Edebiyat, damdan düşenlerin sığınağıdır. Eve alınmayanların, pencereden bakma hakkı elinden alınanların, kapının önünde durmasına dahi müsaade edilmeyenlerin uğrağı…
İnsanın, hayatta muhkem bir yer tutmasının önünü edebiyat açabilir. Tutmuş olduğu bu yerde bir bellek sahibi olabilmesini, bellediği şeyleri eylemesi gerektiğini fısıldayan da yine edebiyattır.
Elinden tutulmuşların dünyalarının çok da mamur bir yer olduğuna ilişkin hayranlık uyandıracak betimlemeleri albenilini bir biçimde sunmaz bize herhangi bir edebî yapıt. Ya da şöyle kuralım cümleyi, yaşanılması gereken hayat bu zümrenin elde ettikleriyle kurulmuş bir düzenin verdiği imkânlarla nefes alıp verilecek türden değildir. Değildir zira dört başı mamur bir dünyada, günlük hayattan bir nebze uzaklaşmak ve bunun yolunu da kendisi gibi hayatında bir yığın sorunu alt etmekle uğraşan bir kurgu karakterle özdeşlik kurarak yapmak isteyen okurun, kaçtığı şeyin, tam da göbeğinde yer almaya ne takati, ne de bir arzusu olduğu söylenebilir.
Bir edebî metni eline alan kimsenin beklentileri:
• Etmek istediği bütün küfürlerin toplamını bir kurguda bulmak.
• Rab bellemek istemediği tuğlaları tutmayan bir karakterle özdeşlik kurmak.
• Bir başkasının da acılara göğüs gerdiğini satırlarda seyretmek.
• Yapmaya cesaret edemediklerini, yapmaya cesaret edenlerin cümleler boyu ardına düşmek.
• Mutlu esen rüzgârlardan bir nebze kendi sırtını da nimetlendirmek.
• Kaybettiklerinin yerini doldurabilecek yeni buluntular.
• Yürürken düşen pantolonuna, sahih cümlelerden bir kemer.
• Modernliği, postmodernliği askıda kalsın, giydiğinde üşümeyeceği bir mutlu son.
• Anlatıda tutunamamış özdeş karakterin, arada bir de olsa yüzünün gülmesi.
• Kitap bitip rafa konulunca okurun gözü rafa her iliştiğinde bir lahza duraklama hissi.
• İNSAN olduğunu hatırlayış.
• İNSAN olmayı isteyiş.
• İNSAN kalmayı arzulayış.
