Aşkın Köşeli Hâlleri; Sezai Karakoç’un “Köşe” Şiirini Çözümleme Denemesi
Son dönem Türk şiirinin en dikkate değer isimlerinden biri Sezai Karakoç’tur. “Yeni şiiri kuranların başında…
KÖŞE
1.
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın
Fabrika dumanlarında resmin
Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun
Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi
Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun
Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak bütün köşelerinin sahibi benim
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Sen kaç köşeli yıldızsın
2.
Evlerinin içi ayna döşeli
Ayna hatıra gözler ve sevmek
Benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli
Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek
Ayna hatıra gözler ve sevmek
Evlerinin içi kabartma bahar
Köşelerinde keklik gibi bakıp duran saksılar
Halı öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar
Siz söyleyin insan seve seve ölmez de ne yapar
Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar
Evlerinin içi yeni güllerden
Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren
Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka
Beni katil suların ortasına bıraka
Katil sular güneşi gözlerinden götüren
Evlerinin içi gurur döşeli
Benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli
3.
Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk
Konuştun güneşi hatırlıyordum
Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı
Dişlerin öpülen çocuk yüzleri
Güneşe açılan küçük aynalar
Sert içkiler keskin kokular dişlerin
İçinden geçilen küçük aynalar
Ve güldün rengârenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı
Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
4.
Taşların ortasında Leylânın gözleri
Leylâ köşe köşe göz göz şiirin ortasında
Ben Leylâyı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri
Leylâ ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında
Ben Leylâ gibi güneş doğarken uyanamam
Şehir gece gündüz benim içimde uyur
Leylâyı götürüp Londra’nın ortasına bıraksam
Bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur
Leylâ diyorsam kesik yanaklarıyla Leylâ
Üç köşeli dünyasıyla
Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla
Leylâ diyorsam şu bizim gerçek Leylâ
Biz seni işte böyle seviyoruz Leylâ
O gitti bize ağlamak kaldı kala kala 5.
Beni yeraltı sularına karşı iyi savun
Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı
Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek
Senin bahtsız ve mesut Eyyubun
Atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor
İçimde İstanbul çalkanırken bozbulanık çeşme
Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum
Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme
Su akıyor birikiyor kan lekeleri
Kurtulsam diyorum bir eser buna engel
Öyle büyüyor öyle çoğalıyorsun
İstanbul kalmıyor
Hangi köşesinde huzur o köşesinde sen
Hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar
Ben bölünmez bir şairsem
Sen bölünmez bir anne
Bir çeşme
Şiirler III Körfez/Şahdamar/Sesler, Diriliş Yay., 6.Bas., İst., 1996, s.85-89]
Son dönem Türk şiirinin en dikkate değer isimlerinden biri Sezai Karakoç’tur. “Yeni
şiiri kuranların başında…
Şiirimize neomistik ürperişi getirdi… Derin nefes alan, fizikötesini
kurcalayan bir ses… Şiirin ufkunu fevkalade geliştiren bir şair… Ses olarak da, söyleyiş
olarak da çağdaş Türk şiirine pek çok malzemeyi sokan adamdır o… Türk şiirinin geleceği
açısından çok daha önemlidir şiiri…" şeklinde pek çok yazar tarafından değerlendirilen
Sezai Karakoç, İkinci Yeni şiir hareketinin Türk edebiyatında orijinal bir cephesini oluşturur.
O, öncü bir şairdir ve onun açtığı yoldan ilerleyen şairler, İslâmî mevzularla İkinci Yeni’nin
özelliklerinin sentezini yaparak Cumhuriyet dönemi Türk şiirine mühim bir soluk
aldırmışlardır.
“İzleksel bakımdan daha çok İslâm mitolojisini kucaklayan Sezai Karakoç şiirinin
sağlam bir metafizik zemini vardır. O, şiir dilindeki semboller aracılığıyla geleneği güne ve
geleceğe taşımaya çalışır.”
Sezai Karakoç; Ahmet Haşim, A.Hamdi Tanpınar, Âsaf Halet
Çelebi, Ahmet Muhip Dıranas, Behçet Necatigil… gibi saf şiirin peşindedir ve dönemin
Toplumcu-marksist şairleri gibi dünya görüşünü şiirlerinde bir propaganda aracı olarak
kullanmaz.
Sezai Karakoç girift bir şairdir ve onun şiirini yorumlayabilmek/çözümleyebilmek
hakikaten zordur. Çünkü okur, Diriliş öncüsünün şiirini okurken bir imge sağanağı ile karşı
karşıyadır. Çoğunluğu şairin hayatından izler taşıyan bu imgelerle birlikte İslâmî motif ve
figürler, fizikötesi zemin, şiirde geleneğe yaslanma, yeni dil ve söyleyiş arayışları, âhenk…
Karakoç’un şiirinin en belirgin özellikleri olarak karşımıza çıkar.
Karakoç’un şiir estetiğini yansıtan şiirlerin başında “Köşe” şiiri gelir.
Biz bu yazımızda şairin “Köşe" adlı şiirini değerlendirmeye çalışacağız.
Köşe şiiri, önce İstanbul dergisinde çeşitli aralıklarla Ocak 1955-Mart 1956 arasında bölüm bölüm
yayımlanmış(Turan, Karataş, a.g.e., s.545) daha sonra şairin Şiirler III Körfez/Şahdamar/Sesler adlı şiir kitabında
yer almıştır.
Sezai Karakoç’un Köşe adlı şiirinin teması “beşerî aşk”tır.
Şiirin ilk bölümünde köşe imgesi etrafında bölük bölük saçlarıyla, gözleri güllerin yankısı olan, saçları şairin ruhunun
evliyalarınca örülen bir sevgili tasviri ile karşı karşıya kalırız:
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın
Şiirde geçen “Harita, fabrika ve resim” imgelerinden hareketle anlatılan sevgilinin
uzakta olduğunu anlarız. Sevgili, “aşka veda etmiş topraklarda durmuş”tur. Şiirin dördüncü
bölümünde geçen “Leylâyı götürüp Londra’nın ortasına bıraksam” mısraından ve şiirin
beşinci bölümünde geçen “Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme”
mısraında, anlatılan uzaklığın gerçeklikle ilişkisi gözlemlenmektedir. Fakat anlatılan sevgili
Londra’da mıdır, orda ne iş yapmaktadır, neden uzaklardadır… gibi soruları bu imgelerden
hareketle cevaplamak zordur.
Turan Karataş’a göre yukarıdaki mısralarda görülen sevgili portresi, Karacoğlan’ın
“Fatma”sını, “Hörü”sünü, “Elif”ini hatırlatmaktadır.
Karacoğlan’ın şiirleriyle birlikte Türk şiirinde sevgili; görülen, dokunulan, sitem edilen, gerçek anlamda sevilen, hatta zaman
zaman beddua edilen bir varlık olmuştur ve Türk şiir tarihinde onun şiirleriyle artık sevgilinin
adı bellidir. Karacoğlan; divan şiirinin o ulaşılmaz, hayalî sevgili tipini bertaraf etmiş, onu
cismanî bir varlık hâline getirmiştir. Sevgiliye sitemin ön plânda olduğu aşağıdaki
koşmasında Karacoğlan’ın bu özelliği belirgin bir şekilde görülür:
Niye böyle dargın dargın bakarsın
Sen beni sözümde durmaz mı sandın?
Hatırın hoş olsun, birin bin olsun
Yalınıza sabah olmaz mı sandın?
Hâlden bilenlere hayran olurum
Gönülden sevene kurban olurum
Sen birin bulmuşsun ben de bulurum
Bu gönül bir güzel bulmaz mı sandın?
Karacoğlan der ki böyle olmasın
Arada engeller murad almasın
Sana senden olmuş benden olmasın
Herkes ettiğini bulmaz mı sandın?
İşte Karakoç’un Köşe şiirinde anlatmaya çalıştığı ve betimlediği sevgili de [Karacoğlan’ın sevgilileri gibi] öncelikle cismanî varlık olarak karşımıza çıkar. Şairin anlattığı,
gerçeklik ile karşımıza çıkan bir “Leylâ”dır. Özellikle şiirin dördüncü bölümünde şair, anlatılan
sevgilinin nasıl algılanması gerektiği açıkça belirtilir:
Leylâ diyorsam kesik yanaklarıyla Leylâ
Üç köşeli dünyasıyla
Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla
Leylâ diyorsam şu bizim gerçek Leylâ
Biz seni işte böyle seviyoruz Leylâ
O gitti bize ağlamak kaldı kala kala
Turan Karataş, Şiirin ikinci bölümünde halk türkülerini çağrıştıran bir söyleyiş görülmektedir. “Evlerinin
içi” mısralarıyla başlayan bu bölümün her mısraı,“evlerinin önü” sözleri ile başlayan halk
türkülerimizi hatırlatmaktadır.
Evinin içi ayna, kabartma bahar ve yeni güllerden döşenmiş bir
sevgilidir bu bölümde anlatılan. Şiirin bu bölümünde dikkati çeken imge, “ayna”dır.
Şiirde anlatılan sevgilinin vasıfları da şiirin ismine uygun olarak “köşeli”dir. Şiirin
üçüncü bölümünde ise sevgili, mistik bir hüviyet kazanır. Şiirin bu bölümünde âdeta bir imge
sağanağı ile karşı karşıyayızdır: Gözleri merhametin ta kendisi olan, âşığın deli köşesinde
duran, dişleri öpülen çocuk yüzleri ve güneşe açılan küçük aynalar olan, güldüğü zaman
rengârenk yağmurlar yağan bir sevgili…
Köşe şiiri, benzetmeler ve imgeler üzerine kurulmuştur. İkinci bölümdeki“köşelerde
keklik gibi duran saksılar” ve“halıları öpe öpe nakış yapan ayaklar” mısraları çok orijinal ve
estetik benzetmelerdir.
Anlatılan sevgili yahut Leylâ, şiirin her köşesine serpiştirilmiştir. Beş bölümden oluşan
şiirde, beş köşeli bir yıldız imgesi görülür. Bu beş köşeli yıldız imgesi, Hz.Meryem’i
hatırlatmaktadır. Bilindiği üzere beş köşeli yıldız, Hıristiyan inancında ve Batı estetiğinde
Hz.Meryem’i temsil etmektedir
Sevgili köşeleri olan, gözleri kaç kişinin gözlerinde gezindiği bilinmeyen(sevgilinin
kararsız bir insan olduğu yorumu yapılabilir) bununla birlikte Karakoç’un gecesine(Leyl, gece
demektir, yıldızlar yalnız geceleri görülür ve sevgilinin ismi Leylâ’dır) yerleşmiş bir yıldızdır.
Şiirin birinci bölümünde bu yıldız imgesi, yoğun bir biçimde vurgulanır:
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana var olan ve olacak bütün köşelerinin sahibi benim
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Sen kaç köşeli yıldızsın yukarıdaki bölümün ilk mısraından anlatılan aşkın “karşılıksız” olduğu çıkarılabilir.
Vasıfları yukarıda sıralanan sevgili karşısında şâir, kendisini “geleceğin kara gözlü zalimlerinden” biri olarak nitelendirir. Şair, bin bir köşeli bir aşkla, sevgilinin karşısındadır.
Sevgili ile karşılaşmanın ve konuşmanın anlatıldığı üçüncü bölümde, şairin gözünde sevgili değişmiş bir kimlikle anlatılır:
Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk
Konuştun güneşi hatırlıyordum
Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı
(…)
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı
“Ârâmîce’de ‘efendi’ mânasındaki mârîden hareketle ‘denizin efendisi, sahibesi’, kokulu bir reçine olan
‘mür’ün İbrânîce’deki karşılığı olan mor ile ‘denizin hoş kokusu’; ‘damla’ mânasındaki mardan hareketle
‘denizin damlası’(stilla maris) anlamları da ileri sürülmektedir. Bunun sonuncusu zamanla ‘denizin yıldızı’(stilla
maris) şekline dönüşmüş ve çok yaygınlaşmıştır. ‘Sevilen’ anlamındaki Mısır kökenli meriden geldiği, ‘tanrı’
mânasındaki Yah ile birleşerek ‘Tanrı’nın sevgilisi’ anlamını taşıdığı da belirtilmektedir.”
Harman, Ömer Faruk, Meryem maddesi, İslâm Ans., C.29, Ank., 2004, s.236
Şiirin son bölümünde şair, “kendisini bahtsız ve mesut Eyyub” olarak nitelendirir ve
Hz. Eyüb’e gönderme yaparak aşktaki “sabır” makamında olduğunu belirtir. Sevgili, şiirin son
bölümünde “çeşme” ve “anne” imgeleriyle anlatılır. “Anne” imgesi, çeşitli şekillerde
Karakoç’un şiirlerinde karşımıza çıkar:
Bir kadını al onu yont yont anne olsun
Her kadın acıma anıtı bir anne olsun
Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne.[Köpük şiirinden]
Anneler ki içmiştir o bardaktan kireçsiz bengisuları
Çocuklara miras bıraktıkları[Taha’nın Kitabı’ndan]
Anne gitti ve evler döndü yazlık otellere
Anne gitti ve sular buruştu testilerde[Taha’nın Kitabı’ndan]
Şiirin son bölümünde hasreti gün geçtikçe büyüyen ve çoğalan âşığın umut ettiği şey,
artık çeşmenin hangi köşesinden su içeceğidir:
Beni yeraltı sularına karşı iyi savun
Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı
Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek
Senin bahtsız ve mesut Eyyubun
Hangi köşesinde huzur o köşesinde sen
Hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar
Ben bölünmez bir şairsem
Sen bölünmez bir anne
Bir çeşme
Sezai Karakoç, şiirlerinde aşkı çok köşeli olarak işler. Monna Roza, Kara Yılan,
Yağmur Duası ve Şehrazat adlı şiirlerinde beşerî boyutta karşımıza çıkan aşk; şairin Sürgün
Ülkeden Başkentler Başkentine şiirinde metafizik bir boyut kazanır ve ilahî aşka dönüşür:
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkis’in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın bellisin.
Bin bir köşeli bir aşkla çok köşeli bir sevgiliye vurgun olan bir âşığın hâlet-i rûhiyesini
yansıtan Köşe şiirinin dikkat çeken bir diğer özelliği ise âhengidir. Serbest ölçü ile yazılan
şiirden alacağımız aşağıdaki bölümlerde n ve l seslerinin ritmik bir şekilde tekrarıyla oluşan
aliterasyonlar dikkat çekmektedir:
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın [1.Bölüm’den]
Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk[3.Bölümden] Şiirlerinde aşkı çeşitli boyutlarda işleyen Sezai Karakoç, aşkın hâllerini köşe leit-motifi
ile sentezleyerek bizlere sunduğu Köşe şiirinde, âhenkli bir şiir dili yakalamış ve şiir anlayışını
yansıtan ölümsüz şiirlerinden birine imza atmıştır.
Necati Tonga, “Aşkın Köşeli Hâlleri: Sezai Karakoç’un Köşe Şiirini Çözümleme Denemesi”, Edebiyat Otağı
Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.