Mehmet Görmez’e Şer’ilik Ve Meşruluk Reddiyesi

​​​​​​​Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Köktaş, Mehmet Görmez’in İslam hukukuna dair ortaya attığı "şer’îlik ve meşrûluk" ayrımına yönelik kapsamlı ve sert bir reddiye kaleme aldı.

Samsun Haber - 01-09-2026 13:54

Görmez'in savunduğu "Her şer'i olan meşru değildir, yasal olan şer'idir ancak adil olan meşrudur" şeklindeki teorisini eleştiren Köktaş, bu yaklaşımın klasik fıkıh usulüyle örtüşmediğini ve İslam düşüncesinde ciddi bir kavramsal karmaşaya yol açacağını vurguladı.

Yeni Bir Teori Mi Yoksa Kavramsal Karmaşa Mı?

Prof. Dr. Köktaş, şer'ilik ile meşruluğu birbirinden ayırarak birincisini salt naslarda bulunan hüküm, ikincisini ise "adalet ve ahlaka uygunluk" olarak tanımlamanın İslam düşüncesinde yerleşmiş bir karşılığı olmadığını belirtti. Modern hukukun "meşruiyet" kavramına yüklediği anlamların klasik fıkıh literatürüne entegre edilmeye çalışıldığını savunan Köktaş, fıkıh ve usul fıkhın sınırlarının bu şekilde ayrılamayacağının altını çizdi. Köktaş'a göre bu teori, mevcut "din-fıkıh" tartışmalarını çözmek yerine problemi daha da içinden çıkılmaz bir kavramsal katmana sürüklüyor.

Hz. Ömer Ve Şatıbı Üzerinden Üretilen Yanlış Çıkarımlar

Reddiyede dikkat çeken bir diğer unsur ise Mehmet Görmez'in tezine dayanak olarak gösterdiği tarihi şahsiyetler ve olaylar oldu. Köktaş, Hz. Ömer'in kıtlık yılında hırsızlık cezasını uygulamamasının "şer'i hükmün meşru olmaması" ile değil, cezanın uygulanma şartlarının oluşmaması ve zaruret haliyle ilgili olduğunu hatırlattı. Aynı şekilde, İmam Şatıbı'nın 'makasıd' (dinin gayeleri) teorisinin de nasları hükümsüz kılmak için değil, onların doğru anlaşılması için var olduğunu belirten Köktaş, bu tarihi referansların Görmez'in teorisini desteklemediğini ifade etti.

Kesin Hükümler Tehlikeye Mi Atılıyor?

Eleştirinin en çarpıcı noktalarından biri, bu teorinin kesin (kat'i) dini hükümler üzerinde yaratacağı tehlike oldu. Prof. Dr. Köktaş, Görmez'in sistematiğinin faiz, içki, kumar veya tesettür gibi kesin farz ve haramlar alanına taşındığında büyük bir açmaz doğuracağını belirtti. "Faiz şer'idir ama meşru değildir denilebilir mi?" diye soran Köktaş, şeriatın hükmünü sözde bir "meşruiyet, ahlak ve adalet" filtresinden geçirerek onaylamaya kalkmanın, bağımsız ve yeni bir normatif otorite icat etmek anlamına geleceği konusunda uyardı.

Örneklerin çoğunun şer‘îlik-meşrûluk değil, evrensellik-tarihsellik tartışmasının konusu olduğuna dikkat çeken Köktaş şöyle devam etti;

“Görmez’in verdiği örneklere bakıldığında dikkat çekici bir husus ortaya çıkmaktadır. Kölelik, kadının dövülmesi, müellefe-i kulûba zekât verilmesi, hırsızlık cezasının uygulanması ve Ehl-i kitap kadınlarla evlenme gibi meseleler, çağdaş İslam düşüncesinde zaten uzun süredir tartışılan konulardır.

Bu tartışmaların temel sorusu genellikle şudur: Naslarda yer alan hükümler hangi ölçüde tarihsel şartlara bağlıdır ve hangi ölçüde evrensel norm niteliğindedir?

Başka bir ifadeyle mesele çoğu zaman “şer‘î ama meşru değil” şeklinde kurulmamış; “hükmün illet ve maksadı nedir?”, “hüküm hangi tarihsel şartlarda ortaya çıkmıştır?”, “hüküm evrensel midir, tarihsel midir?”, “hükmün uygulanma şartları nelerdir?” gibi sorular üzerinden ele alınmıştır.

Bu bakımdan Görmez’in örnekleri yeni bir problem alanı keşfetmekten ziyade, klasik ve modern İslam düşüncesinde uzun zamandır tartışılan evrensellik-tarihsellik problemine yeni bir terminoloji önermektedir.

Ancak yeni terminolojinin meseleyi açıklaması gerekir. Eğer yeni kavramlar eski tartışmaları açıklamak yerine onların üzerine başka anlam katmanları ekliyorsa, kavramsal fayda sağlamak yerine teorik belirsizlik doğurabilir.”

Yeni Filtrelere Değil Klasik Usule İhtiyaç Var

Haberin temelini oluşturan makalesinin sonuç bölümünde Prof. Dr. Yavuz Köktaş, şer'i olan ile meşru olanı birbirinden koparmanın şeriatın adaletle olan bağını da zedeleyeceğini kaydetti. Köktaş, İslam fıkhında hükümlerin zaten "farz, vacip, sünnet, mübah, haram" gibi kategorileri olduğunu; ruhsat, zaruret ve maslahat gibi kavramların asırlardır başarıyla işletildiğini hatırlatarak, yeni bir meşruiyet filtresi icat etmek yerine bu zengin klasik usul mirasının yeniden okunması çağrısında bulundu. Köktaş son olarak şu tespiti yaptı: "Dinde kesin hükümler hem şer’ hem de meşrudur. Klasik fıkıh açısından asıl soru bir hükmün şer'i olup olmaması değil; hangi delile dayandığı, illet ve maksadının ne olduğu ve uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığıdır."

Günün Diğer Haberleri