BİR SOKAK RETORİĞİ
Sokak Çocuklarıydı onlar, Oysa sokaklar çocuk doğurmazdı
Oysa sokaklar çocuk doğurmazdı.
Benim,senin,toplumun çocuklarıydı onlar!
Korkunçtu yaşadıkları hayat,
Daha korkunç karanlıklara sığındılar.
Kavga ;
İlk öğrendikleriydi ,
Ve ilk kavgaları, hayatın kendisiyleydi....
Her hayat bir öykü,her insan bir hikaye.Onların masalları olmalıydı oysa!
Karnaval yeri misali ışıklı caddeleriyle kentlerin albenisine inat, karanlık ve ürkünç arka sokak hikayeleri onların hayatları.Güneş batıp da karanlık kaplayınca başlıyor asıl acıları.Kaldırımların üzerinde, çaresiz ve bir başına bırakılmışlığın ezikliğiyle dolaşan küçük gölgelerin hüzünlü hayat mücadeleleri.Siz görmezsiniz ben görmem fakat gökyüzü siyah yorganını üzerine çekip uykuya çekildiğinde değişir yaşamın rengi.Soğuktan sokakların bile morarırken taştan yüzleri,biçare minik yürekler o taştan yüzlerde ararlar şefkati.
Irene Cao “Bazen her şeyi görmek için gözler yetmiyor öyle değil mi?”diye sormuş ya!
Evet;Yetmiyor.Gönül gözü açık olmadıkca,gören gözler görmez oluyor malesef!
Her toplum kendine göre adlandırmş onları “Tahtakuruları,tutkalcılar,arabiler,evsizler,hayatın tozları”...Biz de en yaygın kullanımıyla”Sokak Çocukları”.Doğuştan suçlu damgasıyla hayata bilmem kaç sıfır yenik başlamak zorunda bırakılan çocuklar!
Kim bu çocuklar,nereden geldiler,kimlerin tedbirsiz ve düşüncesiz hayatının bedelini bir başlarına ödemeye mahkum edildiler.Durkheim’a göre “Suç,ortak bilincin yasakladığı hareketlerdir”Bu çocuklar,çocuk bedenleriyle hangi tabuları yıktılar,toplumun hangi ortak bilincine direniş gösterip suçlu ilan edildiler?
Yaşadığım şehrin sokaklarına bir hayal_et saldım,gezdirdim.Kentin arka sokaklarında ki yarı nefesli insanların ,acı çığlıklarını duydum.Yarı çıplak,yarı aç yarı tok hayatlar gördüm.Sefil yaşamlarına ,kirli yüzlerine inat gülümsemeyi bırakmamış sevgiye aç çocuklar !
Üstat; “Gözler,ya merhamet ya da nefretin ışıldadığı bir kandildir der!”Onların gözlerine bakma cesaretiniz oldu mu hiç ?
Bir maniniz yoksa bakın o gözlere bir kez olsun!
Bize ne oldu böyle bir toplum olarak? Bir zamanlar ne kadar duyarlı insanlardık.Komşumuz aç yatarken tok yatamazdık.Yokluk yıllarının insanlarıydık ,ama olanı paylaşmayı biliyorduk.Bizim zamanlarımızda sokaklar çocuk doğurmuyordu, “Sokak Çocuğu”diye adlandırılan.
Sokaklarımız toz topraktı belki,fakat üzerleri çiceklerle kaplıydı.Arka sokaklar diye bir yer hiç duymadık bizler.Ne zaman ki o tozlu topraklı sokakların çiceklerinin üzeri betonlarla örtüldü işte o an kaybettik değerlerimizi de, yüreklerimizde ki merhamet duygularını da.Taşlaştık taş betonlar gibi.Görmez oldu gönül gözlerimiz,duymaz oldu kulaklarımız.
Yağmurlar bize en büyük eğlenceydi,saçak altlarında ıslanırken.En büyük kahkahalarımızı karlı günlerde attık bizler.Hayallerimiz vardı çocukca sahiplendiğimiz,kumdan kalelerimiz,çamurdan pastalarımız.
Çocukluğunu zamansız terk etmek zorunda bırakılan bu çocukların suçu ne peki?
Yağmurlu ,karlı günler onlara en büyük işkence.Sahip oldukları; ceplerinde taşıdıkları “Kelebekler”,sahipsiz hayatlarına çaresiz yakıştırdıkları,adına“Sinyal”dedikleri yaşam mücadeleri. “Tantana,ten tene” yöntemleri yaşama devam adına tek bildikleri.“Bela olma,sana gelen beladan uzak dur”sloganları!
Hayata,boyadıkları suratsız ayakkabı ipleriyle,sattıkları kağıttan mendillerle tutunmaya çalışan minik eller.Hani bizler “yaratılanı severdik yaratandan ötürü ?”
Dünyada adil olan tek şey ,her kesin bir gün ölecek olması olsa da,onların da hakkı insanca yaşamak!Çocukca hayaller kurmak !
Şimdi hayat mı suçlu,insanlar mı ?
Topluma yabancılaştırılmış bu çocuklar kimin eseri?
Bizler yürüyüp geçerken günlük güneşlik kaldırımlardan,o kaldırımları kendilerine yatak yapan çocuklar var.Göz göze gelip hiç göremediğimiz.İnsanlık denen o yüce kavram uçup giderken avuçlarımızdan el atıp tutamadığımız.
Siz hiç yaşadınız mı bu duyguyu?Koskoca dünyada sizi seven bir kişi bile olmadığını hissettiniz mi hiç ?
Dışarıdakilerin canı üşüyor ,içeridekilerin hissetmediği bir soğuklukla!
Ve siz,üşüyen bir çocuğun ellerini ısıtınız mı hiç ?Ya korkan bir çocuğun göz yaşlarını sildiniz mi ? Ya korkutucu karanlığın dehşet veren ürpertisini bilir misiniz?Tiksindirici yoksulluğu,duvarları yıkık evlerde ki çaresizliği bilir misiniz?
Bir göz ucuyla bile baksak,bir el atsak düzelecek belki de “Suçüstü”yaptığımız kimsesizlikleri!
Kendi evlerimizin sıcaklığından dem vurup duygu yapmak gelmiyor içimden.Cümle sıcaklık sevgiyi verebilen yürekler.Yüreğimiz soğumuş anlaşılan toplum olarak.
Eli eline değmesin tamam.Zaten değdirmezsin bilirim! “Kirin kirine bulaşır!”
Farklılar kabül!Yine de hani seviversek onları,Sokak Çocuğu kalmasa adları.Hiç’e saymasak,anlam yüklesek insanlığımıza.
İnsan sevmiyoruz artık tamam bu da kabül!verebileceklerimizi versek sadece.Sevgiyi,şefkati,dudağımızın kenarında fazladan kalmış tebessüm kırıntımızı bağışlasak onlara,olmaz mı ?
İçlerindeki yalnızlığa,kedere ortak olsak bir köşe başında,rüzgarın yüzlerine attığı tokatın acısını elimizin tersiyle de olsa okşayıp yatıştırsak .Geçirdikleri kötü günlere inat öpüversek alınlarının ortasından.
Toplumlarda “Sınıfsız”,”Adaletli yaşam istenci”sadece mutluluk veren bir hayal olarak mı kalacak kağıttan yasalar üzerinde?
Toplumun önünde yaşanan gerçekten çözümsüz bir proplem midir?
Bu çocuklar nereye gidiyor böyle kör karanlıklarda?
Mark Twain “Bahtsızlar;bencil,garezci ve merhametsiz olurlar”der,günü geldiğinde bu toplumdan gördükleri muameleyi iade etmezler mi en acısından bu çocuklar?
Senin taştan kalelerine kimse zarar veremezkorkma.Yeni çağın yeni insanının mutluluğu taş duvarlar olmuş.Ama sokaklarda hayatın inleyişinin sızıntıları var.
Ne farkımız var onlardan düşünürsek? Bizler sıcak ortamların yalnızlığının sahibiyiz,onların yalnızlığı soğuk sadece! Öyleyse onları gördüğünde karşı kaldırıma kaçma yüreğin varsa.Kirli yüzlerinde ışıldayan gözlerine bak bir kez.İşte orada farkımız!
Onların yürekleri halen sıcak!
Gün gelir onların üzünçleri kağıttan sebeplerle çözülürde bizim ki nasıl çözülecek?
İstiyorum ki yaşadığımız hayatta hiç kimse param parça yaşamasın !Onlar orada dururken hiç kimse de tastamam insanım diye kendini kandırmasın!
Gece canlanan “Kaldırımları ve kaldırım insanlarının yalnızlığını”ne kadar da güzel anlatmış Üstat Necip Fazıl;
Kaldırımlar,çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar,içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar,duyulur ses kesilince sesi;
Kaldırımlar,içimde kıvranan bir lisandır.
Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.