Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
Türkiye

Öncesiz hatırlamak

Necip Fazıl’ın idealize ettiği devlet anlayışı ile Karakoç’un idealize ettiği Yüce Devlet’in isim benzerliği etkilenme meselesinin ne kadar derin olduğunu gösterir. Tabii her iki yaklaşımın Devlet-i Aliye kaynaklı ve genel olarak Osmanlı merkezli bir devlet ve dünya tasavvuruna sahip olduğu mutlaka belirtilmelidir.

Öncesiz hatırlamak
Paylaş:
Necip Fazıl’ın idealize ettiği devlet anlayışı ile Karakoç’un idealize ettiği Yüce Devlet’in isim benzerliği etkilenme meselesinin ne kadar derin olduğunu gösterir. Tabii her iki yaklaşımın Devlet-i Aliye kaynaklı ve genel olarak Osmanlı merkezli bir devlet ve dünya tasavvuruna sahip olduğu mutlaka belirtilmelidir.
 
Yayımlanmış kitaplarının sayısı elli sekiz olan Sezai Karakoç'un dünyasının, özellikle de düşünce dünyasının eksik hatırlanışına dikkat çeken yaklaşımların haklılık payı yok değil. Karakoç'un on sekiz eseri dışındaki kırk eserinin düşünce eseri niteliğinde olduğu düşünüldüğünde yabana atılamayacak derecede önemli bir tespit olduğu söylenebilir bu dikkat çekme hâlinin. Tabii Türkiye'deki okur cemaatlerinin dönemsel ilgilerini de göz önünde bulundurmak lazımdır. Yetmişli yıllarda düşünce kitapları muteber olan Karakoç'un Mavera dergisinin yayımlanmasından sonra  yaygınlık kazanan modern şiir telakkisi nedeniyle daha çok  siyasallığı ihmal edilen bir "kültürel zemin" üzerinden algılanmaya ve okunmaya başlandığını ve bu hatırlama hâlinin Monna Rosa'nın kitaplaşmasından sonra daha da pekiştiği söylenebilir.
 
Tekrar Karakoç'un düşünce dünyasının eksik hatırlanmasına gelirsek evvela şunu söylememiz lazım: Bu meseleye dikkat çekerek farkındalık oluşturma çabasının eşit ölçüde içine düştüğü başka bir yanlışlık var ki, bu eksik hatırlamadan daha  sorunlu. Sözünü ettiğim yanlışlık Karakoç'un önceki yazarlarla, düşünürlerle ve alimlerle etkileşimini ihmal ederek ele alma pozisyonudur. Bu tutum her durumda, düşünür olarak Karakoç'un başkalarıyla etkileşimli dünyasına dikkat çekmeyi ihmal etmesinden dolayı sadece kendi kendine olma gibi bir algının oluşumuna yol açar ki, bu hem ona hem de öncekilere haksızlık olur. Önemli olduğunu düşündüğüm bu gerçeği bir yazı üzerinden belirginleştirmeye çalışacağım.
 
TEK SUÇLU "MALUM ZİHNİYET" Mİ?
 
Şaban Abak, İtibar dergisinin sekizinci sayısında Sezai Karakoç'un devlet meselesini nasıl ele aldığını ortaya koyan bir yazı yayımladı. Yazı, 12-14 Nisan 2012 tarihleri arasında Diyarbakır'da a Dicle Üniversitesi'nde düzenlenen Sezai Karakoç Sempozyumu'nda sunulan "Karakoç'ta Devlet Düşüncesi" başlıklı tebliğe dayanıyor.  Tebliğin mahiyetine geçmeden, yazının giriş kısmında yer alan Sezai Karakoç çalışmaları hakkında Abak'ın yapmış olduğu değerlendirmelere değinmek istiyorum.
 
Abak, Karakoç'un sanatkâr yönü hakkında yapılan çalışmaların epey  yekun tuttuğunu fakat onun siyasi, iktisadi konulardaki yaklaşımlarının  hiç ele alınmamış olmasını sorunsallaştırıyor. Fakat bunu söylerken AKP siyasallığı ile paralelleşen köşe yazarları cumhuriyetini akla getiren bir yaklaşımla bütün suçu YÖK'e ve üniversitelerin ilgili bölümlerinde yıllarca egemen olan "malum zihniyete" yükleyiveriyor. Oysa bu yaklaşım kolaycılıktan başka bir şey değil.  Neye dayanarak böyle kesin konuşuyorum? Muhakkak ilgili bölümlerde Sezai Karakoç'un düşünce dünyasını  derinlikli olarak ele almak isteyen biri olsa idi bu konuda zorluk çıkarılmazdı. Başka fakültelerde yapılan çalışmalar iktisadi idari bilimlerde de kolaylıkla yapılabilirdi. Orada yapılmasa bile ilahiyat ve edebiyat fakültelerinde ya da "malum zihniyetin" egemen olmadığı "taşra" üniversitelerinde yapılabilirdi.  O nedenle sürekli olarak suçu başkalarına atmaktan, mazeret üretmekten önce söz konusu bölümlerde akademik çalışma yapan muhafazakâr/İslâmcı isimlerin hangi konuları çalıştığına bakmak gerekir, diye düşünüyorum.
 
Şaban Abak söz konusu yazısında Sezai Karakoç'u öncesiz hatırlamaya tabi tuttuğu için yazısında büyük boşluklar var.  Üstelik öncesiz hatırlama hâli sadece onun yazısıyla sınırlı değil. Saadettin Acar'ın "Sezai Karakoç Seksen Yaşında" başlıklı yazısı da Karakoç'u öncesiz yorumlamanın bir başka örneği. Şu cümleleri okuyalım: "Hiç şüphesiz Karakoç'un bu ülkeye ve ülke insanına en büyük armağanı, aşıladığı özgüvendir. Üstadın tüm çabasının toplamı güçlü bir umut ve özgüven olarak ortaya çıkıyor." Oysa Müslümanların özgüven kazanması noktasında ilk anılması gereken Necip Fazıl Kısakürek'tir. Onun iman ve aksiyon diyerek aşıladığı özgüven anılmadan Karakoç'un umutlu satırları, işaret ve imaları anlaşılamaz.  Acar'ın yazısında sadece Karakoç'a has olan bazı özelliklerin anıldığı son kısmı hariç, Sezai Karakoç adı yerine Mehmet Akif, Hayrettin Karaman veya başka bir ismi yazarak okuduğumuzda herhangi bir farklılığın doğmayacak yazının ne kadar soyut yazıldığını da gösteriyor.
 
DÜŞÜNSEL PARALELLİKLER
 
Akıl, hafıza ve gelecek üzerinden devlet meselesini ele alan Sezai Karakoç, doğu, İslâm ve Batı devlet teorilerinin sadece uzmanlarca değil geniş aydın çevrelerce de ele alınmasının gerekli olduğuna vurgu yapar  Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı'nın birinci kitabında yer alan devlet konulu uzun yazısında.   Müslüman entelektüellerin iyi'nin yerine getirilmesi kötü'nün engellenmesi konularını düşünmeleri gerektiğinin altını çizen Karakoç'un, devlet düşüncesi siyasi düşünce bakımından bir yeniliğe işaret etmekten ziyade kendinden önceki yaklaşımların çağdaş bir dille ifade edilmesidir. Bu yönüyle toparlayıcı, özetleyici ve bazı konulara dikkat çekicidir.
 
Devlet meselesi söz konusu olduğunda Türkiye'de hakiki enerjiyi sağlayan akım/dergi kuşkusuz Büyük Doğu'dur. Necip Fazıl Kısakürek'in farklı zamanlarda Büyük Doğu dergisinde, devlet idaresi, devlet kurumları, devlet adamı, din ve devlet, devlet ve ekonomi gibi konularda yazdıkları dikkate alınmaksızın İslâmcıların devlete ilişkin değerlendirmelerinin nereden nereye geldiği konusunda sağlıklı bir analiz yapılamaz. Sonraki yıllarda ortaya konulan Milli Görüş, Diriliş, Edebiyat ve Mavera çizgisinde görülen 'siyasallık' büyük ölçüde Büyük Doğu'da ortaya konan bu refleksiyonun bölünmüşlüğünün neticesidir. Necip Fazıl'ın idealize ettiği devlet anlayışı ile Karakoç'un idealize ettiği Yüce Devlet'in isim benzerliği etkilenme meselesinin ne kadar derin olduğunu gösterir.  Tabii her iki yaklaşımın Devlet-i Aliye kaynaklı ve genel olarak Osmanlı merkezli bir devlet ve dünya tasavvuruna sahip olduğu mutlaka belirtilmelidir. Zaten etki kaynağı ciddiyse eğer, hiçbir zaman tam bitmez.
 
İslâm'da devletin bir zaruret olduğunu belirten siyasetname geleneğini ve çağdaş Müslüman düşüncenin devlet yorumlarını da Büyük Doğu kaynaklı enerjiye katmak gerekir.  Mesela devlet başkanının İslâm'ın kurallarını uygulamadığında ona karşı başkaldırı hakkının doğacağından söz eder Karakoç. Bu düşünce, İslâm siyaset düşüncesinde muhalefetin hangi zeminde varlık kazandığını gösteren siyasetnameler okunmadan kavranılamayacaktır. Yine İslâm devletinin modern Batı'dan farklı olacağına vurgu yapan savunmacı metinlerden özgün yorumlara kadar uzanan çağdaş birikimin ortaya koyduğu tartışmalar hatırlanmadan, Karakoç'un siyaset ve devlet konularında yapmış olduğu Batı ve İslâm karşılaştırması anlamlandırılamaz. Dünya İslâm Devleti kitabının yazarı M. Said Çekmegil'le, İslâm devletini Dünya devleti olarak düşünen Karakoç arasındaki etkileşimlere de dikkat kesilmek gerekir.  Etkinin bilinçli bir tercih olup olmamasından öte düşünsel paralelliklere dikkat çekmek için Sait Halim Paşa'yı da mutlaka anmak gerekir kanaatindeyim. Elbette sonrakilerin ortaya koyduğu yenilikler ve özgünlükler vardır ama öncekiler dikkate alınmaksızın devlet düşüncesinin Karakoç'ta aldığı şekil tam anlamıyla kavranamaz.
 
Ne demek istediğimi daha iyi açıklayabilmek için şunları da anlatmalıyım:  Karakoç'un Fransız devrimi sonrasında Batı'da kurumsallaşan parlamenter demokrasiyi İslâm'ın şura ilkesi üzerinden ele alması, Batı ve İslâm demokrasisi gibi noktalarda ortaya koyduğu yaklaşımların Yeni Osmanlı düşüncesi ve Meşrutiyet devri İslâmcılığıyla paralelleşen yönleri gündeme getirilmeden onun siyasi düşüncesinin yerli yerini oturtulması mümkün değildir. Karakoç'un yazılarında Batılı siyasal düşünürlerin adları ve yaklaşımları -sözgelimi Eflatun'un devlet ideali- zikredilirken İslâm siyasi düşüncesi noktasında sadece Kuran ve Sünnetten bazı ilkeler anılır. Nizamülmülk, Maverdi, İbn Teymiyye, Kınalızade Ali vb düşünürlerin adlarının anılmamış olması önemli bir ayrıntıdır. Müslüman dünyada İslami uyanış sürecinin kaynaklara dönüş vurgusunun bir yansıması olarak da okunabilir bu temel atıflar.
 
Devlet din ilişkileri noktasında, Karakoç'un devleti dinle barıştırmanın gerekli olduğuna, devletin din gücünden bir parça kuvvet almasına dönük yaklaşımlarının gündemleştirildiği bağlamın AKP siyasallığı ile örtüşme noktaları da dikkat çekmektedir. Karakoç'un federatif devlet modeline vurgu yapan şu düşüncelerinin Diyarbakır'da dile getirilmesi önemsenmesi gereken bir noktadır: " Her bölgenin özelliklerine saygı göstermek ve değer vermek şartıyla ve federatif bir yapı ile, irili ufaklı bütün İslâm devletleri ve toplulukları yeniden kurulacak Yüce Devlette yerini almadıkça, sahipsiz kalmaya, aç kurtlar tarafından  parçalanmaya mahkum olacaklardır."   Karakoç'un devleti, bir şirket gibi görme düşüncesinin yanlışlığına değinen yaklaşımlarının AKP siyasallığına aykırı düştüğü fark edilmiş olmalı ki, meselenin bu boyutuna hiç değinilmemiş. Düşünürleri konjonktürel ve hassas dengeleri gözeterek okumanın handikapları saymakla bitmeyecek gibi.
 
Peki ne yapalım? Evvela eksik hatırlamaların kötü tahayyülün sonucu olduğunu fark edelim. Çünkü düşünce tarihi değerlendirmelerinde suçlar çoğu zaman kötü tahayyül edilerek işlenir. Oysa yapılması gereken daha iyi ve bütünlüklü kavrayışlardır. Bu nedenle belli isimleri değerlendirirken iki yönlü bir çaba içinde olunmalıdır: Önce eserleri ardından onunla birlikte bağlamı, selef ve halef ilişkilerini kavramalıyız.
 
Bin dereden su getirdim, diyeceğim şudur: Şaban Abak'ın bildirisinin yayımlanmayan kısımlarında ne var ne yok bilemem.  Yayımlanan hâlindeki eksikliklere ve  siyasal konjonktürelliğe dikkat çekmek istedim sadece.  En iyisi temaşacı tefekkür karşısında etkileşimlere dikkat çekmek ve karşılaştırmalar ufuk açar diyerek bağlayalım bu yazıyı.
 
Asım Öz / Dünya Bülteni

Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Türkiye Haberleri

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Sıradaki Haber
Okumaya devam et Ne kadar demokrasi o kadar kalkınma

Akışın sonuna geldiniz.