Albert Einstein, "Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım inatçı bir yanılsamadan ibarettir." demişti. Oysa insanlık, binlerce yıl önce kutsal metinlerde zaten buna benzer bir soruyla yüzleşmişti: Zaman gerçekten akıyor mu, yoksa akan yalnızca biz miyiz?
Belki de insanlığın en büyük yanılgısı, zamanı bir nehir sanmasıdır. Çünkü nehir akmaz; aslında akan suyun içindeki biziz. Saatler dönmez; dönen, onları izleyen ömürlerdir.
Modern fizik, zamanı uzayın dördüncü boyutu olarak tanımlar. Einstein'ın görelilik kuramı bize zamanın mutlak olmadığını gösterdi. Hız arttıkça zaman yavaşlar, kütle büyüdükçe zaman bükülür. Demek ki evrende herkes için aynı "şimdi" yoktur.
İlginç olan ise dinlerin bunu bambaşka bir dille asırlardır anlatıyor olmasıdır.
Kur'an'da "Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir." ifadesi yer alır. Başka bir ayette elli bin yıllık bir günden söz edilir. Benzer şekilde Yahudi ve Hristiyan geleneğinde de Allah'ın zamandan münezzeh olduğu vurgulanır. Budizm ise zamanı döngüsel görür; başlangıç ve son, birbirini takip eden dönüşümlerdir. Hindu düşüncesinde evren nefes alıp veren devasa bir organizma gibidir; yaratılış ve yok oluş birbirinin devamıdır.
Dikkat edilirse kutsal metinler, zamanı açıklamaktan çok insanın zamana bakışını dönüştürmeye çalışır.
Çünkü insan zamanı saatle ölçer.
Allah ise zamanı yaratandır.
Bugün nörobilim laboratuvarlarında biliyoruz ki beynimiz zamanı ölçmez; zamanı üretir. Dış dünyadan gelen milyonlarca uyarı, beynin farklı bölgelerinde işlenirken "zaman" dediğimiz deneyim ortaya çıkar. Bekleme odasında geçen beş dakika bitmek bilmezken, sevdiğimiz biriyle geçen beş saat birkaç dakikaya dönüşebilir.
Demek ki zaman, dış dünyanın değil, bilincin de ürünüdür.
Bunun biyolojik karşılığı daha da şaşırtıcıdır.
Her hücremizde çalışan sirkadiyen saat genleri yalnızca ne zaman uyuyacağımızı belirlemez. Hücre bölünmesini, bağışıklık sistemini, hormon salınımını, hatta bazı genlerin açılıp kapanacağı anı bile düzenler. İnsan, zamanı yalnızca hissetmez; zamanı genlerinin içinde yaşar.
Yaşlanma bile aslında bir zaman hikâyesidir.
Telomerler her bölünmede biraz daha kısalır.
Mitokondriler yılların yükünü sessizce taşır.
Proteinler yavaş yavaş eskir.
Derimiz kırışmadan önce hücrelerimiz zamanı hatırlamaya başlar.
Belki de biyolojik yaşlanma, bedenimizin takvime attığı imzadır.
Fakat insan yalnızca biyolojik bir varlık değildir.
Psikoloji bize başka bir gerçeği gösterir.
Travma yaşayan insanlar bazen tek bir saniyenin içinde ömür boyu yaşayacakları kadar duygu hisseder. Çocuklukta yaşanan bir olay kırk yıl sonra bile aynı canlılıkla hatırlanabilir. Çünkü beyin kronolojik zamanı değil, duygusal zamanı kaydeder.
İşte bu yüzden çocukluk uzundur.
Çünkü her şey yenidir.
Her gün yeni sinir ağları kurulur.
Her sabah yeni bir evren keşfedilir.
Yetişkinlik ise hızla geçer.
Çünkü tekrar eden hayat, beynin hafızasında tek bir güne dönüşür.
Belki de yaşlandıkça zamanın hızlanmasının nedeni saatler değil, alışkanlıklardır.
Sosyoloji ise daha sarsıcı bir tablo çizer.
Sanayi Devrimi'nden önce insanlar güneşle uyanır, mevsimlerle çalışır, hasatla yaşardı. Saat hayatı yönetmiyordu.
Sonra fabrikalar geldi.
Vardiyalar başladı.
Dakikalar maaşa dönüştü.
İnsan ilk kez zamanını satmaya başladı.
Bugün ise dijital çağda daha farklı bir şey yaşıyoruz.
Artık zamanımızı satmıyoruz.
Dikkatimizi satıyoruz.
İnsan, zamanı ölçebilen tek canlıdır. Ama ironik olan şudur ki, zamanı en çok kaybeden de yine insandır.
Duvarlarımızdaki saatler saniyeleri sayarken, içimizde bambaşka bir zaman akar. Bir çocuk için yaz tatili sonsuz gibidir; yaşlı bir insan için ise yıllar, avuçtan kayan kum taneleri kadar hızlı geçer. Demek ki zaman yalnızca fiziksel bir olgu değildir. Zaman, aynı zamanda zihnin, bedenin ve ruhun ortak eseridir.
Bilim bize zamanın doğrusal aktığını söyler. Dünya döner, hücre bölünür, atomlar titreşir. Fakat insan beyni zamanı cetvelle ölçmez. Nörobiyoloji gösteriyor ki beynimiz zamanı, yaşadığımız olayların yoğunluğuna göre yeniden inşa eder. Korku anında birkaç saniye dakikalar gibi hissedilir. Mutluluk içinde geçen saatler ise birkaç nefes kadar kısa gelir. Çünkü beynin hafıza merkezleri, duygusal yükü fazla olan anları daha ayrıntılı kaydeder.
Biyolojik saatimiz de bunun sessiz tanığıdır. Her hücremiz, günün ritmini bilir. Uyku hormonlarımız, vücut sıcaklığımız, metabolizmamız ve hatta bağışıklık sistemimiz görünmeyen bir saatle yönetilir. Sabah doğan güneş yalnızca gökyüzünü değil, hücrelerimizi de uyandırır. Gece çöktüğünde karanlık yalnızca dışarıyı değil, genlerimizin çalışma düzenini de değiştirir. İnsan, zamanı yalnızca yaşamaz; zamanı hücrelerinde taşır.
Fakat dinlerin anlattığı zaman bambaşkadır.
Birçok kutsal metinde zaman, yalnızca akan bir nehir değildir; anlamın kendisidir. Bir günün bin yıl gibi olabileceği, bin yılın tek bir an kadar hissedilebileceği anlatılır. Burada amaç fizik öğretmek değildir. İnsan zihnine, ilahi bakışın insanın ölçülerine sığmayacağını göstermektir.
Belki de dinlerin en büyük mesajlarından biri şudur: Saat, zamanı ölçebilir; fakat değeri ölçemez.
Bir annenin hasta çocuğunun başında geçirdiği bir gece ile boş geçen on yıl aynı uzunlukta değildir. Takvim öyle söylese bile hayat buna inanmaz.
Modern insanın en büyük yanılgısı, zamanı yönetebildiğini sanmasıdır. Takvimlerimizi dolduruyor, telefonlarımızı alarmlarla donatıyor, saniyeleri bile planlıyoruz. Ama bütün bu çabanın sonunda sıkça duyduğumuz cümle değişmiyor: "Zamanım yok."
Oysa sorun zamanın azlığı değildir. Sorun, anlamın eksikliğidir.
Psikoloji bunu uzun yıllardır anlatıyor. İnsan mutlu olduğunda zamanın geçtiğini fark etmez. Kaygılı olduğunda ise gelecek henüz gelmeden zihninde yaşamaya başlar. Depresyonda zaman ağırlaşır. Umut olduğunda ise aynı saatler kanatlanır.
Belki de bu yüzden insan geçmişi değiştiremez ama geçmişe yüklediği anlamı değiştirebilir. Geleceği göremez ama geleceğe baktığı pencereyi değiştirebilir.
Sosyoloji ise başka bir gerçeği gösteriyor. Her toplum kendi zamanını üretir. Sanayi toplumları zamanı verimlilikle ölçerken, geleneksel toplumlar zamanı mevsimlerle, hasatla, ezanla, bayramla ve birlikte geçirilen vakitle tanımlar. Teknoloji ilerledikçe saatler hızlandı ama insanlar yavaş yavaş birbirine ayırdığı zamanı kaybetti.
Bugün aynı evde yaşayan insanlar bile farklı zamanlarda yaşamaktadır. Birinin zamanı telefon ekranında akar, diğerinin zamanı çocukluğunun hatıralarında durur.
Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu para değil, ortak zaman yoksulluğudur.
İnsan ömrü ortalama seksen yıl olabilir. Ama gerçekten yaşanan zaman bunun çok daha azıdır. Çünkü hayatın büyük bölümü otomatik davranışlarla geçer. Aynı yollar, aynı telaşlar, aynı ekranlar... Beyin yeni deneyim üretmediğinde yıllar birbirine benzemeye başlar. Bu yüzden çocukluk uzun, yetişkinlik ise şaşırtıcı derecede kısa görünür. Çocuk her gün yeni bir dünya keşfeder; yetişkin ise aynı günü defalarca tekrar eder.
Belki de ölümsüzlük, sonsuz yıllara sahip olmak değildir. Bir ana sonsuz anlam yükleyebilmektir.
Dinlerin "anı değerlendir" çağrısıyla modern nörobilimin "anda kal" önerisinin aynı noktada buluşması tesadüf değildir. Biri bunu ibadet diliyle anlatır, diğeri sinir hücrelerinin diliyle. Ama ikisi de aynı hakikati işaret eder: İnsan, gerçekten yaşadığı kadar yaşar.
Belki de zaman, evrenin değil insanın aynasıdır.
Saatler yalnızca kaç olduğunu söyler.
Hayat ise o saatin içinde gerçekten yaşayıp yaşamadığımızı...
Aydın Babacan
Sınırların Hikmeti
Öztürk Samuk
Hey,,!! Taksi
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Zaman mı Akıyor, Yoksa Biz mi Geçip Gidiyoruz!
Mehmet Ali Çamoğlu
Batı’nın Dijital Vebalı
Vehbi KARA
Cuma Hutbesi ve Bidat
Songül KARAMAN
Motivasyonda Dijital Devrim-1
Özlem Gürbüz
Her İzleyen Destekçi Değildir
Nihat Güç
Münevver İnsan
Bülent ERTEKİN
"Pamuk Eller Cebe" Demeden Önce Bir Kez Şadırvana Bakın!
Aydın BENLİ
İnsan En Çok, Sevdiği İnsanın Sözüyle Kırılır
Halil MERT
Psikolojik Harp, Jeopolitik Mücadele Ve İslam Dünyasının Kaybettiği Ortak Akıl…
Recep Ali AKSOYLU
Fiyatlandırmada Ölçüyü Kaçıran İşletmeler
Eyüphan KAYA
Ak Parti Emin Ellerde
Hamdi TEMEL
Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
Mehmet Nuri BİNGÖL
Kalbin Gerçek Sığınağı Allah'tır
Adnan ÖZ
Samsunspor nereye koşuyor?
Seyfettin BUDAK
Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi?
Ahmet SAĞLAM
Zina Çeşitleri
Mehmet BOZKURT
Ne Oluyor Bize!?
Recep YAZGAN
AHBAP’ı aklayan bizimkiler!
Hüseyin KURT
Atatürk’ün Adıyla, Üniter Devletin Temelleriyle Oynanamaz
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Ravza ZEYBEK
Bir Milletin Tekrar Destan Yazması
Hasan KARADEMİR
Persona Ve Gölge: Fethullahçilik Örneği
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Ömer Naci Yılmaz
Hûd 112’den Rahatsız Olanlar
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Memiş OKUYUCU
Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak!
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)