https://www.akasyam.com/files/uploads/user/5b209bd59025f74b380134f741207b20-44a8ebc24c187e20d3e3.jpeg
Batuhan ŞUORUÇ

Bütün Metinler Aldatıcıdır

21-04-2025 19:15

Bütün metinler aldatıcıdır. Aldanmayı istiyorsanız.

İş bu okumaya başladığınız metnin aldatıcı olup olmamasına ilişkin soruyu sormanız gereken kişinin ben olduğumu düşünüyorsanız da yine büyük bir aldanışın içine düşmeye başladınız demektir.

Şâyet böyle olsun istemiyorsanız kendinize dair oldukça kavi bir tefakkuh yürütmeniz sizin için elzemdir. Zira fıkıh; kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyi bilmesidir. Bu yönüyle sanatın/anlatının, aldatan değil aydınlatan yönüne yüzünü dönmesi bir insanın kendisini tanımasının en iyi yollarından birisi olarak karşımıza çıkar.

Tarkovski, Mühürlenmiş Zaman adlı yapıtında ifade ettiğimiz bu konuya ilişkin; “… her sanatın amacı, insanın kendisine ve çevresindekilere bu gezegende ne aradıklarını, neden yaşadıklarını, varlık sebeplerinin ne olduğunu açıklamaktır. İsterseniz açıklamak yerine, insanlara bu soruyu sormak, onları bu soruyla yüzleştirmek de diyebiliriz.”  cümleleriyle sanata ontolojik bir vasıf yükler.

Sanat/anlatı, bir şeye hizmet edecekse bu hizmet insanın en köklü sorularına yönelik ciddi yol haritası çizmek gibi ulvi bir mesuliyeti üstlenmelidir. Eh bir anlamda yolunu kaybetmişlerin uğraşıdır sanat/anlatı.

Gündelik hayatında hiçbir pürüz yaşamayan insan, neden başka bir hayata ihtiyaç duysun ki? İroni de tam burada ortaya çıkmaktadır işte. Sartre Kimin İçin Yazıyoruz? sorusunu sorduktan sonra şu cevabı verir; “İlk bakışta, kuşkuya yer yok: Evrensel okuyucu için yazıyoruz; gerçekten de daha önce gördüğümüz gibi, yazarın bekleyişi ilke olarak bütün insanlara yönelmiştir. Ama daha önceki betimlemeler düşünseldir. Gerçekte, yazar çamura batmış, gizli, kullanılması olanaksız özgürlükler için konuştuğunu bilir; ve kendi özgürlüğü bile pek öyle katkısız değildir, temizlemesi gerekir onu; bunun için, kendi özgürlüğünü temizlemek üzere de yazar.”

Tam da burada yazarın sahiciliği gibi kocaman bir taş gelip de düşer yolumuzun üstüne.

***

Yazmak, bir yazarın kendisiyle girdiği en hasbî mücadelenin cenk meydanıdır. Yazar, bütün iç dünyasının üstünde bir uçtan bir uca saniyeler içinde gidip gelen cinler gibi; bir çocukluğuna, bir bugününe, bir yarınına gidip gelir zihninde.

Söz gelimi çocukluğunda elma aşırdığı bir bahçe sahibinden kaçışının korkusuyla bir şeyler çiziktirirken kâğıda, çok geçmeden işe geç kaldığının paniği, yarın katılacağı bir pikniğin heyecanı hep onunla birliktedir.

İnsan en büyük yalanı kendine söyler. Bilir bunu yazar. Yalanlarıyla yüz yüze geldikçe artık kalemden, mürekkepten yahut kâğıttan utandığından mı bilinmez eli yalnız doğruya gitmeye başlar. “Aksi bir tutum belirleyen yazarların sayısı aza tekabül etmek şöyle dursun kâhir ekseriyeti kapsıyor!” gibi bir çıkış cümlesi de elbette yabana atılacak bir itirazı sinesinde barındırmıyor. Burada esas çözülmesi gereken düğüm, böylesi bir işgüzarlığı kendisine yol edinmiş kimselere yazarlık rolü atfedip atfedemeyeceğimizle ilgilidir.

Bir yazarın propaganda mı yaptığını yoksa estetik, güzellik, iyilik gibi ulvî değer yargılarını mı insanlara aktardığının ayrımını yapmanın herkesçe geçer akçe kabul edilebilecek bir kıstasının olup olmadığına dair beylik bir cümle kurmaya cesaret edecek değilim. Ve fakat okunan o metnin insana sinmediği, sahici gelmeyen, içinizde olur a bir duygu meydana getirse bile iç dünyanızda çok uzun soluklu sürmeyen bir şeyler olduğunu sezinlersiniz. Sahte bir yanılsamadan ibarettir böylesi yazarların kaleminden çıkanlar. (Çok mu romantik bir bakış açısıyla dile getirdim fikirlerimi? Eh biraz da okurun ferasetine güvenmek gerek.)

Batuhan KUSAY

 

 

Neler Söylendi?
  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik