Türkiye’nin önde gelen turizm bölgelerinde dört kişilik bir ailenin bir haftalık otel masrafının 320 bin lirayı aştığı, tek bir top dondurmanın 400 liraya satıldığı mevcut tabloda, devletin sektöre aktardığı 6 milyar liralık kaynak "Kâr şahısların, zarar vatandaşın mı?" sorusunu gündeme getirdi.
"Doluluk Düştü" Feryadı, İnmeyen Fiyatlar
Sezon boyunca "işler durgun, doluluk oranları geriledi" diyerek kamuoyuna dert yanan turizm işletmecileri, serbest piyasa kurallarının aksine fiyat indirimine yanaşmıyor.
Pazar payını korumak yerine "az satıp yüksek kâr elde etme" stratejisini sürdüren işletmeler, yüksek maliyetler nedeniyle yerli turisti bütünüyle sınır dışı alternatiflere yönlendirmiş durumda.
Vatandaşlar için ulaşılamaz hale gelen tesislerin boş kalmasına rağmen fiyat politikasında esnemeye gidilmemesinin sebebi ise devlet desteği olarak gösteriliyor.
6 Milyar Liralık Cansuyu Kimin Cebinden?
Müşterisini yüksek tarifeler nedeniyle kaçıran sektöre yönelik açıklanan 6 milyar liralık devlet desteği, mükellefin vergileriyle finanse ediliyor.
Piyasa disiplinine göre hatalı fiyatlama veya verimsiz yönetim sonucu zarar eden işletmelerin fiyat revizyonuna gitmesi beklenirken, doğrudan kamu fonlarıyla desteklenmesi "fahiş fiyatın ödüllendirilmesi" olarak yorumlanıyor.
Rekabetçi fiyatla müşteri kazanmak yerine kamu kaynağına bel bağlama refleksi, adalet duygusunu zedeliyor.
Rekor Yıllarda Kâr Ortaklığı Yoktu
Sektörün geçmiş yıllarda kırdığı turist ve gelir rekorlarında elde edilen astronomik kârların kamusal bir paylaşıma konu edilmediğine dikkat çekilirken; piyasa hatalarından kaynaklanan zararın doğrudan vergi mükelleflerine fatura edilmesi tepki çekiyor.
Sürdürülebilir turizmin temel şartının kamu sübvansiyonları değil, makul fiyatlama ve gerçekçi doluluk oranları olduğu kaydediliyor.