Bir Feribot Rezaleti

Mehmet Ali Çamoğlu

01-09-2026 18:23

Girne açıklarında yaşanan o feribot faciasının detaylarına bakıyorum.

İçim ürpürüyor, sinir kat katsayım fırlıyor.

Olay şu:

Gemi su almaya başlıyor. Yolcular panikte. Gemi yetkililerini uyarıyorlar: “Gemi su alıyor, bir terslik var, batıyoruz!”

Gemi yetkililerinin verdiği cevaptaki aymazlığa, pişkinliğe bakar mısınız: “Siz alışkın değilsiniz, böyle şeyler olur, sorun yok.”

Sonra ne mi oluyor?

Pencereler patlıyor, koltuklar parçalanıyor, can pazarı başlıyor.

Ve tahliye anı geldiğinde gemiyi ilk kim terk ediyor biliyor musunuz?

Yolcuları içeride kaderine terk eden o sorumsuz mürettebat ve kaptan!

Eskiler boşuna dememiş: “Gemiyi en son kaptan terk eder.” Ama liyakat bitince, ahlak çürüyünce gemiyi ilk kaçanlar dümendekiler oluyor.

*

*15 TEMMUZ’UN KAÇIŞ KUYRUKLARI*

Bu feribot hikayesini okuyunca zihnim beni gayriihtiyari 15 Temmuz gecesine götürdü.

Çünkü fırtınalı günlerde toplumların önüne devasa bir ayna konur. O gece de bu milletin önüne iki ayrı ayna konmuştu.

Bir tarafta, daha ilk el silah sesinde bankamatik kuyruklarına, benzin istasyonlarına, marketlere koşanlar vardı.

Korkudan dizleri titreyenler...

Ben onlara kusura bakmasınlar ama açık açık "kanı bozuklar" diyorum.

*

*"KİM KAZANIRSA O TARAFA GEÇERİZ" ALÇAKLIĞI*

İşte o gece bu kanı bozukların, bu sinsi asalakların en alçak yüzü de ifşa oldu.

Gencecik iki delikanlı; *Bedreddin ve Enes*, yanlarındaki vatansever arkadaş gruplarıyla birlikte her şeyi göze almışlar. Korkuya teslim olmayıp memleket için harekete geçiyorlar.

Aynı esnada karşılarına birileri çıkıyor. İçlerindeki o aşağılık, o omurgasız fıtrat hemen kendini ele veriyor.

Bedreddin’e, Enes’e ve o yiğit yol arkadaşlarına dönüp ne diyorlar biliyor musunuz?

“Acele etme, dur bakalım, kim kazanırsa o tarafa geçeriz!”

Bakın şu alçaklığa! Bakınız şu sinsi, hesabi, oportünist zehre!

Vatan elden gidiyor, memleket gemisi su alıyor, milletin üzerine tanklar sürülüyor; bu haysiyet fukaraları ise oturmuş galibin kim olacağının hesabını yapıyor! Güçlü kim olursa onun eteğine yapışacaklar. Kim kazanırsa ona biat edecekler.

*

*TEVBE SURESİ'NDEKİ MÜNAFIK TAKIMI*

Aslında bu zihniyet yabancımız değil.

Tarih boyu ne zaman bir fetih, ne zaman bir vatan müdafaası olsa bu tip sinsi odaklar pusuya yatmıştır.

Tıpkı Kutsal Kitabımız *Tevbe Suresi’nde* tasvir edilen o münafık takımı gibi...

Hani o zor zamanda, vatan savunması gerektiğinde binbir yalan mazeret üreten; imkanları ve güçleri yettiği halde sırf savaştan kaçmak için, "Bizi bırakın da evde geride kalan kadınlarla, çocuklarla oturalım, onlarla beraber kalalım" diyen o haysiyet fukaraları vardı ya... Ayette netçe belirtildiği gibi, zilleti seçtikleri için kalpleri mühürlenen o zavallı güruh...

İşte 15 Temmuz gecesi "Kim kazanırsa o tarafa geçeriz" diyerek perdeleri kapatıp evlerine saklananlar, tam olarak o Tevbe Suresi'ndeki münafık takımının bugünkü uzantılarıdır! Onlar memleket gemisi batarken pusuya yatıp rüzgara göre yelken açmanın derdine düşmüşlerdi. Bunlar, bu vatanın ekmeğini yiyip ilk fırtınada sırtını dönen asıl haysiyet fukaralarıdır!

*

*ZAMAN DEĞİŞİR, KUMAŞ DEĞİŞMEZ!*

Burada çok mühim bir gerçeğin altını kalın harflerle çizmemiz gerekiyor.

*Zaman değişiyor, asırlar geçiyor, takvimler ilerliyor ama insanların içindeki o asıl maya, o öz hiç değişmiyor!*

Kanı bozukların kanı, bin yıl geçse de aynı bozuk kan olarak kalıyor. Fırsatçının hırsı, pusucunun sinsiliği, korkağın kaçacak delik arayışı dün neyse bugün de o.

Ama çok şükür ki, bu vatan sevdalılarının o asil, o tertemiz mayası da asla değişmiyor!

* *GÜN BU GÜNDÜR DİYEN KAHRAMANLAR*

 

İşte o değişmeyen vatan sevdasıyla Bedreddinler, Enesler ve o yiğit yol arkadaşları o alçakların yüzüne tokat gibi çarpıyorlar iradelerini.

Kendilerini durdurmaya, akıllarını çelmeye çalışan o sinik, o münafık zihniyete karşı tarihe geçecek o cümleyi kuruyorlar:

“Gün bu gündür, safımız belli!”

*Bedreddin ve yanındaki o inançlı arkadaşları, Samsun’da* o gece hainlere ve pusuculara meydan okuyor: “Hadi, duracak zaman değil, Cumhuriyet Meydanı’na gidiyoruz!” diyerek Karadeniz’in o bükülmez iradesini hep birlikte meydana taşıyorlar.

*Enes ve onunla omuz omuza veren arkadaşları ise İstanbul’da*, tankların kuşattığı Atatürk Havalimanı’na doğru tam 6 kilometre mesafeyi gözünü kırpmadan, nefes nefese koşarak geçiyorlar! Hainlerin namlularına doğru adeta uçarak gidiyorlar.

Onlar ne olacağını hesaplamadılar. "Kim kazanırsa ona geçeriz" diyen o satılık zihniyete inat, "Vatan kazanacak!" diyerek *Samsun'dan İstanbul'a ve ülkenin tüm kentlerine* fırtına gibi estiler.

*

*DÜNYA TARİHİNİN GÖRMEDİĞİ BÜYÜK FEDAKARLIK*

Mesele sadece yollara düşmek değildi. Mesele, o meydanlarda, o havalimanlarında ölümün ve hainlerin üstüne gözünü kırpmadan yürümekti.

Nitekim öyle de oldu.

O münafıklar evlerinde korkudan tir tir titrerken, *Samsun Cumhuriyet Meydanı'nda, İstanbul havalimanı yollarında ve tüm Anadolu topraklarında* dünya tarihinin gördüğü en büyük, en destansı fedakarlık yazılıyordu.

Bu vatan yaşasın, ay yıldızlı bayrak yere düşmesin, devlet gemisi batmasın diye canını feda eden aziz *şehitlerimiz* oldu. Tankların altına yatan, kurşunlara göğüs geren, son nefesinde bile "Vatan sağ olsun" diyen o yiğitler...

Ve o gece hainlerin bombalarına karşı etten duvar örerken *vücudunun yarısını, bir uzvunu, bir bacağını, bir kolunu orada bırakıp gazi olan kahramanlarımız* vardı.

Onlar memleket gemisi su almasın diye kendi canlarından, kendi bedenlerinden seve seve vazgeçtiler! "Bacağım, kolum, gözüm vatana feda olsun" diyerek bedenlerinin bir parçasını o gece bu toprağa mühürlediler. Bir saniye bile tereddüt etmediler, bir adım bile geri atmadılar!

İşte İncirlik’ten kalkan hain jetlere, sokaklardaki tanklara karşı memleketi ayakta tutan ruh; o pusucu münafıkların hesabı değil; Samsun'da Bedreddin ve arkadaşlarının, İstanbul'da o 6 kilometreyi koşan Enes ve arkadaşlarının, canını feda eden şehitlerimizle, uzvunu feda eden gazilerimizin o insanüstü, o muazzam fedakarlığıdır!

*

*İNCİRLİK’TEKİ SAHTE KAPTAN*

Peki ya o gece "kaptan" postuna oturup hainlik eden sahte kahramanlar ne yaptı?

Bakınız İncirlik Üssü’ne...

Dönemin üs komutanı olan o sözde general, milletin uçaklarına, Ankara’yı bombalayan F-16'lara havada yakıt sağlamak için hainlerin safına geçmişti.

Gemi su alıp da darbe çökünce, işler tersine dönünce ne yaptı dersiniz?

Aynen o feribot kaptanı gibi, o "kim kazanırsa o tarafa geçeriz" diyen alçaklar gibi gemiyi ilk terk eden olmak istedi!

Gidip Amerikan makamlarından sığınma talep etti. Korkakça kaçmaya yeltendi. Ama bu milletin vatansever evlatları onun da kapısına kilidi vurdu. Şimdi ait olduğu yerde, demir parmaklıklar arkasında hesabını veriyor.

*

*ZOR ZAMANIN AYNASI*

Netice şudur:

Adamlık da, kaptanlık da, vatanseverlik de işte böyle zor zamanlarda belli olur.

Devirler değişse de hain hep haindir, korkak hep korkaktır, münafık hep münafıktır.

Ama yiğit de her devirde yiğittir!

Hava güneşliyken, deniz süt limanken herkes dümende durur. Herkes memleket sevdalısı kesilir, mangalda kül bırakmaz.

Ama fırtına koptuğunda; o Tevbe Suresi'nde anlatılan münafıklar gibi evlerinde oturup pusuya yatanlar kaçacak delik ararken; Samsun'da Bedreddin ve arkadaşları, İstanbul'da yolları koşan Enes ve arkadaşları, canını veren şehitler ve uzuvlarını bu vatana feda eden o kahraman gaziler göğsünü siper etmek için meydanlara koşar.

Tarih, o pusucu alçakları ve kaçmaya çalışan sahte kaptanları değil; devleti yaşatmak için dümene gövdesini, canını ve aziz bedenini koyan bu milletin o hiç değişmeyen asıl evlatlarını, şehitlerini ve gazilerini yazacaktır.

*

*SELAM VE DUA İLE...*

Rabbim bu aziz vatanı, devlet gemimizi içerideki ve dışarıdaki tüm hainlerden, pusuya yatan haysiyet fukaralarından ve o sinsi münafıklardan muhafaza eylesin.

O gece canını seve seve feda eden aziz şehitlerimize gani gani rahmet; bedenlerinden, canlarından bir parçayı bu topraklara mühürleyen kahraman gazilerimize şifalar ve hayırlı ömürler ihsan etsin.

Samsun’dan İstanbul’a, "Gün bu gündür!" diyerek dümene gövdesini koyan Bedreddinlere, Eneslere ve o yiğit yol arkadaşlarına selam olsun, dualarımız onlarla olsun.

Vatanını canından aziz bilen tüm vatan sevdalılarına selam ve dua ile...

DİĞER YAZILARI Başarının Üçlü Şifresi 01-01-1970 03:00 Fındıkçı ölsün mü beyler! 01-01-1970 03:00 Dünyanın Değişen Jeopolitik Dengeleri 01-01-1970 03:00 Köşeyi Kapana Kadar Bukalemun, Kapınca Kaplan 01-01-1970 03:00 Vatan yoksa hiçbir şey yoktur! 01-01-1970 03:00 Ölçüden Aileye, Tarladan Yönetime Ayetlerin Işığı 01-01-1970 03:00 Babamın Bıraktığı Ülkede Değişenler 01-01-1970 03:00 At Yalanı, Al Beğeniyi 01-01-1970 03:00 Hacı bayram veli camii’nde siyaset, vatandaşın göğsüne uçan tekme! 01-01-1970 03:00 Kalp Aynasını Cilalamak: Kaptan, Rota Ve Büyük Vuslat 01-01-1970 03:00 Batı’nın Dijital Vebalı 01-01-1970 03:00 Vitrin Siyaseti, Omurga Sınavı Ve Milletin Son Resti 01-01-1970 03:00 En büyük yatırım nedir! 01-01-1970 03:00 Ecel Ne Yaş Dinler Ne Sıra: Bir Soda Şişesindeki Büyük Sır 01-01-1970 03:00 Çöpteki Ekmek, Raftaki Vicdan ve Kaçan Bereket 01-01-1970 03:00 İsimleri Unutuldu, Faturası Baki Kaldı 01-01-1970 03:00 Bir Dervişin Alın Teri, Bir Esnafın Kibri 01-01-1970 03:00 Haram Lokma ve Kayıp Nesiller 01-01-1970 03:00 Çekilin yoldan, mazeret şampiyonları geliyor! 01-01-1970 03:00 Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler 01-01-1970 03:00 Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı 01-01-1970 03:00 Rehberden Silinen Her Numara, Taştan Silinen Bir Yazı 01-01-1970 03:00 Kendi Ömrünü Çizenler: Bir Çekiç, Bir Anahtar ve Elli Yıl 01-01-1970 03:00