Türkiye, yirmi birinci yüzyılın en sancılı coğrafyasında, tarihsel misyonunun ve stratejik konumunun bilinciyle adım atıyor. Son dönemde yeniden gündeme gelen ve kamuoyunda “Terörsüz TÜRKİYE” olarak anılan bu milli hamle, yalnızca iç barışa değil, küresel istikrara da hizmet edecek nitelikte. Bu süreç, geçmişin eksiklerinden ders almış, devlet aklıyla yeniden kurgulanmış ve milletin ortak vicdanına yaslanmış yeni bir vizyonun habercisidir.
Recep Tayyip Erdoğan’ın devlet tecrübesi, karizması ve kriz yönetimindeki liderliği, bu yeni dönemin temel taşıdır. Onun, hem güvenlikçi hem de sosyopolitik boyutları aynı anda ele alan kapsayıcı yaklaşımı, Türkiye’yi sadece terörden arındırmakla kalmayacak, aynı zamanda toplumsal kardeşliği pekiştirecek bir barış mimarisine dönüştürecektir.
Burada altı çizilmesi gereken bir diğer unsur da, Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli’nin devlet refleksiyle ortaya koyduğu tavırdır. Bahçeli, yıllardır milletin birliğini esas alan duruşuyla, çözüm arayışının millî birlik ve beraberlik zemininde yürümesini teminat altına almıştır. Bu milli mutabakat, Türkiye’nin istikbalini şekillendirecek en sağlam temellerden biridir.
Dünyaya baktığımızda da örnekleri mevcuttur. Güney Afrika’da Mandela’nın başlattığı uzlaşı süreci, IRA’nın silah bırakmasını sağlayan Kuzey İrlanda modeli, Kolombiya’da FARC ile varılan anlaşma… Her biri, siyasi iradenin, sabrın ve halk desteğinin birleştiği noktada terörün sona erebileceğini göstermiştir. Ancak her çözümün kendi tarihsel ve kültürel bağlamı olduğunu da unutmamalıyız. Türkiye’nin farkı, hem güçlü bir devlete hem de dirayetli bir lidere sahip olmasıdır.
Bu süreç yalnızca terör örgütleriyle değil; onları yöneten akıllarla, onları kullanan yapılarla, onları sahaya süren küresel sistemle de hesaplaşma sürecidir. Erdoğan liderliğinde Türkiye, sadece dağlarda değil, masalarda da kazanmayı bilen bir aktöre dönüşmüştür. Ve bu dönüşüm, ancak kararlı bir siyasi liderlik ve stratejik ittifaklarla mümkündür.
Yeni süreç, geçmişten farklı olarak, sadece terör örgütleriyle değil; ekonomik kalkınmayla, kültürel açılımla, eğitimde eşitlik ve bölgesel kalkınma gibi temel başlıklarla desteklenmektedir. Bu da çözümün kalıcılığını sağlayacak, yapısal bir barış ortamı doğuracaktır.
Sonuç olarak; Erdoğan’ın liderliğinde, Bahçeli’nin milli duyarlılığıyla şekillenen bu yeni süreç, sadece bir çözüm değil, bir yeniden doğuştur. Türkiye, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında, terörü sonlandırmakla kalmayacak; insan haklarını, milli birliği ve istikrarı esas alan yeni bir toplumsal sözleşmenin öncüsü olacaktır.
Ve bu defa başaracağız. Çünkü bu kez, karşımızda sadece silah yok; arkamızda millet, yanımızda tarih ve önümüzde ortak bir gelecek var.
