Türkiye Yaşlı Nüfus Ve Yaşlılık Sorunları
Nüfusumuzun hızla yaşlanmakta olduğu hususu artık en yüksek makam sahiplerinin bile dilinden düşürmediği bir gerçek olup, konu son derece ciddidir ve sadece ülkemizi değil, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, tüm dünyayı ilgilendirmektedir
Türkiye
- 01-10-2015 10:25
Nüfusumuzun hızla yaşlanmakta olduğu hususu artık en yüksek makam sahiplerinin bile dilinden düşürmediği bir gerçek olup, konu son derece ciddidir ve sadece ülkemizi değil, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, tüm dünyayı ilgilendirmektedir. Biz, yıllardır nüfusumuzun “genç” olduğunu dillendirip, meseleyi önemsemeyerek adeta kış uykusuna yatarken, Avrupa çoktan bu sorunla boğuşmaya başlamış, problemle başa çıkabilmek için önemli kurum, kuruluş ve bilim dalları meydana getirmişlerdir. Sayısız bilimsel çalışma yapılmış; örneğin yaşlılıkta karşılaşılan ekonomik, sosyolojik, biyolojik, psikolojik vd. rahatsızlıklarla ilgili olarak “gerontoloji”; yine yaşlı kimselerin tıbbî ve sağlık sorunları ile ilgili olarak da “geriatri” bilim dalını geliştirmişler, bu sahalarda sayısız uzman yetiştirmişlerdir. Şimdi sıra bizdedir. Çünkü mevcut nüfus içinde yaşlı nüfus oranı yükselmekte, yani “nüfusumuz hızla yaşlanmaktadır”. İlgili Bakanlıklar, üniversiteler, valilikler, belediyeler, muhtarlıklar, sivil toplum kuruluşları... bu konuda neler yapmalı, toplum nasıl bilinçlendirilmelidir? Meselenin ciddiyetinin anlaşılması ve çözüm için “bugüne kadar ne yaptık, şu an ne yapıyoruz, gelecekte ne yapmalıyız?” sorularına acil cevaplar bulmak zorunda olduğumuz artık yadsınamaz bir gerçektir.
Önce birkaç tanımdan yola çıkarak konunun bilimsel açıdan önemine bir bakalım;
Yaşlı kimdir, yaşlılık nedir?
Ekonomik faaliyetlerin dışında kalan veya yeterince işgücüne katılamayan, (ortalama bir rakam verilecek olursa) 65 yaş üstü kadın ve erkek nüfustur. Emeklilik yaşı, vasi tayini gibi hususlar da yaşlı nüfusun alt sınırını oluşturan diğer rakamlardır.
Yaşlanmanın tam olarak bir tanımını yapmak zordur. Yaşlılık; biyolojik, fizyolojik, duygusal ve fonksiyonel açıdan da farklılık arzeder. Bunlardan; biyolojik yaşlılık; yaşlandıkça insan bedeninin yapı ve fonksiyonlarında meydana gelen değişimi, hücre kayıplarını ifade ederken, fizyolojik yaşlılık; vücuttaki biyolojik değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan kişisel ve davranışsal değişiklikleri; psikolojik yaşlılık kişinin kendisini yaşlı hissetmesi ve bunu kabullenmesini; sosyal yaşlılık kişinin çalışma ve sosyal hayatında gücünün ve yeteneğinin azalarak kaybolmasını ifade eder.
Kısaca yaşlılık; beden gücünün azalarak giderek başkalarına bağımlı hale gelme sürecidir. Başka bir ifade ile kişinin zamanla çevreye karşı uyum kabiliyetini kaybetmesi, vücudun iç ve dış etkenler arasında denge sağlama potansiyelinin azalması ve ölüm ihtimalinin giderek yükselmesi gibi her canlıda görülen evrensel bir süreçtir.
Nüfusta yaşlanma nedir?
Mevcut nüfus içinde 65 yaş üstü nüfusun miktar ve oran olarak artmasıdır.
Türkiye’de ne kadar yaşlı nüfus vardır?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2014 yıl sonu verilerine göre Türkiye toplam nüfusu 77.695.904 kişidir. Bu nüfusun % 24,3’ü 0-14 yaş arası, % 67,8’i 15-64 yaş arası, % 8’i ise 65 yaş ve üzeri nüfustur. Rakam olarak halihazırda Türkiye nüfusunun 6,2 milyonu 65 yaş üzeri yaşlı nüfustan oluşmaktadır. 2014 yıl sonu verilerine göre toplam il nüfusu içinde % 17,6 ile Sinop Türkiye’de en fazla yaşlı nüfusa sahip il iken, bunu Kastamonu ve Çankırı izlemekte; yaşlı nüfusun en az olduğu illerin başında ise % 2,9 ile Hakkari gelmekte, bu ili Şırnak ve Van izlemektedir.
Gelecekte yaşlı nüfus ne kadar olacak?
Yapılan tahminlere göre gelecek 50-60 yıl içinde (bugün % 8 olan) yaşlı nüfus oranı (yine bugün % 24 olan) genç nüfus oranını geçecektir. Bir ülkenin nüfusunun kendini yenilemesi için doğurganlık hızının en az 2,1 olması gerekirken Türkiye’de bu oran (TÜİK’in tahminlerine göre) 2050 yıllarında 1,6’ya düşeceğinden, aradan geçen süre içinde çocuk yaş grubu, yaşlı nüfus grubunun gerisinde kalacaktır. Netice olarak, bugün % 8 olan yaşlı nüfus oranı 2023’te % 10’u, 2050’de % 20’yi ve 2075’te de % 27’yi geçecektir. Bir diğer ifadeyle 2075 yılında Türkiye nüfusu yaklaşık 90 milyon olacak, bu rakamın 13 milyonu çocuk (15 yaş altı nüfus); 24,7 milyonu ise yaşlı (65 yaş üstü) nüfus olacaktır.
Diğer yandan; dünya genelinde kabul görmüş bir hesaba göre, toplam nüfusları içinde 65 yaş üzeri nüfusu;
- % 4’den az olan ülkeler genç nüfuslu ülkeler,
- % 4-7 arası olanlar orta yaşlı (erişkin/olgun) nüfuslu ülkeler,
- % 7-10 arası olanlar yaşlı nüfuslu ülkeler,
- % 10’un üzerinde olan ülkeler ise çok yaşlı nüfusa sahip ülkelerdir.
Türkiye bu durumda yaşlı nüfusa sahip ülkeler grubuna girmiş bulunmaktadır. % 20’ye yakın oranlarla Almanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkeler ise çok yaşlı nüfusa sahip ülkeler arasında başta gelenlerdir.
Yaşlılık çeşitleri
Bireyin, genel emeklilik yaşı olan 65 yaş sonrası, sosyal güvenceden faydalanmaya başladığı dönem olup, sosyal ve ekonomik açıdan;
-65-74 yaş arası dönem genç yaşlılık,
-75-84 arası dönem yaşlılık,
-85 yaş üstü dönem ileri yaşlılık dönemi olarak kabul edilir.
85 yaş üstü nüfus gerçekten güçsüz ve zayıf kaldıkları için kendilerinden birşey beklemek adeta imkansızdır. 75-84 yaş arası nüfus ise kendilerini, yine ülkemiz şartlarında, “ununu elemiş, eleğini asmış” olarak görmekte, bunlardan da ekonomik ve sosyal olarak yararlanmak pek mümkün değildir. Her iki grupta da güçsüzlük ve hastalık ortak sorundur.
Yaşlılık hastalıkları
Yaşlılık bireylerin fiziksel açıdan hareket kaybına uğradığı, yetenek ve iş yapma becerilerinin giderek azalıp, çevresine muhtaç hale gelmesiyle sonuçlanan bir süreçtir. Esas olarak yaşlılık hastalıkları iki grupta toplanabilir. Bunlardan birincisi fiziki hastalıklar, diğeri ise zihinsel rahatsızlıklardır. Yaşam süresi uzadıkça her iki grup hastalık iç içe geçmekte, yaş ilerledikçe alzheimer, felç, bunama, kanser, uykusuzluk, mental zayıflık, kazalar, solunum sistemi rahatsızlıkları artmakta, iskelet zayıflamakta, görsel ve işitsel duyu kayıpları yaşanmaktadır.
Diğer yandan sosyal hayatta da değişimler olmakta, ev içi ve dışı hareketler kısıtlanmakta, sosyal çevre daralmakta, eş kaybı, gelir kaybı, sosyal statü kaybı yaşamakta, işe yaramama duygusu başlamakta, tuvalete gitme, banyo yapma zorlaşmakta, yeme içme güçlüğü, giyinme, kendi ilacını takip, kendi hesabını yönetme zorlaşmakta, kısaca kendi bireysel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmektedir. Bütün bunlar kişinin destek alma ihtiyacını doğurmakta, bu destek ya aileden, ya da devlet veya özel sektörün geliştirdiği kurum, kuruluş ve sosyal hizmet çalışanları gibi uzmanlardan karşılanmaktadır.
Bunlardan başka, yaşlı nüfusun barınma şartlarıyla ilgili olarak da çok sayıda sorun vardır. Bu problemlerin başında çekidek aileye geçiş, göçlerle birlikte ortaya çıkan yalnızlık, bakım ve bakıcı sorunları, aile yanı mı-huzurevi mi, maddî imkanlar-özel bakımevleri ilişkisi, devletin bu konuya verdiği önem ve katkının derecesi, yaşlı bakımı ve hizmetleri hususlarında yeterli altyapının sağlanması, bu alanda yeterli uzman bulundurulması, bunların yetiştirilmesi, yeterli eğitim kurumlarının açılması vb. hususlar her biri ayrı ayrı üzerinde durulması gereken konulardır.
Önem Sırasına Göre Yaşlılıkta Karşılaşılan Sorunlar ve Muhtemel Çözümleri
Problem
Olması gereken (ihtiyaç duyulan)
Sağlığın bozulması (hastalanma, hastalık hali)
Sağlıklı olma
Ekonomik güvencesizlik (gelirsizlik)
Ekonomik güvence (belli bir gelire sahip olma)
İzolasyon (kimsesizlik)
Akrabası, eşi dostu, çoluğu çocuğu olma
İhmal edilme, önemsenmeme
Bakılma, göz önünde tutulma
Tacize uğrama, itilip kakılma
Koruma altında olma
Korku
Güven
Can sıkıntısı, canı sıkılma
Faydalı işler yapma
Kendine güvenmeme, benliğini yitirme
Kendine güven
Kontrolünü kaybetme
Sorumluluk sahibi olma
Yaşlılığı hazmedememe, yaşlılığa hazırlıksız yakalanma
Yaşlılık için kendini hazırlama
Türkiye’nin en temel sorunlarından biri; genç yaşlılar
Bugün Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri genç emekliler ve bunların zaman içinde dahil oldukları “genç yaşlılık” evresinde ne yaptıkları (ya da ne yapamadıkları) hususudur.
Gerek 65 yaş öncesi erken emekli olanlar, gerekse 65-74 yaş arası genç yaşlılar, (her iki grup birlikte düşünüldüğünde), yaklaşık 50’li yaşlardan 70’li yaşlara kadar ortalama 20 yıllık sürenin nasıl, nerede ve hangi şartlarda geçirildiği/geçirileceği, kısaca bu yaş grubu insanlarımızın hayatlarının bu döneminde aktif mi pasif mi oldukları, yaşlı nüfus probleminin cevap bekleyen en can alıcı sorusudur.
Nasıl bir yaşlılık, aktif mi pasif mi?
Batı ülkeleri ile karşılaştırıldığında Türkiye’deki genç yaşlılar adeta dünyadan elini eteğini çekerken ve bu şekilde de onlarca yılı boş geçirirken, Batı’da ise başta sivil toplum kuruluşları, hobi kulüpleri, bireysel işler, turizm yoluyla ülke içi ve dışı seyahatler vb. etkinliklerle bu yılları gayet dinç ve sağlıklı olarak geçirdiklerii görüyoruz.
Türkiye’deki bu hareketsizlik daha ileriki yaşlarda kronik hastalıklar ve uzun yıllar bakıma muhtaç bir nüfus kitlesinin ortaya çıkmasını sağlarken, yine Batı ülkelerinde daha önceden alınan tedbirler ve yaratılan bilinç sayesinde bu dönem devlet ve sigorta şirketleri üzerine daha az yük ve masraf getirmektedir.
Aktif yaşlanma
Gençliğinde kendine bakan, sağlığına dikkat eden ve koruyan, gerekli yatırımları ve tasarrufları yapan kişiler yaşlılık dönemlerinde de sağlıklı ve aktif olmak isteyeceklerinden özgüvenleri olan mutlu bireyler olarak kabul edilir. Fakat ülkemizdeki istihdam imkanlarının azlığı ve sosyal güvenlikteki yetersizlik bireylerin ileri yaşlar için kendilerini garanti altına alma istek ve beklentilerini karşılamktan uzaktır. Bu durum ileri yaşlarda bağımlı nüfus miktarını arttırmaktadır. Bugün Samsun’da 100 çalışanın bakmak zorunda olduğu yaşlı sayısı (yaşlı bağımlılık oranı) 2014 yılı itibarıyla 12 kişiyken, bu rakamın 2023’te 15 kişi olması beklenmektedir.
Diğer yandan, 65 yaş itibarıyla yaşlılar için beklenen yaşam süresi yaklaşık + 12 yıldır. Halihazırda yaşlılar içinde işgücüne katılım oranı % 11,5 olup, bunun % 74’ü tarım kesimindedir. Şehir merkezlerindeki yaşlıların cami avluları, kahvehane köşeleri ve lokallerdeki üretkenlikten uzak pasif yaşantıları üzüntü verici bir durumdur.
Kısaca aktif yaşlılık; daha uzun ömürlü, sağlıklı, katılımcı, güvenli, kendisine sunulan fırsatları değerlendiren bir süreçtir.
Samsun’da durum nedir?
TÜİK’in 2014 yıl sonu verilerine göre Samsun’da 65 yaş üstü nüfus 128.576 kişi olup, bu rakam toplam il nüfusunun yaklaşık % 10’una tekabül etmektedir. Bu rakamın 27.635’i, yani % 21,5’i 80 yaş üstü nüfustur. Toplam yaşlı nüfus içinde en az bir engeli olan nüfus ise yaklaşık 50.000 olup bu değer oran olarak % 40’a karşılık gelmektedir. Yaşlı nüfusun yaklaşık % 9’unu erkekler, % 11,3’ünü ise bayanlar oluşturmaktadır.
Rakamlardan da anlaşıldığı gibi halihazırda Samsun nüfusunun yaklaşık % 10’u oluşturan 65 yaş üstü nüfus, yapılan projeksiyonlara göre önümüzdeki yıllarda daha da artmaya devam edecektir. Şu an çok farkedilmese de bir müddet sonra yaşlı nüfus cadde, sokak ve parklarda daha da görünür hale gelecektir. Bu nüfusun mümkün olan en uzun süre aktif olarak hayatlarını sürdürmeleri ülkemiz için hayati öneme sahiptir. Fakat halihazır duruma bakıldığında kamuoyu tarafından bu problemin öneminin yeterince anlaşıldığını söylemek oldukça güçtür. Hatta bu sorun görmezden geliniyor desek yeridir.
Sürdürülebilir aktif yaşlanma için ne yapılmalıdır?
65 yaş üstü nüfusun Sosyal Güvenlik üzerine fazla yük getirmeden uzun yıllar hayatiyetini sürdürmesi bazı şartlara bağlıdır. Bir kısmı aşağıda verilen bu hususlara dikkat edildiğinde Türkiye’nin gelecek yıllarda bu problemle daha kolay baş edebileceğini düşünüyoruz. Bunlar özetle;
-Yaşlılığın bir hastalık olmadığı, doğal bir süreç olduğu, sağlıklı yaşlanmanın herkesin hakkı olduğu ve bir ölçüde de bunu ancak kendisiyle barışık olanların yapabileceği unutulmamalıdır.
-Yaşlılıktaki sağlık problemlerinin temelinde çevresel faktörler vardır. Bunların bir kısmı kişilerin kendilerine özen gösterdiğinde önlenebilir vakalardır.
-Yaşlılık problemlerinin çözümünde; sağlığı geliştirici, koruyucu, tedavi ve rehabilite edici hizmetler birarada servis edilmelidir.
-Yaşlılık bazen uzun bir süreç olabilir. Bu sürenin sağlıklı ve engelsiz geçirilmesi için her türlü tedbir alınmalıdır.
-Özürlülük hali yaşlılık problemlerinin en büyüğüdür. Bundan uzak durmak ve kaçınmak için her türlü tedbir alınmalı, başa geldiğinde de geri kalan hayatın daha sancısız idamesi için gereken tedbirler daha önceden alınmalıdır.
-Yaşlılık problemlerinin büyük kısmının temelinde herhangi bir nedenle engelli olma durumu vardır. Kalp, şeker, tansiyon vb. kronik hastalıklar ile kısmi felç vb. dejeneratif hastalıkların önlenmesi, geciktirilmesi veya hafif atlatılabilmesi için; dengeli ve yeterli beslenme, sigara ve alkolden uzak durma, stresten uzaklaşma ve bol kültür-fizik hareketlerine ihtiyaç duyulmakta, zamanında ve doğru aşılarla bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerekmektedir.
-İnsanlar yaşlandıklarında kimseye bağlımlı olmadan ve üretken olarak yaşamlarını sürdürebilmeleri için “yaşlı dostu” tedbirler alınmalıdır. Örneğin; çevre, trafik ve ulaşım yaşlılar da dikkate alınarak düzenlenmeli, yaşlılara yönelik sosyal hizmetlerin kalitesi arttırılmalı, kurum ve kuruluşlar “yaşlı dostu” anlayışla yeniden yapılandırılmalıdır.
-Yaşlılık hiç kimsenin kendisini işe yaramaz kabul ettiği yıllar olarak algılanmamalıdır. Bu düşünceye sahip kişilerin bundan kurtulmalarının en iyi yolunun onların hoşlarına gidecek işler yapmalarını sağlamaları ve üretken olduklarına inandırılmalarıdır.
-Yaşlılık konusunda çocuklar ve gençler de bilinçlendirilmelidir.
-Çalışan ve üreten bireylerin hayattan zevk almalarının daha kolay olduğu, hayat kalitelerinin daha iyi olacağı vurgulanmalıdır.
-Yaşlılıkta mutlaka yaşam kalitesi arttırılmalı; yaşlıların sağlığını koruyucu ve geliştirici davranışlar kazanmaları sağlanmalı, toplumla uyum içinde olmaları teşvik edilmeli, yaşlılar için hayatın uzunluğu, değil kalitesinin önemli olduğu onlara benimsetilmelidir.
-Ömür uzadıkça yaşlılık kavramına daha farklı bakmamız gerekecektir. Çünkü yaş ilerledikçe Sosyal Güvenlik maliyeti artmaktadır.Gelişmiş ülkelerde emeklilik yaşı 65, ortalama yaşam süresi 78-80 olduğunda emekli maaşı ile geçim süresi 12-15 yıl olurken, Türkiye gibi ülkelerde ortalama emeklilik yaşı 50, ortalama yaşam süresi de 75 olduğunda emekli aylığı ile geçim süresi 25 yılı bulmaktadır.
-Özetlemek gerekirse, yaşlıların aktif ve sağlıklı bir hayat sürdürmeleri içini her türlü sosyal, kültürel ve çevresel altyapı ivedilikle gerçekleştirilmelidir.
Sonuç
Yaşlılk v eyaşlı nüfus sorunları gelişmiş ülkelerle birlikte ülkemizde de görülen ve hızla önemi artan bir süreçtir. Gerek devletin, gerekse tek tek bireylerin bu sorunların üstesinden gelmesi kolay olmayacak, özellikle Sosyal Güvenlik sistemi bu yükü kolay kaldıramayacaktır.
Bunun için;
-Çok yaşlı dönem hariç, özellikle 50’li yaşlardan itibaren 70’li yaşların ortalarına kadar nüfusun aktif tutulması, yani aktif yaşlanma teşvik edilmeli, bunun için ne tedbir gerekiyorsa o alınmalıdır. Gerek il ve ilçe merkezlerinde gerekse kasaba ve köylerde özellikle 40’lı yaşlardan itibaren kişiler sağlıklı bir yaşlılık için bilinçlendirilmeli, toplum nazarında büyük rağbet gören “atın ölümü arpadan olsun” zihniyeti ile sağlığı önemsemeyen ve gelecek yılları mutlu ve huzurlu geçirme özlemi duymayan vatandaşların bu husus ile ilgili olarak özellikle bilinçlendirilmesi gereği asla ihmal edilmemelidir.
-Kamu ve özel kurumlar yaptıkları yatırımlarda yaşlıların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalı, aktif nüfusun mümkün olduğunca daha geç yaşlara uzatılması için çaba sarfetmelidir. Şayet bu başarılabilirse yakın gelecekte toplam nüfus içinde % 20’leri bulması beklenen yaşlı nüfus sorunu ile daha kolay başedilebilir düşüncesindeyiz. Fakat o günler gelmeden bugünden gerekli tedbirlerin alınması en doğru yoldur.
Şüphesiz yukarıda bahsedilen bu hususlar dışında, aşağıda sunulan öneriler de dikkate alınmalı ve gereği yapılmalıdır;
-Yaşlılarla ilgili uzun süreli ulusal politikalar belirlenmelidir.
-Kamu ve özel kurumlarda onlara karşı pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.
-Sosyal bütünleşme ve sağlığın önemi her fırsatta dile getirilmeli, zayıf, özürlü ve bakıma muhtaç olanlar da dahil aktif ve sağlıklı yaşlanma beklentisi insanlarımıza daha gençliklerinde aşılanmalı, herkesin yüksek yaşam kalitesinden faydalanmasının yollar açık tutulmadır.
-Yaşlılara verilen hizmetin kalitesi arttırılmalı, verilen kamu hizmetleri “yaşlı dostu” haline getirilmelidir. Onlara “işe yaramaz” değil “kıdemli vatandaş” gözüyle bakılmalıdır.
-“Beşikten mezara kadar ilim her Müslümana farz olduğu” gibi, “can çıkmadıkça, uygun şartlar sağlandığında, herkesin mutlaka bir şekilde işe yarayacağı”ndan hareketle yaşlı nüfus bir yük olarak değil, bir şekilde aktif tutularak, ekonomik ve sosyal hayata entegre vaziyette hayatlarını sürdürebilmeleri için gereken tedbirler alınmalıdır.
-Hızla dağılan sosyal yapı güçlendirilmelidir.
-Unutulmamalıdır ki; ailesi yanında veya kendi evinde yaşlı olmak ideal ve en güvenilir yoldur. Çünkü yaşlılar açısından bakıldığında kendi evi ya da ailesinin yanı; geçmişi ve hatıralarıyla içinde kendisini güvende hissettiği bir yuva olurken, hatta bu hususta dinimizin de emirleri varken; huzurevi ya da bakımevi kendisinin hakim olmadığı, çevresi tarafından kontrol edilen, ilk kez karşılaştığı ve başka kültür ve geçmişe ait insanlarla beraber yaşamak zorunda olduğu yerdir.
Fakat toplum hızla değişmekte, ataerkil ailenin yerini çekirdek aile almakta, meskenler giderek küçülerek bireysel yaşam öne çıkmaktadır. Bu durumda yalnız kalan yaşlılar için; kurum, kuruluş ve bakıcı yanında yaşlanma profesyonel bilgi ve tecrübe gerektiren bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplum içinde yaşlılar giderek yalnız kalmakta, sosyal hizmetler bünyesindeki kurum ve kuruluşlara ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bu kurumların çoğalması ise bu sektörde yetişmiş uzman elemanlara talep yaratmakta, üniversite ve meslek okulları bünyelerinde “yaşlı bakım hizmetleri” gibi yeni meslek alanlarına olan ihtiyacı öne çıkarmaktadır.
-Yaşlı dostu sağlık ve rehabilitasyon merkezlerinin sayısı hızla arttırılmalı, buralarda görev yapacak yeterli düzeyde personelin yetiştirilmesi için eğitim kurumlarında yeni düzenlemelere gidilmelidir.
-Son olarak, aile içindeki yaşlı nüfus dededen toruna kültür aktarımı, karşılıksız ve içten sevgi paylaşımı gibi biyolojik ve sosyo kültürel etkileşimi sağlarken, huzurevi ve bakımevi gibi kurumların bu tür bir etkileşimi sağlamaktan uzak olduğu da unutulmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki bir gün hepimiz yaşlanacağız ve bu yazılanlar bizim için de geçerli olacaktır.