Recep Yazgan, yalnızca iyi bir gazeteci değil; bu ülkenin kamu düzenini, kolluk refleksini ve devlet dilini bilen, ölçüsünü bilen bir basın mensubudur.
Geçtiğimiz günlerde basın hizmeti verdiği ofisinin önünde çıkan olayları haberleştirmek için gittiği olay yerinde sergilediği soğukkanlı ve uzlaşmacı tavra rağmen yere yatırılıp ters kelepçeyle gözaltına alınması, bireysel bir hatanın, karmaşa anında yaşanan yanlış anlamalarla büyüyerek kırıcı bir müdahaleye dönüşmesi olarak değerlendirilebilir.
Bir gazetecinin sokakta olup biteni görüntülemesi, sadece mesleki değil, anayasal bir görevdir.
“Ben gazeteciyim” diyen birine, basın kartı cebinde olmasa da, devletin şefkatle yaklaşması gerekir.
O ifade bir “kimliktir”.
Gazeteciye karşı orantısız güç kullanılması, yalnızca bir bireye yönelmiş müdahale değil; toplumun bilgiye erişme hakkına, halkın gerçeği öğrenme özgürlüğüne yapılan bir baskıdır.
Şunu da teslim etmek gerekir: Polislik zor bir meslektir.
Samsun sokakları zaman zaman kolluk kuvvetleri için ciddi güvenlik sorunları barındırmaktadır.
Geçtiğimiz haftalarda Kültür Yolu Festivali sırasında yaşanan üst üste bıçaklı yaralama vakaları ve bir polisin saldırıya uğraması, sahada çalışan emniyet görevlilerinin psikolojisini doğrudan etkilemiş olabilir.
Emniyet personelinin büyük baskı ve stres altında çalıştığı gerçeği yadsınamaz. Ancak bu stres, sahadaki her yurttaşı potansiyel tehdit gibi görme refleksine dönüşmemelidir.
Çünkü polis teşkilatımız, yalnızca silahla değil; eğitimle, sosyolojiyle ve psikolojiyle donatılmış bir yapıdır. Eğitim bu gibi kritik anlarda ölçüyü korumak içindir.
Olay sonrası Samsun Valiliği’nin, İl Emniyet Müdürlüğü’nün ve ilgili birim amirlerinin konuya hızla müdahil olması; Gazeteci Recep Yazgan’a geçmiş olsun ziyaretinde bulunan gazeteciler cemiyetlerinin ve siyasi temsilcilerin sergilediği birlik ve duyarlılık, Samsun ve demokrasi adına önemli bir kazanımdır.
Yanlışı sahiplenmeden, doğruda birleşebilmek bir yönetim erdemidir. Bu anlamda hem mesleki hem idari sorumluluğun devreye girmesi, toplumsal vicdanın yara almasının önüne geçmiştir.
Unutulmamalı:
Gazeteciye uzanan her kelepçe, yalnızca bileğe değil; toplumsal hafızaya vurulmuş bir darbedir.
Özgür basın, demokratik toplumun en temel denge unsurudur. Eğer gazeteciler sokakta, olay yerinde, kamusal alanda kendini güvende hissetmiyorsa; orada basından önce hukuk düzeni tedirgindir demektir.
Bu olayın ardından soruşturmalar başlatıldı, görevden uzaklaştırmalar yapıldı. Ancak esas çözüm, kalıcı sistemsel reflekslerin oluşturulmasında yatıyor.
Recep Yazgan’ın yaşadığı bu olay, benzerlerinin yaşanmaması için bir dönüm noktası olasını diliyorum.
Gazeteciye uzanan her kelepçe, özgür haberciliğe vurulmuş prangadır. Bu pranga çözülmeden ne demokrasi güçlenir, ne toplum özgürleşir.
“Gazetecinin sustuğu yerde adalet susar. Adaletin sustuğu yerde millet körleşir.”
