EKONOMİK ZARAR EŞİĞİ
Allah, Rab olması nedeniyle kıyamete kadar değişmeyecek yasalarla tüm evreni programlamıştır
İnsanlık açısından olaya baktığımızda yemek, içmek, yardımlaşma, hırsızlık ve adam öldürme gibi özelliklerimiz, suyun donması ve ateşin yakması gibi kimyasal olaylar, çarpma sonucu parçalama ve sürtünme kuvveti gibi fiziksel olayların tamamı doğa kuralları kapsamındadır. Bu kuralların olumlu veya olumsuz, güzel veya çirkin, doğru veya yanlış olması, Allah tarafından konulduğuna engel teşkil etmemektedir. Uyulması noktasında da insanların uyma zorunluluğunu ve sorumluğunu kaldırmamaktadır. Evrensel yapı tüm bu zıtlıkların bir arada bulunması dolayısıyla anlam kazanmaktadır. Tüm sistemlerin işlerliği bu zıtlıkların birlikte çalışması ile gerçekleşmektedir. Tamamen doğrudan veya güzelden oluşan bir yapı ise ideal olmakla birlikte hayaldir. Tamamen kötü, yanlış ve hata dolu bir sistemin olması da imkânsızdır. Duran saatin bile günde iki defa doğruyu gösteriyor olması zıt özelliklerin bir arada bulunmasının dahi olumlu sonuçlar verebileceğine işaret etmektedir.
Doğal denge içerisinde bulunan canlıların birbirine besin olması, zıtlıkların çalışması ile ne tür güzel sonuçlar alınabileceğine örnektir. Bize zaman zaman vahşice gelen bu yapı, doğal sistemin mükemmelliğini sağlayan bir mekanizmadır. Bu mekanizma içerisinde asalaklar olduğu gibi karşılıklı yarar ilkesine göre çalışan yapılar da söz konusudur. Hepsi bir ahenk içerisinde sistemin işlerliğini ve ilerleyişini sağlamaktadır. Örneğin, zirai mücadele kapsamına giren böcekler bizlerin besinine ortak olduğu gibi aynı zamanda kendilerine de besin sağlamaktadırlar. Beslenerek gelişen böcekler de diğer canlılara yem olarak besin döngüsüne girmektedirler. İnsanoğlu açısından baktığımızda bu böcekler besinimize ortak olan ve yok edilmesi gereken zararlılardır. Oysa böcekler açısından baktığımızda bizler onların besinlerine ortak olan zararlılarız. Hatta daha da öteye geçerek onların besinini almak için onları öldüren birer katiliz. Bu nedenle sistemin neresinde durduğumuz, pozisyonumuzu anlamlandırmakta ve belirlemektedir.
Mücadele sürecinde her ne kadar bizler zararlı olarak nitelediğimiz bu böcekleri yok etmeye çalışsak da onlar da yaşamını devam ettirebilmek için kendi yapılarını geliştirmektedirler. Bu mücadele kıyamete değin sürecek, insan ve böcek arasındaki zararlı ve besin ortaklığı yaklaşımı bitmeyecektir. Bunun bitmesi demek yaşamın durması demektir.
Günümüzde ülkelerin başının belası olan yolsuzluk, haksızlık ve bilumum yanlışlar ile zirai mücadele kapsamındaki böceklerin varlığı da aynı kapsamdadır. Her sistemin bir düşmanı, kullanıcısı ve sömürücüsü olması olağandır. Sistem sahiplerinin de bunlara karşı önlemler alması doğaldır. Zararlı böceklerin sıfırlanması mümkün olmadığı gibi sistem üzerinden geçinenleri de azaltmak mümkün, ama sıfırlamak olası değildir. Tıpkı böcekler dünyasında olduğu gibi, ekonomik zarar eşiğini geçinceye kadar fark edilmediği süreçte sistemden yararlananlar, mücadele başlayınca kendini çok iyi koruyanlar dışında yok olacaklardır. Gelecek nesilleri de kendini çok iyi gizleyenler oluşturacaktır. Bu doğanın seçicilik kuralıdır.
İnsanlık tarihi, hak-batıl mücadelesi olduğu kadar ezen-ezilen, sömüren-sömürülen mücadelesidir. Zararlı olan böceklerin varlığı nedeniyle bitkisel üretimden vazgeçilmediği gibi yolsuzluk ve hırsızlık yapanların varlığı nedeniyle yaşamaktan, üretimden ve mücadeleden vazgeçilmeyecektir. İnsanlık tarihi boyunca her sistemden yararlanan asalaklar olmuştur, oluyor ve olacaktır. Bu yadsınamaz bir gerçektir. Önemli olan bu asalakların mümkün olduğu kadar azaltılarak ekonomik zarar eşiğini düşürmektir. Her ne kadar sıfırlamak, istenilen ve beklenilen bir sonuç olsa da gerçekte imkânsızdır.
Evrensel var oluşu ve işleyişi çelişkiler ve karşıtlıklar temelli oluşturan Allah, her türlü sistemi de kendi içerisinde çelişki barındıracak şekilde programlamıştır. Sistemi ayakta tutan dinamikler ile yıkıcı etkisi olanlar birlikte bulunmaktadır. Kendi aralarındaki mücadele sistemin işlerliğini, yapısını ve ömrünü belirlemektedir. Toplumsal yapılar da aynı şekilde çelişkiler ve zıtlıklarla örgütlenmiştir. Allah gönderdiği vahiyler çerçevesinde kendi önerdiği toplumsal sistemde insanlara her türlü iyi yolu göstermekle birlikte, suç ve ceza ikilisini de uygulamayı söylemektedir. Kendi yarattığı varlığı çok iyi tanıdığı için, her ne kadar iyiliği emretse de muhakkak surette suç işleyen bireylerin olacağını ve bunların cezaya çarptırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Suçlardan tamamen arınmış bir topluluğun oluşmasının imkânsızlığına en büyük kanıt da dinlerin bu yaklaşımıdır.
Mevcut ilahi ve beşeri sistemlerin tamamında ceza sisteminin olması, her halükarda suç işlemenin var olduğu ve olacağı nedeniyledir. Bu sebeple suçun varlığından yola çıkarak, suçsuz ve günahsız olunabileceği gibi bir argümanla sürekli eleştiri getirilmesinin art niyetten başka açıklaması yoktur. Suçu azaltıcı ve önleyici tedbirlerin alınması, hiçbir ayrım yapmadan ve adaletten sapmadan varsa suçun üstüne gidilmesi doğru olanıdır. Şunu da unutmamak gerekir ki bitkisel üretim olduğu müddetçe zararlı böcekler, ekonomik faaliyet olduğu müddetçe yolsuzluk ve hırsızlık yapanlar muhakkak olacaktır. Doğanın şaşmaz ve değişmez kuralı budur. Hatta mevcut sistem üzerinden geçinenler, zaman zaman kendi aralarında da mücadeleye gireceklerdir. Rant paylaşımında kendi payına düşenle yetinmedikleri durumda, diğer yararlanıcılara saldırarak onları yok etmeye çalışacak argümanlar da geliştireceklerdir. Bir vadi dolusu altınla yetinmeyenler, ikinci vadi dolusu altını elde etmek için her şeyi yapacaklardır. Bu da Allah’ın koyduğu şaşmaz kuralların gerçekleşmesinden başka bir şey değildir.
“Allah'ın öteden beri gelen kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” (48/23)
Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.