Türkiye’den Amerika’ya Özgür (!) bir kadın olarak yaşamaya giden çıplaklık bağımlısı kadın, çıplaklığının, uçaktaki aileleri rahatsız edecek seviyede olduğu gerekçesiyle abd uçağından atılmış. Ve bu olayı çektiği video ile protesto etmiş.
Bir başka çıplaklık bağımlısı ergen kız
“Daha açık giyinmediğim her gün kendimi mutsuz hissediyorum” diyor. Bağımlı kızın mutluluk ölçüsüne bakınız.
Kızım, eğer çıplaklık mutluluk getirseydi, anandan doğduğun anda ağlama çığlıklarınla ortalığı inletmek yerine çırılçıplak olduğundan dolayı zevkten dört köşe olup kahkahalar atman gerekirdi. Anandan doğarken çığlığı bastığına göre, demek ki çıplaklık ağlanası bir durumdur!
Cinsiyetçi söylemleri doğru bulmuyorum, lakin, bazı erkekler, koca koca kokona kadınların, genç kızların giydiği kadar açık/ çıplak giyinse bu erkekler, o çıplak kıyafetli kadınlar tarafından sapıklıkla itham edilirdi.
Mesela toplam uzunluğu 10 cm olmayan tangamsı şort göbek açık atlet giyen bir erkek sapık olarak itham edilecekse, bel üstü kıyafeti sadece iplikli bir sütyen; bel altı kıyafeti ise yok hükmünde bir mayo olan kadın/ kız niçin sapık sayılmasın?
Alışveriş için gittiğim bir mağazada ödeme sırası beklerken önümde bel hizasından itibaren sırtının tamamı açık olan bir kadın vardı. Ben abartmıyorum ama çıplaklık bağımlısı bu kadın abartmış; belden aşağısı görünmese arkasından baktığınızda mağazaya çırılçıplak geldiğini sanırsınız. Hoş belden aşağı konuşmak doğru değil ama, o kısmı da çıplaklık bağımlılığının gereğini itina ile ispat etmiş.
Çıplaklığı bir çağdaşlık/mutluluk/ özgürlük ölçüsü olarak görmeyi bu insanlara kimler telkin ediyor/ dayatıyor?
Görünme ve gösterme fetişi insanları nasıl da insanlıktan çıkarıyor.
Karakterinde bir kalite olmayanın bedenini sergileyerek beğenilmeye çalışması ne acınası bir durum.
Gösterme, görünme çıplaklık bağımlılığı hiç vakit kaybetmeden bir psikiyatrik hastalık olarak tanımlanmalı ve sadece cami kürsülerinin değil, rehberlik servislerinin, sanatın her dalının, bağımlılıkla mücadele kurullarının gündemine alınmalıdır. Ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri bünyesinde Amatem (Alkol ve madde bağımlılığı tedavi merkezi) gibi
Çımütem (Çıplakla mücadele ve tedavi merkezleri); çıplaklık terörü ile mücadele STK’ları kurulmalıdır.
İnsanlara vücutları ile değil de bilgi, zeka, kültür ve kabiliyetleri ile kendilerini ispat etmelerinin daha erdemli davranış olacağı, çıplaklığın çağdaşlık değil ilkellik olduğu anlatılmalı.
Modern hayat sözümona herkese farklı bireyler olmayı salık verir hatta dayatırken bunun tam tersine, çıplaklıkta birbirinin niteliksiz birer fotokopisi yaptığı kitleyi iradesiz sürüler haline getirdi. Üstelik, ilgi çekmek, farklı görünmek, gündem olmak için tercih edilen çıplaklık, bu tercihte bulunanların amacına da hizmet etmez oldu. Neden? Çünkü o kadar yaygınlaştı ki artık çıplaklar normal insanların dikkatini çekmez oldu. Bu üryanlığa hasbelbeşer atf-ı nazar edenler ise hayranlıkla değil acıma duygusuyla bakıyor.
Şu cümleler ben nesline bir şey ifade etmese de biz hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Kabri nur olsun merhum üstadımız Necip Fazıl:
“Utanırdı burnunu göstermekten süt ninem
Kızım gösterdiği, kefen bezine mahrem!”
diyor.
Lafı farklı yerlerinden anlayacaklar olması riskini de göze alarak bu mısraları şöyle izah edebiliriz: Nur yüzlü yaşlı ninelerimiz, burunlarının bile namahreme görünmesinden utanır; peçe takarlardı. Ninelerimiz böyleyken bugünkü genç kızlarımızın vücutlarında göstermekte sakınca bulmadığı yerler, kefen bezine bile mahrem olan, ölü kefenlenirken bile gözükmemesi için tedbir alınan yerlerdir.
Küresel güdücüler tarafından akıma dönüştürülen çıplaklık, insanların kendi tercihiyle değil dijital baskıyla sürüklendiği bir uçurumdur.
Doksanlı yıllarda İslami sosyolojinin yükselişinden “korkan” bazı rahatsızlar “mahalle baskısı” diye bir kavram icat etmişti. Sözümona “çağdaş” insanlar, dindarların artmasından dolayı “çağdaş”lıklarını yaşayamıyor, dindarların kendilerine hiçbir şey yaparak (!) çağdaş (!) hayat tarzlarını baskıladığını iddia ediyordu. Üstelik bu kavramın patenti, amcası hem icazetli bir molla hem de hukuk profesörü olan dünyaca ünlü Türk sosyoloğa aitti. Mahalle baskısı, icat edildiği dönemde operasyon aracı olarak kullanılmış içi boş bir iddiadan ibaretti.
Ancak bugün karşı karşıya kaldığımız dijital baskı, neslimizi bizim neslimiz olmaktan çıkarmayı hedefleyen, sanal mevzilerden ateş eden gerçek bir terör tehdididir.
Kıyafet üreten firmalar ise, usturuplu açık giyinen hanımefendilerin bile çocuklarına alacak uygun kıyafet bulamadıklarından isyan ettikleri, çıplaklık terörünün saha elemanlarıdır.
Asıl işlevi/ anlamı örtmek, gizlemek olan elbise, efsanelerdeki incir yaprağı kadar bile bir örtünme sağlamamaktadır. Kıyafet firmalarında ise adeta usturuplu kıyafet üretmeme boykotu vardır.
Çocuklar ve gençler için üretilen kıyafetler, insanları çıplaklığa mahkum etmektedir.
Çıplaklık terörü ile mücadele, insanlığın sorunudur ve erkeklere bırakılamayacak kadar önemli bir alandır. Açık ya da tesettürlü âkil hanımefendilerin; hatta genç kızlarımızın çıplaklık bağımlılığı ile mücadelede kendilerini görevli hissetmesi gerekir. Geçenlerde haberlere yansıyan usturuplu açık bir Kadıköy hanımefendisinin çıplaklığa tepkisi, cami kürsülerinde yapılan uyarılardan daha etkili olabilir.
Dijital mecralarda çıplaklığı eziklik, ilkellik, yobazlık, bağımlılık, dijital terör olarak gösteren içerikler üretilerek paylaşılmalı, çıplaklık itibarsızlaştırılmalıdır.
Çıplaklık akımlarına karşı, usturuplu giyinme, örtünme akımları başlatılmalıdır. Yerli ve milli olduğunu iddia eden televizyon kanalları, tesettürü özendiren, çıplaklığı küçümseyen diziler, sinemalar çekip yayınlamalıdır.
Ey kadınlar, genç kızlar, erkekler!
Allah’a kapalı, dünyaya açık siyonizm tımarhanesinden; dünyaya kapalı Allah’a açık İslam şifahanesine geliniz!