DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Mithat Güdü
Mithat Güdü
Giriş Tarihi : 19-08-2026 19:29

Din mi ticaret mi? Cemaat mi, örgüt mü?

Soruşturmaların Ardındaki Gerçek: Operasyon Dîne Değil Ranta!

 

Din üzerinden menfaat devşirmek ve insanları Allah’ın adıyla kandırmak, dindarlığa yapılabilecek en ağır kötülüktür.

 

Kutsal Olan Dînin Kendisidir, Hiçbir Cemaat Veya Lider Değil!

 

​Alihan Kuriş ve yönetimi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 17 ilde gerçekleştirilen operasyonun ardından bazı çevreler meseleyi “AK Parti dînî cemaatlere operasyon yapıyor” şeklinde sunmaya başladı.

 

​Önce şu ayrımı doğru yapalım:

 

​Bir dînî topluluğa mensup olmak suç değildir. Bir cemaat veya gönüllü sivil oluşumun varlığı da suç değildir.

 

​Suç varsa soruşturulur; delil varsa yargılanır; suç sabit olursa cezalandırılır.

 

​Nitekim mevcut soruşturmanın kamuoyuna yansıyan çerçevesi, bir dînî inancın veya ibadet biçiminin değil; çıkar amaçlı örgütlenme, malî hareketler ve şirketler üzerinden gerçekleştirildiği ileri sürülen hukuka aykırı faaliyetlerin araştırılmasıdır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 49 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, 17 ilde 123 adresi kapsayan arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmiş, 33 şirket de incelemeye alınmıştır. Dosyadaki MASAK analizlerinde de dikkat çekici finansal hareketlere ilişkin tespitlerin bulunduğu bildirilmiştir. Ancak soruşturma aşamasındaki iddiaların tamamının kesinleşmiş suç olarak kabul edilmemesi gerektiğini de özellikle belirtmek gerekir.

 

​Dolayısıyla mesele “dînî cemaatlere operasyon” değildir.

​Mesele, dînî kimliğin suç teşkil eden faaliyetlere kalkan yapılıp yapılmadığıdır.

 

​Eğer bir yapı gerçekten din hizmeti yapıyor, insanları iyiliğe, ahlâka, ilme ve dayanışmaya çağırıyorsa; devletin hukuk düzeni içinde faaliyet göstermesinden ve denetlenebilir olmasından neden korkulsun?

 

​Ama “dînî cemaat” adı altında;

 

* ​Hukuka aykırı malî faaliyetler yürütülüyor,

* ​Şirketler ve vakıflar üzerinden şeffaf olmayan para trafiği oluşturuluyor,

* ​Bağışlar amacı dışında kullanılıyor,

* ​Kişisel veya örgütsel menfaat sağlanıyor,

* ​Liderlik sorgulanamaz hâle getiriliyor,

* ​Mensuplardan mutlak itaat bekleniyor,

* ​Devlet kurumlarının yerine paralel bir otorite oluşturulmaya çalışılıyor

 

​ise bunun sorgulanması “dîne operasyon” değil, hukukun gereğidir.

 

​Çünkü suçun mezhebi, tarikatı, cemaati, ideolojisi ve rengi olmaz.

 

​Suç, kim tarafından işlenirse işlensin suçtur.

 

​ASIL TEHLİKE NEREDE?

 

​Burada daha büyük bir meseleyle karşı karşıyayız.

 

​Dînî kimlikle hareket eden bazı yapıların yönetimlerinde ortaya çıkan suistimaller yalnızca o yapının mensuplarına zarar vermiyor. Aynı zamanda toplumun dîne, dindara, dînî kurumlara ve dînî hizmetlere duyduğu güveni de zedeliyor.

 

​Bir kişinin yaptığı yanlış, bazen bütün bir topluluğa mâl ediliyor.

 

​Bir yapının yöneticisinin yaptığı suistimal, bütün cemaatlere duyulan güveni sarsıyor.

 

​Bir dînî oluşumun kapalı ve hesap vermeyen yapısı, başka hiçbir suçu olmayan samimi insanların da zan altında kalmasına yol açıyor.

 

​İşte bu nedenle din adına yapılan yanlışlar, sadece hukukî bir problem değildir; aynı zamanda dînin toplumdaki itibarını yaralayan ahlâkî bir problemdir.

 

​Din üzerinden menfaat devşirmek, insanları Allah'ın adıyla kandırmak ve kutsal değerleri kişisel çıkarların kalkanı hâline getirmek, dindarlığa yapılabilecek en ağır kötülüklerden biridir.

 

​KUTSAL OLAN DÎNİN KENDİSİDİR; HİÇBİR CEMAAT DEĞİL

 

​Şunu artık açıkça konuşmalıyız:

 

* ​Hiçbir cemaat Kur'an'ın üzerinde değildir.

* Hiçbir lider eleştiriden muaf değildir.

* Hiçbir yapı hukukun üzerinde değildir.

* Hiçbir dînî teşkilat hesap vermekten müstağni değildir.

 

​Bir insanın hoca olması ona yanılmazlık kazandırmaz.

 

​Bir kişinin cemaat lideri olması onu sorgulanamaz hâle getirmez.

 

​Bir yapının “din hizmeti” yaptığını söylemesi, onu malî ve adlî denetimin dışında bırakmaz.

 

​Tam tersine, din adına hareket edenlerin şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda çok daha hassas olması gerekir.

 

​Çünkü insanların güvenini istismar ederek elde edilen güç, sıradan bir güç değildir.

 

​O güç Allah'ın adı kullanılarak elde edilmişse, istismarın vebâli de büyür.

 

​Peki devlet ve siyaset nerede hata yaptı?

 

​Burada sadece cemaatleri suçlamak da kolaycılık olur.

 

​Devletin ve siyasetin geçmişte dînî hayatla ilgili uygulamalarını da samimiyetle sorgulamak gerekir.

 

​Türkiye'nin yakın tarihinde din eğitimi ve dînî hayat alanında yaşanan kısıtlamalar, toplumun dînî bilgi ihtiyacının her zaman sağlıklı, yeterli ve güvenilir kanallardan karşılanamamasına yol açmıştır.

 

​Bu boşlukların oluştuğu dönemlerde toplumun dînî ihtiyaçlarını karşılamak isteyen farklı yapılar ortaya çıkmıştır.

 

​Buradan şu sonucu çıkarmak gerekir:

 

​Devlet, vatandaşın dînî bilgi ihtiyacını yok sayarsa o ihtiyaç ortadan kalkmaz.

 

​İnsan yine öğrenmek ister.

 

​Çocuğuna Kur'an öğretmek ister.

​Dînini yaşamak ister.

 

​Mânevî bir topluluğa ait olmak ister.

 

​Dayanışma arar.

 

​Eğer toplumun bu meşru ihtiyaçları güvenilir, açık ve denetlenebilir kurumlar tarafından karşılanmazsa, boşluğu başka yapılar doldurabilir.

 

​Fakat buradan “dînî özgürlük olsun, denetim olmasın” sonucu da çıkmaz.

 

​Tam tersine:

 

​Özgürlük varsa hukuk vardır.

Örgütlenme varsa şeffaflık vardır.

Bağış varsa hesap vardır.

Yetki varsa sorumluluk vardır.

Din hizmeti varsa ahlâk vardır.

 

​FETÖ'DEN ÇIKARILMASI GEREKEN DERS

 

​FETÖ tecrübesi bize çok ağır bir ders verdi:

 

​Bir yapı başlangıçta eğitim, hizmet, yardım veya dînî faaliyet söylemleriyle ortaya çıkabilir.

 

​Fakat zaman içerisinde liderlik sorgulanamaz hâle gelir, kapalı bir hiyerarşi oluşur, mensupların eleştirel düşünme yeteneği zayıflatılır ve yapı kendisini devlet kurumlarının üzerinde görmeye başlarsa, ortaya artık yalnızca bir “cemaat” meselesi çıkmaz.

 

​Devlet güvenliği, hukuk düzeni ve toplumun bütünlüğü açısından ciddî bir risk ortaya çıkar.

 

​Bu nedenle mesele yalnızca “Kim dînî, kim değil?” sorusuyla çözülemez.

 

​Asıl soru şudur:

 

​Kim şeffaf?

Kim hesap verebilir?

Kim hukuka bağlı?

Kim eleştirilebilir?

Kim malî olarak denetlenebilir?

Kim liderini sorgulayabiliyor?

Kim kendi yaptığı yanlışa “yanlış” diyebiliyor?

 

​Bunlar sorulmadan sağlıklı bir dinî yapıdan söz etmek mümkün değildir.

 

​ÇÖZÜM CEMAATLERİ YOK ETMEK DEĞİL, KAPALI GÜÇ ALANLARINI ÖNLEMEKTİR

 

​İnsanların bir araya gelmesini, dayanışmasını, yardımlaşmasını ve dînî değerler etrafında örgütlenmesini engellemek çözüm değildir.

 

​Tam tersine, bireyselleşmenin giderek arttığı bir çağda insanların sağlıklı sosyal bağlar kurmasına ihtiyaç vardır.

 

​Fakat bu birlikteliklerin sağlıklı olabilmesi için bazı temel ilkeler vazgeçilmezdir:

 

​Şeffaflık.

​Mali denetim.

​Bağımsız denetim.

​Hesap verebilirlik.

​Liderliğin sınırlandırılması.

​Eleştiri kültürü.

​Çocukların ve gençlerin korunması.

​Bağışların amacı dışında kullanılmasının önlenmesi.

​Devlet kurumlarıyla cemaat yapıları arasındaki sınırların net biçimde korunması.

 

​Ve en önemlisi:

 

​Hiçbir dînî liderin veya cemaatin kendisini devletin yerine koymasına izin verilmemesi.

 

​Çünkü devletin görevi dîni yönetmek değil; vatandaşın din ve vicdan özgürlüğünü hukuk içinde güvence altına almak, suç işlendiğinde ise dînî kimliğine bakmaksızın gereğini yapmaktır.

 

​“BİZ ISLAH EDİCİLERİZ” DİYENLERE...

 

​Kur'an, bozgunculuk yapanların kendilerini “ıslah ediciler” olarak tanımlayabileceğine dikkat çeker:

 

​“Onlara: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Dikkat edin! Asıl bozguncular onlardır; fakat farkında değillerdir.” (Bakara, 11-12)

 

​Buradaki uyarı bugün için de son derece düşündürücüdür:

 

​Bir insanın kendisini “hizmet eden”, “ıslah eden”, “dîne hizmet eden” olarak tanımlaması tek başına yeterli değildir.

 

​İddianın ölçüsü söylem değil, ameldir.

 

​Hizmet diyorsanız hesap vereceksiniz.

 

​Dava diyorsanız şeffaf olacaksınız.

 

​Din diyorsanız ahlâka uyacaksınız.

 

​İnsan yetiştiriyorsanız onların aklını ve iradesini yok etmeyeceksiniz.

 

​Allah adına konuşuyorsanız, Allah'ın kullarının hakkını yemeyeceksiniz.

 

​Ve din adına topladığınız her kuruşun hesabını vereceksiniz.

 

​Bugün yapılması gereken, bütün cemaatleri aynı kefeye koymak değildir.

 

​Samimi ve hukuka bağlı dînî toplulukları suç örgütleriyle aynı görmek de doğru değildir.

 

​Fakat cemaat veya tarikat adı altında suç işleyenleri “dînî yapı” diyerek dokunulmaz hâle getirmek de kabul edilemez.

 

​Din, hiçbir suçun kalkanı değildir.

 

​Cemaat, hiçbir liderin kişisel mülkü değildir.

 

​Bağış, hiç kimsenin şahsî serveti değildir.

 

​Devlet, hiçbir cemaatin nüfuz alanı değildir.

 

​Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk düzeni, dînî kimliği ne olursa olsun herkes için geçerlidir.

 

​FETÖ tecrübesi bize bunu çok ağır bir bedelle öğretti.

 

​Bugün ortaya çıkan her yeni iddia da aynı soruyu yeniden sormamızı gerektiriyor:

 

​Denetimsiz güç, sorgulanamaz liderlik ve kapalı hiyerarşi din adına meşrulaştırılabilir mi?

 

​Cevap açıktır:

 

​Hayır.

 

​Çünkü kutsal olan bir cemaatin adı, bir liderin makamı veya bir teşkilatın varlığı değildir.

 

​Kutsal olan dindir.

 

​Ve din adına konuşan herkes, önce Kur'an'ın ahlâkına, sonra hukukun kurallarına, en sonunda da milletin vicdanına hesap vermek zorundadır.

 

​Milletin inancı ticaret değildir.

 

​Devlet hiçbir cemaatin tasarrufunda değildir.

 

​Türkiye Cumhuriyeti hiçbir şahsın veya yapılanmanın mülkü değildir.

 

​Bu ülkede son sözü din tüccarları değil hukuk; şahıslar değil millet; kapalı yapılar değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin meşru kurumları söyler.

NELER SÖYLENDİ?
@
Mithat Güdü

Mithat Güdü

DİĞER YAZILARI
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat