Kişisel gelişim zırvalıklarını bir kenara bırakın. Amerikan taşrasından devşirilme "istersen yaparsın" sloganlarını çöpe atın.
Sabah beş kulüplerini, milyarderlerin sabah rutinlerini, o parlak kapaklı şarlatanlık kitaplarını tamamen unutun. İşin özü topu topu üç maddeden ibarettir. Gerisi tamamen lafügüzaftır.
BOŞ HAVANDA SU DÖVMEYİ BIRAKACAKSIN
Öncelikle şu körü körüne, ezbere, nereye gittiğini bilmeden deli gibi koşturma huyundan vazgeçeceksiniz. Bizim toplumda acayip bir hastalık var: Plan yapmadan, nereye vuracağını bilmeden amansızca koşturup durmak. O şekilde çalışmak çalışmak değildir kardeşim. O sadece boş havanda su dövmektir. Kendini kandırmaktır. Günün sonunda yorgun argın eve dönüp "Ben çok çalıştım ama olmuyor" diye sızlanmaktır.
MESELE AKIL TERİ DÖKMEKTİR
Açın bakın o Yüce Kitap’a... Tam 49 yerde akıl kökünden türeyen kelime geçiyor. İşin en çarpıcı, en dehşet verici tarafı neresi biliyor musunuz? Bu kelimelerin hiçbiri isim olarak geçmiyor. Hepsi eylem olarak, fiil olarak geçiyor. Yani din sana durağan bir akıl vaat etmiyor; aklını çalıştıracaksın, işleteceksin, üreteceksin diyor. "Aklınızı kullanmıyor musunuz?", "Hiç akletmez misiniz?" sorusu tam 24 yerde doğrudan yüzümüze sert bir şamar gibi vuruluyor. Demek ki ne yapacaksanız, önce aklınızı kullanarak yapacaksınız. Stratejiyle, mantıkla, zekayla ter dökeceksiniz. Necm Suresi otuz dokuzuncu ayet çok net bir sınır çizer: "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." Ama bu akıllıca bir çalışmadır. Ter dökeceksiniz ama önce akıl teri dökeceksiniz. Ezbere koşturmayacaksınız.
SU GİBİ SIZIP KAYAYI DELECEKSİN
Diyelim ki aklınızı kullandınız, stratejinizi kurdunuz, gece gündüz çalıştınız ama işler yine mi ters gitti? Duvara mı tosladınız? Engeller mi çıktı? İşte tam o kırılma noktasında hemen havlu atmayacaksınız. Arabesk felsefeye sarılıp "kaderim böyleymiş" diye köşenize çekilmeyeceksiniz. Bakara Suresi yüz elli üçü açıp satır satır okuyacaksınız: "Sabır ve namazla Allah’tan yardım dileyin." Burada kastedilen sabır, öyle eli kolu bağlı oturup çaresizce beklemek, pasif bir teslimiyete sığınmak değildir. Gerçek sabır, doğadaki o muazzam su damlasının sırrıdır. Dağdan sızan yumuşak bir su damlası düşünün. Ne kadar yumuşak, ne kadar zayıf görünür değil mi? Ama o su, hiç durmadan, inatla, ısrarla aynı noktaya vurur. Sonunda ne olur? En sert mermeri deler geçer. Devasa dağları aşındırır ve kendine mutlaka bir vadi, yepyeni bir yol bulur. İşte sabır ruhun bu istikrarlı, akıllı akışıdır. Aynı noktaya vuracaksınız. İnatla, ısrarla, bıkmadan ama hep akılla ve inançla.
İLAHİ MATEMATİĞE GÜVENECEKSİN
Siz bir kul olarak üstünüze düşeni akıllıca yapıp, su gibi sızarak sabrettiğinizde ise insan aklının durduğu o en büyük aydınlık kapısı açılır. Tam bittim, tükendim, mantıken hiçbir çıkış yolu kalmadı, bütün kapılar yüzüme kapandı dediğiniz anda Talâk Suresi üçüncü ayet devreye girer. Sizin yaptığınız tüm dünyevi hesapları, bildiğiniz bütün beşeri matematiği altüst eder. Ne diyor o muazzam ayet? "Onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır." Sizin sınırlı aklınız o kapıyı göremez. Siz iki kere iki dört eder sanırsınız, ilahi sistem o hesabı bambaşka bir boyuta taşır. Ummadığın vadiler açar önüne.
İŞTE FORMÜLÜN ÖZÜ
Yüzlerce formülü, binlerce Amerikanvari taktiği unutun. Formül tek cümledir, nettir, serttir: Aklını kullanarak çalışmak, su gibi sabretmek ve yalnızca Allah’tan dilemek.
Çaba senden, sabır senden... Ummadığın kapıları açmak O’ndandır.
Nokta.