Milliyetçilik: Baş tacı mı, ayak altı mı?
Sinop ve Samsun’da taşkınlık yapanlar kimlerdi? Herkesin bir faili var; AK Parti’ye göre kalabalık CHP ve MHP’lilerden oluşuyordu, CHP’ye göre AK Partililerden.
İhsan Dağı’nın Yazısı
Bence herkes doğruyu söylüyor. BDP’lileri linçe kalkışan kalabalıkta her partiden insanlar vardı, çünkü mesele parti değil milliyetçilik-ulusalcılık. Bir duygu, tutum ve duruş olarak milliyetçilik partiler üstü, değişik dozları ve farklı vurgularıyla adeta bir ‘ortak kimlik’. Hepimiz milliyetçiyiz... Zaten bu anayasal bir zorunluluk.
‘Atatürk milliyetçiliği’ devletin değiştirilemez nitelikleri arasındadır. Bunun nasıl bir tarihsel ve düşünsel geçmişi olduğunu dün Hasan Cemal, Milliyet’teki köşesinde çok güzel özetlemiş. Yeni devlet ve millet inşasının harcı olması itibarıyla herkes biraz milliyetçidir bu ülkede; ya seküler bir ulusalcılık ya da muhafazakâr-dindar bir milliyetçilik biçiminde. Sorunun kaynağında, imparatorluk bakiyesi bir toplumdan ‘homojen bir ulus,’ ‘yeni devlet’ine sadık bir ulus yaratma projesi var. Biliyoruz ki toplum türdeş değildi, dini ve etnik farklı kimliklerden oluşuyordu. Devlet elitleri ise devletin güvenliğini ve bekâsını türdeş bir toplum inşa etmekte görüyorlardı. Amaçlarına ulaşmak için zor kullandılar. Farklı kimliklere sahip toplumu devlet eliyle ve otoriter yöntemlerle dönüştürmeye, benzeştirmeye kalkıştılar.
Modern dönem Türkiye’sinin birçok meselesinin kökeninde bu zihniyet ve tarihsel pratik yatıyor. Toplumu tehdit olarak gören, ona tepeden bakan, bu nedenle demokrasiden hazzetmeyen bir rejim böyle kuruldu. Böyle bir rejimi topluma pazarlamanın, benimsetmenin Orwelian bir icadıdır milliyetçilik.
Millet de milliyetçilik de bu ülkede ‘devlet icadı’dır. En önemli işlevi de ‘aşkın bir devlet’ adına toplumu gerektiğinde mobilize etmenin gerektiğinde de kontrol etmenin aracı olmaktır. Milliyetçiliklerin ortak paydası paradoksal bir biçimde milleti değil devleti ‘üst değer’ görmesidir. Üst değer olarak tahayyül edilen devlet de sürekli bir ‘varoluş’ sorunu ile karşı karşıyadır; milliyetçilik aslında ‘devletin bekâ sorunu’nu toplumsallaştırmanın adıdır. Ayrıca devletin hiyerarşik olarak altında tutulan ulusu diğer uluslar karşısında ululaştırarak psikolojik bir rahatlama sağlar milliyetçilik. ‘Bizden’ olmayanlara karşı ‘ayrımcılık’ yapmanın, ‘bizden’ olanlarda ‘ayrıcalık’ hissi yaratmanın ‘meşrulaştırıcı’ zeminidir milliyetçilik.
‘Başkaları’na karşı ayrımcılığı haklılaştıran ‘üstünlük iddiası’ milletleri bir ‘değer hiyerarşisi’ içinde görme biçimidir. Bu, ‘dışarıdaki’ milletlerle ‘karşılaştırma’ için yapıldığında ‘pratik’ bir sorun teşkil etmeyebilir. Yabancı düşmanlığı, saldırganlık psikolojisi, militer bir kültürün beslenmesini fazla ciddi ve pratik bir sorun saymıyorsanız eğer. Ama aynı ülkede farklı etnik unsurlar yaşıyorsa ‘üstün ulus’ fikrine dayanan ‘hiyerarşi’ fiilen bir çatışma kaynağına dönüşür, bir arada yaşamayı imkânsızlaştırır.
Yazının Tamamı için tıklayınız:
http://www.zaman.com.tr/gundem/milliyetcilik-bas-taci-mi-ayak-alti-mi_2056634.html
İhsan DAĞI - ZAMAN
Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.