15 Temmuz 2016, saatler gece 21.00’i gösterdiğinde Türkiye bir karanlığın eşiğine sürüklendi.
İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin askerî birliklerce kapatıldığı haberleri geldiğinde, önce bir terör tehdidi zannedildi. Fakat kısa süre sonra Ankara semalarında uçuşan savaş jetleri, Genelkurmay Karargâhı önünde silahlı çatışmalar, TRT ekranlarında darbe bildirisi okutan silahlı personel ve Gölbaşı’nda bombalanan Özel Harekât Daire Başkanlığı, bunun sıradan bir güvenlik meselesi değil, organize bir darbe teşebbüsü olduğunu gösterdi.
Saat 22.00’den itibaren Ankara’da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın rehin alındığı, kuvvet komutanlarının etkisiz hâle getirildiği, TBMM’nin bombalandığı bilgileri netleşti. Aynı saatlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı otele yönelik suikast girişimi başlatılmıştı. Ancak asıl kırılma anı, Erdoğan’ın saat 00.24’te CNN Türk kanalına cep telefonu bağlantısıyla katılarak halkı sokaklara davet etmesiyle yaşandı.
Binlerce vatandaş tankların, silahların ve ölüm tehdidinin üzerine yürüdü. Yalın elleriyle helikopterlere, tanklara, keskin nişancılara karşı koydular. İstanbul Atatürk Havalimanı, Boğaziçi Köprüsü, Ankara Kızılay ve TBMM çevresi halkın direnişinin sembol noktaları hâline geldi. O gece 251 sivil şehit düştü, 2.734 kişi yaralandı. Millet, kendi iradesine uzanan eli kırmak için sokaktaydı.
⸻
Yargının Önüne Gelen Gerçek: Mahkeme Kayıtlarında 15 Temmuz
Darbe girişiminin ardından 289 farklı dava açıldı. Bu davalarda 8.725 kişi hakkında hüküm verildi. Ana dava dosyalarından biri olan Akıncı Üssü Davası, girişimin beyin takımını barındırması açısından kritikti. Mahkeme kayıtlarına göre, darbe planlaması 143. Filo’da gerçekleştirilmiş; sanıkların ifadelerinde emir-komuta zinciri dışında oluşturulan “Yurtta Sulh Konseyi” isimli yapılanma, darbenin sivil ve asker ayağının iç içe geçtiğini göstermişti.
Akıncı Üssü davasında, Cumhurbaşkanı’na suikast girişiminden sorumlu oldukları belirtilen Özel Kuvvetler mensuplarının HTS kayıtları, telsiz konuşmaları, kamera görüntüleri ve ByLock yazışmalarıyla bağlantıları ortaya koyuldu. Sanıklar arasında yer alan bazı generaller ifadelerinde “emir aldıklarını” öne sürerken, mahkeme bunların darbeye bilerek iştirak edildiği kanaatine vardı. 2019’da sonuçlanan davada, aralarında Akın Öztürk’ün de bulunduğu 291 sanıktan 80’i ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.
Genelkurmay Çatı Davası ise darbe girişiminin askerî yapısının geneline yayıldığı en kapsamlı davalardan biriydi. Tanık olarak dinlenen bazı subaylar, darbe gecesi nasıl zorla silah altına alındıklarını, kimlerin inisiyatif kullandığını, hangi birliklerin nasıl emir aldığını detaylarıyla anlattılar. Mahkeme kayıtları arasında, FETÖ lideri Fetullah Gülen’in talimatıyla hareket edildiğini gösteren ifadeler ve belgeler bulunmaktaydı.
⸻
Devletin Savunması: Hukuk, Delil ve Meşruiyet
Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu süreci yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda hukuk zemininde de yönetmeye çalıştı. Açılan davalarda evrensel hukuk kurallarına dikkat edildiği; sanıkların avukat hakkı, tanık gösterme hakkı ve savunma süreçlerinin eksiksiz yürütüldüğü mahkeme tutanaklarında görülmektedir.
Adalet Bakanlığı verilerine göre, davaların tamamına yakını delil temelli yürütüldü. Kamera kayıtları, tanık beyanları, dijital materyaller, HTS verileri ve kriminal analiz raporları davalarda belirleyici rol oynadı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 2020 yılında verdiği kararla, Türkiye’deki yargı sürecinin “olağanüstü koşullara rağmen adil yargılama ilkesiyle uyumlu olduğu” değerlendirmesinde bulundu.
Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, 15 Temmuz’un yıl dönümünde yaptığı açıklamada, “Hukuk devleti ilkesi içerisinde yürütülen yargılamalar, milletimizin demokrasiye olan sadakatinin yansımasıdır” dedi. Savcılar, özellikle “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “kasten öldürme”, “silahlı terör örgütü üyeliği” gibi suçlamalarda tüm delil zincirini oluşturacak kapsamlı iddianamelerle davaları yürüttüler.
⸻
Sonuç: Hafızalara Kazınan Bir Direniş ve Adaletin Belgeleri
15 Temmuz 2016, yalnızca askerî bir kalkışma değil; bir milletin varlığına, iradesine, demokrasisine yapılan topyekûn bir saldırıydı. O gece halk tankları durdurdu, devlet adaleti inşa etti, yargı ise delil temelli bir hesaplaşma süreci başlattı. Bugün hâlen devam eden bazı mahkeme süreçleri, FETÖ’nün devletin kılcal damarlarına sızma biçimini, emir-komuta zincirini nasıl kırdığını ve darbeyi nasıl planladığını açıkça ortaya koymaktadır.
Devletin savunması, sadece bir güvenlik refleksi değil, hukuk ve demokrasi zemininde bir “adalet mücadelesi” olarak tarihe geçti. Bu yüzden 15 Temmuz, bir günün değil, bir milletin adalet yürüyüşünün adıdır.
