Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter!

Adnan İPEKDAL

10-09-2026 16:40

Divân-ı Lugat’it Türk’te geçen, başlık olarak aldığımız, en az bin yıllık  bu kadim söz , aslında derin bir hakikati, güven ve tevekkül felsefesini anlatır: Bir canlı dünyaya geldiğinde, onun rızkı da beraberinde gelir. Ağılda bir oğlak doğduğunda, ovada o oğlağın yiyeceği ot da bitmeye başlar.

Rızık endişesiyle yeni bir hayata “hayır” demek, bu kadim bilgeliğe aykırıdır. Bugün toplumumuzda evlilik ve çocuk sahibi olma konusunda yaşanan tereddütleri bu söz ışığında yeniden düşünmek gerekiyor.

Evlilik, hayatın en tabii akışı içinde gerçekleşmesi gereken hayatî bir adımdır. Ne var ki günümüzde bu adım, üzerine yüklenen gereksiz maddi ve toplumsal yüklerle giderek ağırlaşan bir yük hâline gelmiştir. Artık çok yaygın olmasa da bazı yörelerde halen var olan başlık parası, aşırı lüks düğün masrafları, “olması gereken” ev, araba ve eşya listeleri… Bütün bunlar, aslında iki insanın bir araya gelip bir yuva kurma niyetini bir prestij yarışına dönüştürüyor.

Hazret-i Peygamber (s.a.s.), evliliğin özünün kolaylıkta olduğunu vurgulamış ve en hayırlı, en bereketli nikâhın, külfeti ve masrafı en az olan nikâh olduğunu bildirmiştir (Ebû Dâvûd, Nikâh, 31). Bu ölçü, bugün de yol gösterici olmalıdır: Evliliği kolaylaştırmak, hem gençlerin hayata daha erken ve sağlıklı bir şekilde tutunmasını sağlar hem de toplumsal huzuru güçlendirir. Zorlaştırılan her evlilik, ertelenen bir yuva, geciktirilen bir mutluluk demektir. Bu yükü hafifletmek, ailelerin ve toplumun ortak sorumluluğudur.

Evliliği zorlaştıran en büyük etkenlerden biri, lüks ve gösteriş tutkusudur. Düğünün ihtişamı, evin dekorasyonu, çeyizin zenginliği, bal ayının süresi ve mekanları üzerinden bir “değer” ölçümü yapılması, evliliğin özünü gölgede bırakıyor. Atalarımız bu gerçeği “Alçak uçan yüce konar, yüce uçan alçak konar” sözüyle ifade etmiş; gösterişten uzak, mütevazı bir yaşayışın aslında daha kalıcı bir itibar ve huzur getirdiğini anlatmışlardır.

Kur’an-ı Kerim’de de mal ve evlatların dünya hayatının bir süsü olduğu, ancak kalıcı olan ve gerçek değeri taşıyanın salih ameller olduğu bildirilir (Kehf, 18/46). Bu ayet, mal-mülk ve gösterişin peşinde koşmanın nihayetinde geçici bir tatmin sağladığını, asıl kıymetin ise iyilikte, doğrulukta ve samimiyette olduğunu hatırlatır. Gösteriş tutkusu yalnızca evliliğin başlangıcını zorlaştırmakla kalmaz, evlilik içindeki dengeleri de bozar. Sürekli “daha fazlasını” isteme hâli, çiftleri kıyaslamaya, kıyaslama da huzursuzluğa sürükler.

Çocuk Konusunda “Ekonomik Gerekçe” Yanılgısı

Günümüzde pek çok çift, çocuk sahibi olmayı ekonomik sebeplerle erteliyor ya da sevme, tutunma duygusunu, küresel ifsad çeteleri tarafından üretilmiş hayvan sevgisi ile tatmin ederek çocuk sahibi olmaktan tamamen vazgeçiyor. Ancak bu yaklaşım, hem tarihsel tecrübeyle hem de hayatın gerçek işleyişiyle çelişir. Kur’an-ı Kerim, tam da bu kaygıya işaret ederek şöyle buyurur: “Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; onların da sizin de rızkınızı elbette Biz veririz” (İsrâ, 17/31). Ayet, tarihte fakirlik korkusuyla çocuklarını öldüren cahiliye toplumunu konu alsa da, mesajı evrenseldir: Rızkı veren Allah’tır ve bu kaygı hiçbir zaman bir hayata “hayır” demenin; Allah’ın yaratma sıfatının tecellisine mani olmanın gerekçesi olamaz.

“Yeterince zengin olmadan çocuk sahibi olunmaz” anlayışı, çoğu zaman gerçek bir imkânsızlıktan değil, yükseltilmiş bir konfor beklentisinden kaynaklanır. Hazret-i Peygamber, “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır” buyurarak (Tirmizî, Menâkıb, 63) bir insanın değerini, ailesine ve evladına karşı gösterdiği emek ve fedakârlıkla ölçmüştür. Çocuk, bir yükten önce bir bereket, bir anlam ve bir gelecek bağıdır. “Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter” sözü tam da burada hatırlanmalıdır: Rızık kaygısıyla hayattan çekinmek yerine, hayata güvenle açılmak gerekir.

Lüks Tutkusunun, Görünmeyen Bedeli

Lüks ve gösteriş tutkusu ilerlediğinde, yalnızca ekonomik bir yük olmaktan çıkar; aile içi geçimsizliğin de başlıca sebeplerinden biri hâline gelir. Sürekli daha fazlasını isteyen, komşusuyla, akrabasıyla, sosyal medyadaki insanlarla kendini kıyaslayan bir zihin yapısı, hem bütçeyi zorlar hem de ruhu yorar. Yunus Emre, tevazuyu bir define gibi koruyan, yücelik peşinde koşan gönlü ise dert üstüne dert biriktiren bir yol olarak tasvir eder; bu ince tespit, bugünün tüketim ve gösteriş çılgınlığına da ayna tutar.

Atasözümüzün dediği gibi, “meyveli ağacın dalı eğik olur” — yani gerçek olgunluk ve değer, gösterişte değil alçakgönüllülükte saklıdır. Bu tükenmişlik, evlilik içinde tatminsizliğe, tatminsizlik ise huzursuzluğa ve çatışmaya dönüşür. Ekonomik geçimsizlik çoğu zaman gerçek bir yoksulluktan değil, doyumsuz bir beklenti yönetiminden doğar.

Evlilik, Bir Tahammül Okuludur

Belki de bugün en çok unutulan gerçek şudur: Evlilik, iki kusursuz insanın birleşmesi değil, iki kusurlu insanın birbirine tahammül etmeyi, birbirini anlamayı, birbirini tamamlamayı ve birlikte olgunlaşmayı öğrendiği bir okuldur. Kur’an-ı Kerim, eşler arasındaki bağı şöyle tarif eder: Kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması, O’nun delillerindendir (Rûm, 30/21). Bu ayet, evliliğin temelinin yalnızca beraberlik değil, sabırla beslenen bir sevgi ve merhamet ilişkisi olduğunu; evlenme ve aile kurumunun Allah’ın ayetlerinden olduğunu gösterir.

Hazret-i Peygamber, mümin karakterini tarif ederken, genişlikte şükreden, darlıkta ise sabreden ve her hâlinden hayır çıkaran bir tutumdan söz eder (Müslim, Zühd, 64). Evlilik hayatı da tam olarak böyle bir sınav alanıdır. Günümüz insanının en büyük eksikliklerinden biri, tahammül eşiğinin düşük olmasıdır. Küçük bir anlaşmazlık, büyük bir kopuşa; sıradan bir tartışma, bir ayrılık sebebine dönüşebiliyor. Atalarımızın “sabreden derviş muradına ermiş” sözü, bu gerçeği en sade biçimiyle özetler.

Tahammül eşiğini yükseltmek, hem bireysel olgunluğun hem de sağlıklı bir evliliğin anahtarıdır. Bu, pasif bir katlanma değil; sevgiyle, bilinçle ve sabırla yürütülen aktif bir çabadır.

Sonuç

“Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter” sözü, bize hem bir güven telkin eder hem de bir hayat felsefesi sunar: Hayata açılmaktan korkmamak, gösterişten uzak durmak, rızık kaygısını aşırı büyütmemek ve tahammülü bir erdem olarak görmek. Evlilikleri kolaylaştırmak, lüks tutkusundan uzaklaşmak, çocuğu bir bereket olarak kabul etmek ve sabrı bir yaşam biçimi hâline getirmek — âyetlerin, hadislerin ve atalarımızın sözlerinin ortak sesiyle bugünün toplumu için hem bir hatırlatma hem de bir çıkış yoludur.

Evliliklerin gecikmesinin, yapılmış olanların yıkılmasının; genç evli çiftlerin  çocuk istememesinin en büyük sebepleri; çocuklarımızı bencil, şımarık, tahammülsüz ve manevi değerlerden yoksun yetiştirmektir.

Çevrenizdeki aileleri yaşı gelmiş çocuklarını başgöz etmeye, bekarları evliliğe, çocuksuzluları çocuk sahibi olmaya teşvik ediniz; huzursuz evlilere hakem olarak sabrı ve tahammülü tavsiye ediniz.

DİĞER YAZILARI Samsun Şehrengizi 01-01-1970 03:00 Kokmuş Cesetler Ülkesi 01-01-1970 03:00 Ekran Zorbalığı Kemâl Erkânından Zevâl Ekranlarına 01-01-1970 03:00 Bir Ruh Simyası Olarak Vefa 01-01-1970 03:00 Sensin Bid’at 01-01-1970 03:00 Gün Olur Asra Bedel Romanının 15 Temmuz Üzerinden Tahlili 01-01-1970 03:00 Üç Muslukla Doldurmaya, Otuz Üç Muslukla Boşaltmaya Çalıştığımız Havuz 01-01-1970 03:00 İncir Yaprağı 01-01-1970 03:00 Almanya’da Yeni Bir Pensilvanya mı Kurulacaktı? 01-01-1970 03:00 Problem Çözmek İsteyenlere Formüller 01-01-1970 03:00 Atakum Sahilinde Mescid Görmek İstemeyenler Sinagog mu Görmek İstiyor! 01-01-1970 03:00 Kara Samsun’un Beyaz Türkleri 01-01-1970 03:00 ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı! 01-01-1970 03:00 Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız? 01-01-1970 03:00 Dijital İçerik Üretme Seferberliği 01-01-1970 03:00 CİNSİYETÇİ SÖYLEM 01-01-1970 03:00 Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği 01-01-1970 03:00 İsmet Özel’in Hayatta Olmasının Haber Değeri Var Mı? 01-01-1970 03:00