kalabiliyor?

Yazının güçlü tarafı, yapay zekâyı yalnızca istihdam ve ekonomik verimlilik üzerinden değerlendirmemesi. Konuyu devlet egemenliği, bilgiye erişim, demokratik karar alma ve insanın kendi zihni üzerindeki hâkimiyetiyle ilişkilendirmesi.

Bununla birlikte, bazı ifadeleri tehlikenin boyutunu anlatmak adına oldukça kesin. Algoritmaların etkisini, bireyin iradesinin ortadan kalkmasıyla özdeşleştirmek; dijital altyapıdaki bağımlılığı da devlet egemenliğinin bütünüyle kaybı şeklinde görmek, daha fazla ayrım ve kanıt gerektiriyor.

Bana göre yazının asıl kıymeti, verdiği hükümden ziyade sordurduğu soruda:

İnsan, kendi aklını kullanma sorumluluğunu makineye devrederse, özgürlüğünü hangi ölçüde koruyabilir?

Dijital çağda mesele yalnızca kimin veriye, sermayeye veya işlem gücüne sahip olduğu değildir. Aynı zamanda insanın kendi hükmünü oluşturma kudretini koruyup koruyamadığıdır.

Teknoloji insanın hizmetinde kaldığı sürece bir imkândır. İnsan teknolojinin kurduğu dünyanın edilgen bir unsuruna dönüştüğünde ise özgürlük, yeniden düşünülmesi gereken bir mesele hâline gelir.

Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Salih Mirzabeyoğlu’ndan FETÖ Uyarısı

Salih Mirzabeyoğlu’ndan FETÖ Uyarısı

22-09-2026 - Güncel

Canik'te Teknoloji Atölyesi Öğrenci Seçme Sınavı

Canik'te Teknoloji Atölyesi Öğrenci Seçme Sınavı

22-09-2026 - Güncel

ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat