Edebiyatın hayattan kopuk olarak gösterilmesinin ardında bir art niyet aramak beyhude bir çaba olmak şöyle dursun düşünmeye ve hissetmeye biraz olsun emek verenlerin üzerine bir borçtur.
“Edebiyat boş iş!”, “Bana edebiyat yapma!”, “Bunlar hep edebiyat!”, “Edebiyat karın doyurmaz!”, “Edebiyatı bırak!” ve benzeri yığınla herze bir art niyeti uhdesinde barındırıyor.
Bu sözleri söyleyenler art niyetli insanlar zira edebiyatla iştigal edenlerin boş işleri(!) bıraktıklarında hangi dolu(!) işlere yüz çevireceklerini, edebiyat yapmadıklarında(!) ne yapacaklarını(!), edebiyatla doymayacak olan karnın(!) neyle doyacağını(!) bilmemek şöyle dursun, bilmiş göründükleri şeylerle bile ikâme edemeyeceklerini bal gibi biliyorlar.
Diyeceksiniz ki bal gibi biliyorlar da bildiklerini mi ketmediyorlar?
Cürüm işleme yönüyle hemen hemen buna denk bir fiile başvuruyorlar.
Yalan söylüyorlar.
Yalan söylüyorlar çünkü öğrenilecek doğrularla insanların neye, nasıl ve neden karşı çıkmaları gerektiğini bilmeleri onları korkutmaya yetip artıyor.
Edebiyat, insana hayatla kurduğu bütün dinamiklerin, ilişki ve iletişim biçimlerinin mahiyetinin esas itibarıyla tam olarak neye tekabül etmesi gerektiğine ilişkin bilgileri verir. Bu bilgileri tevarüs eden kişinin gerçekleştireceği bütün eylemleri belirli bir olgunluğa istinad ederek ortaya koyma ihtimali yabana atılmayacak denli kavidir.
Edebiyatla ilgili kurulan bütün olumsuz cümleler bir bilinci üstlensin veya üstlenmeyip cehalet üzre dile getirilsin hizmet ettiği şey çiğliktir. Edebiyatın olmadığı bir dünyanın olumsuzluklarına itiraz sadedinde dile getirilen şeyleri dile getirir getirmez edebiyat yapmakla suçlananlar, bir suçluyla muhatap olduklarını fark etmenin ötesinde bir yerde durmamalıdırlar. Karşılarında ensesinde boza pişirenlerin yoldaşı olan şıracılar var.
