Işıkla Açılan Beyin, Buzla Dinlenen Evren

GÜLÇİN ITIRLI ASLAN

07-10-2026 19:58

Geleneğe uygun olarak bu yılın Nobel maratonu da tıp ödülüyle başladı. Ertesi gün fizik geldi. İki ödülün ortak noktası bana göre çok anlamlı: İkisi de bir merakın onlarca yıl boyunca inatla takip edilmesinin ödülü.

Önce tıp. 2026 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü, ışıkla kontrol edilen iyon kanalları ve optogenetik alanındaki keşifleri nedeniyle Karl Deisseroth, Peter Hegemann ve Georg Nagel'e verildi. Ödül sahiplerinden Amerikalı Deisseroth 54, Almanlar Hegemann ve Nagel ise sırasıyla 71 ve 73 yaşında.

Hikâye, ilk bakışta tıpla hiç ilgisi yokmuş gibi görünen bir soruyla başlıyor: Tek hücreli bir yeşil alg ışığa nasıl yönelir? Hegemann ve Nagel bu sorunun peşinde kanalrodopsin adı verilen ve benzersiz özelliklere sahip bir proteini keşfettiler. Bu protein ışığı algılıyor ve aynı anda hücre zarında bir kapı gibi açılıyordu. Asıl devrim, proteinin başka canlıların hücrelerine taşınabilmesiyle geldi. 2005'te kanalrodopsin-2 sıçan beyinlerindeki sinir hücrelerine aktarıldı ve böylece optogenetik yöntemle ilk kez sinir uyarıları tetiklendi. Bugün araştırmacılar beyindeki belirli nöronları adeta bir elektrik düğmesi gibi ışıkla açıp kapatabiliyor. Bu yöntem korku, kaygı, ödül mekanizmaları ve saldırganlık gibi duygusal durumların altında yatan sinir devrelerini anlamak için temel araştırma araçlarından biri haline geldi. Depresyon, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların araştırılmasında da kullanılıyor.

Gelelim fiziğe. Bu yılın fizik ödülü tek bir isme gitti. Belçika doğumlu Francis Halzen, IceCube Nötrino Gözlemevi'ne yaptığı belirleyici katkılar ve astrofiziksel kökenli yüksek enerjili nötrinoların keşfi nedeniyle ödüle layık görüldü. Nötrinolar "hayalet parçacıklar" diye anılır. Kütleleri neredeyse yoktur ve elektrik yükü taşımazlar. Her saniye vücudumuzdan milyarlarcası geçer ama hiçbirini fark etmeyiz. Halzen'in fikri cüretkârdı. 1980'lerin sonunda başlattığı proje, Güney Kutbu'ndaki istasyonun altında bir kilometreküplük doğal Antarktika buzunu dev bir parçacık dedektörüne dönüştürdü. Halzen ödül haberini aldığında projenin başında herkesin bunu belki iyi bir fikir olarak gördüğünü, ama kendisi de dahil pek az kişinin işe yarayacağına inandığını söyledi. Bir ayrıntı daha var: Fizik ödülünün tek bir kişiye verildiği son yıl 1992'ydi; o yıl ödülü Fransız fizikçi Georges Charpak almıştı.

Biri beynin karanlığını ışıkla aydınlatıyor, diğeri buzun derinliklerinden evrenin en uzak köşelerini dinliyor. Fakat bu sevinçli tabloya bakarken insan ödülün kurucusunu hatırlamadan edemiyor. Alfred Nobel kontrollü patlatılabilen dinamiti icat etti ve patlayıcılarla ilgili yüzlerce patent aldı. Kardeşi Ludvig öldüğünde bir Fransız gazetesi onu Alfred sanıp "ölüm taciri" diye andı. Nobel kendi ölüm ilanını okuma fırsatı bulan ender insanlardandı. Tarihe nasıl geçeceğini düşündü ve servetini insanlığa en büyük faydayı sağlayanların ödüllendirilmesi için vasiyet etti. Onun bıraktığı bu çelişkili miras bugün beyni ve evreni anlamamıza yardım eden bilim insanlarını onurlandırıyor. Belki bir hatadan dönmenin en güzel biçimi de budur.

Ödüllerin maddi karşılığı da küçük değil. Bu yılki ödül miktarı, tek kişiye ya da gruba verilmesinden bağımsız olarak 12 milyon İsveç kronu, yani yaklaşık 1,2 milyon dolar. Ödüller geleneksel olarak 10 Aralık'ta, Alfred Nobel'in ölüm yıl dönümünde Stockholm'de sahiplerine verilecek.

Son olarak bir dileğim var. Aziz Sancar 2015'te kimya ödülünü aldığında hepimiz gururlanmıştık. Ama bu yılki ödüller bize şunu hatırlatıyor: Nobel, bir algin ışığa nasıl döndüğünü merak eden ya da Antarktika buzunu dinlemeye kalkışan insanlara onlarca yıl sabırla destek veren ülkelerden çıkıyor. Temel bilime yatırım yapmadan Nobel beklemek, tohum ekmeden hasat beklemeye benziyor.

 

 

Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN

Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM-TTO)

DİĞER YAZILARI Makineye Söylediklerimiz, Birbirimize Söyleyemediklerimiz 01-01-1970 03:00 Bir Ekrana İçini Dökerken Neden Hâlâ Yalnızsın? 01-01-1970 03:00 İnsanı Yaşadığı Değil, Yaşadıklarına Verdiği Anlam Değiştirir 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Kör Güç 01-01-1970 03:00 Hiçbir Şey Yok Olmaz 01-01-1970 03:00 Duyulmak İyileştirir 01-01-1970 03:00 Leylâ'yı Ararken 01-01-1970 03:00 Zaman mı Akıyor, Yoksa Biz mi Geçip Gidiyoruz! 01-01-1970 03:00 Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar 01-01-1970 03:00 Yankısız Bir Çağda Yaşamak 01-01-1970 03:00 Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu? 01-01-1970 03:00 Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz? 01-01-1970 03:00 Bir Nesil Neden Daha Az Düşünüyor? 01-01-1970 03:00 Aynı Evde Büyüyen Yalnızlık: Narsistik Ebeveynlik Ve Görünmeyen Çocuklar 01-01-1970 03:00 Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi! 01-01-1970 03:00