Kandili Tartışmayı Bırak, Kur'an ve Sünneti Yaşamaya Bak!
Mevlid Kandili'ni (Mevlîd-i Nebî'yi) tartışma konusu yapmaktan önce, Resûlullah'ı hayatımızın konusu yapmayı öğrenmeliyiz.
Her yıl Mevlid Kandili (Mevlîd-i Nebî gecesi) yaklaştığında veya o gece idrak edilmek istendiğinde aynı tartışma yeniden ısıtılıyor:
* “Peygamberimiz kendi doğum gününü kutladı mı?”
* “Sahâbe kutladı mı?”
* “Kur’an’da Mevlid gecesi var mı?”
* “Hadiste böyle bir geceye dair emir var mı?”
* “Öyleyse bu bid'attir!”
Bu soruların bir kısmı ilmî bir tartışma olarak elbette sorulabilir. Fakat mesele çoğu zaman ilimden çıkıp taassuba, taassuptan da birbirini suçlamaya dönüşüyor.
Asıl garip olan ise şudur:
Bir Müslümanın önünde Allah'ı anmak, Kur'an okumak, tövbe etmek, duâ etmek, salavât getirmek, Peygamberimizin hayatını okumak ve onun ahlâkını konuşmak için bir vesîle oluşuyor; biz bütün bunları konuşmak yerine “Bu gece var mı, yok mu?” kavgasına tutuşuyoruz.
Belki de asıl problem kandiller değil; kandillerin bize ne anlatmak istediğini unutmuş olmamızdır.
Önce ölçüyü koyalım: Dinde olmayanı dîne sokmak başka, meşru olanı bir vesîleyle yapmak başkadır.
Hz. Âişe'nin (r.a.) rivâyet ettiği sahih hadiste Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ
“Kim bizim bu işimizde, ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa, o reddedilmiştir.”
(Sahih Müslim, 1718a)
Hadiste üzerinde özellikle düşünülmesi gereken ifade “مَا لَيْسَ مِنْهُ / mâ leyse minhü”, yani “ondan olmayan” ifadesidir.
Buradaki mesele, insan hayatına sonradan giren her şeyin otomatik olarak haram veya bid'at ilan edilmesi değildir.
İslâm'ın ilk döneminde bulunmayan her şey bid'at olsaydı bugün kullandığımız birçok araç ve yöntem hakkında da aynı hükmü vermemiz gerekirdi.
Mesele şudur:
* Bir şeyi Allah emretmediği hâlde Allah'ın emriymiş gibi sunuyor muyuz?
* Peygamberimizin sünneti olmadığı hâlde “Bu geceye mahsus sünnet budur.” mu diyoruz?
* Allah'ın helâl kıldığını haram, haram kıldığını helâl hâle mi getiriyoruz?
İşte asıl tehlike buradadır.
Nitekim Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu da kandil gecelerine mahsus özel bir namaz veya ibadet şeklinin sahih kaynaklarda bildirilmediğini; ancak bu gecelerde yapılan namaz, duâ, Kur'an tilâveti ve diğer salih amellerin, bunların o gecelere mahsus dînî bir zorunluluk olduğu ileri sürülmedikçe bid'at olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmektedir.
İşte ince fakat hayatî çizgi budur.
MEVLİD GECESİNE MAHSUS FARZ YOKTUR; AMA PEYGAMBER SEVGİSİNE YASAK DA YOKTUR!
Burada dürüst olalım.
Kur'an'da “Mevlid gecesinde şu ibadeti yapın.” şeklinde bir emir yoktur.
Sahih sünnette de Mevlid gecesine mahsus belirlenmiş bir namaz veya özel bir ibadet şekli yoktur.
Bunu söylemekten çekinmeye gerek yoktur. Din İşleri Yüksek Kurulu da bunu açıkça ifade etmektedir.
Fakat buradan şu sonucu çıkarmak büyük bir mantık hatasıdır:
* “Öyleyse bu gece Kur'an okumayın!”
* “Salavât getirmeyin!”
* “Peygamberimizin hayatını anlatmayın!”
* “Duâ etmeyin!”
* “İnsanları camide toplayıp sohbet etmeyin!”
Bunların hiçbiri hadisten çıkmaz.
Çünkü bir amelin belirli bir geceye mahsus özel bir sünnet olmaması, o amelin kendisinin haram veya bid'at olduğu anlamına gelmez.
Kur'an okumak meşrudur.
Zikir meşrudur.
Salavât meşrudur.
Duâ meşrudur.
Tövbe meşrudur.
Sadaka meşrudur.
Nâfile namaz meşrudur.
Peygamberimizin hayatını öğrenmek meşrudur.
Onun ahlâkını anlatmak meşrudur.
O hâlde, bu amellerin Mevlîd-i Nebî vesîlesiyle yapılmasına kategorik olarak “bid'at” damgası vurmak, bid'at kavramını gereğinden fazla genişletmek olur.
Üstelik Peygamberimiz kendi doğum gününü nasıl değerlendirdi?
Burada tartışmanın belki de en dikkat çekici noktası vardır.
Hz. Peygamber'e pazartesi günü oruç tutmasının sebebi sorulduğunda şöyle cevap verdi:
“O gün doğdum ve o gün bana vahiy indirildi.”
(Sahih Müslim, 1162e)
Dikkat edelim:
Resûlullah (s.a.s.), doğum gününü tamamen önemsiz ve hatırlanmaya değmez bir olay olarak görmemiştir.
Tam tersine, doğduğu günü ibadetle, yani oruçla ilişkilendirmiştir.
Buradan “Demek ki Mevlid Kandili diye bir geceyi kutlamak Peygamberimizin sünnetidir.” sonucunu çıkaramayız.
Ama bundan şu sonucu da çıkaramayız:
“Peygamberimizin doğumunu hatırlamak dînen anlamsızdır.”
İkisi arasında büyük fark vardır.
Birincisi, hadisin açıkça ortaya koymadığı bir hüküm olur. İkincisi ise Hz. Peygamber'in kendi doğum gününü hatırlayarak o gün oruç tutmasını açıklamasıyla bağdaşmaz.
Burada ayrıca önemli bir hususun altını çizmek gerekir:
Hadiste geçen “O gün bana vahiy indirildi.” ifadesinden, ilk vahyin Hz. Peygamber’in doğduğu Pazartesi günü geldiği sonucu çıkarılamaz. Hadis, Pazartesi gününün Hz. Peygamber’in doğumu ve vahyin nüzûlüyle ilişkisine işaret etmektedir.
Allah'ın nimetleriyle sevinmek yasak mı?
Kur'an şöyle buyurur:
“De ki: Ancak Allah'ın lütuf ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.”
(Yûnus, 58)
Şimdi soralım:
Allah'ın kullarına gönderdiği en büyük rahmetlerden biri nedir?
Kur'an'ın ifadesiyle Hz. Muhammed (s.a.s.), “âlemlere rahmet” olarak gönderilmiştir.
Öyleyse onun dünyaya gelişini hatırlamak, onun getirdiği rahmeti, vahyi, tevhîdi, ahlâkı ve sünneti konuşmak niçin başlı başına anlamsız sayılsın?
Burada yine ölçüyü koruyalım:
Bu âyeti “Mevlid gecesini kutlamak farzdır.” şeklinde yorumlamak doğru değildir.
Ama “Peygamberimizin doğumunu hatırlamak, Allah'ın rahmetiyle sevinmekle hiçbir şekilde ilişkilendirilemez.” demek de isabetli değildir.
KANDİL BİR “DİN” DEĞİLDİR; KANDİL BİR “VESÎLE”DİR
Asıl düğüm burada çözülüyor.
Kandil dînin kendisi değildir.
Kandil, dînî ve ahlâkî hayatımızı canlı tutmak için toplumda oluşmuş bir zaman ve hatırlama vesîlesidir.
Nitekim “kandil” adı da Hz. Peygamber döneminden gelen bir isim değildir. Osmanlı döneminde bu gecelerde camilerin kandillerle aydınlatılması sebebiyle bu gecelere “kandil” denilmiştir.
Dolayısıyla “Kandil kelimesi hadiste geçiyor mu?” sorusunun cevabı zaten bellidir:
Hayır.
Ama bu, kandil gecesinde yapılan her şeyin yanlış olduğu anlamına gelmez.
Çünkü İslâm'ın ölçüsü kelimelerin tarih boyunca kullanılıp kullanılmaması değil, yapılan işin dînin temel ilkelerine uygun olup olmadığıdır.
Peki bütün kandiller aynı derecede sabit midir?
Hayır.
Bunu da açıkça söylemek gerekir.
* Kadir Gecesi, Kur'an tarafından açıkça bildirilmiştir ve “bin aydan daha hayırlı” olduğu belirtilmiştir.
* Mîraç hadisesinin kendisi, Kur'an'da İsrâ sûresinin ilk ayetinde açıkça yer almaktadır. Fakat olayın tam olarak hangi gece gerçekleştiği konusunda kesinlik iddiasında bulunmak ayrı bir meseledir.
* Berat gecesi hakkında çeşitli rivâyetler vardır ve bu konuda âlimler arasında değerlendirme farklılıkları bulunmaktadır.
* Regâib gecesi ise toplumumuzda önemli bir dînî-kültürel gelenek hâline gelmiştir; ancak ona mahsus özel bir ibadeti sahih sünnet olarak göstermek doğru değildir.
* Mevlid gecesi de Peygamberimizin doğumunu hatırlama ve onun hayatını, mesajını ve güzel ahlâkını gündeme taşıma geleneğidir.
Diyanet, Mevlid Kandili'nin, Peygamberimizin doğum yıl dönümü kabul edilen Rebîülevvel ayının on ikinci gecesi olarak toplumumuzda benimsendiğini; bu geceye mahsus özel bir ibadet şeklinin Kur'an ve sünnette bulunmadığını, buna karşılık Mevlid programlarının Kur'an tilâveti, ilâhîler, naatlar ve duâlarla Allah ve Peygamber sevgisini canlı tuttuğunu belirtmektedir.
Yani hepsini aynı delil seviyesinde göstermek de yanlıştır, hepsini toptan anlamsız ve bid'at ilan etmek de.
İlim tam da burada başlar.
“AMA SAHÂBE YAPMADI!” İTİRAZINA CEVAP
Bu itiraz ilk bakışta güçlü görünür.
Fakat her konuda “Sahâbe yapmadı.” demek, tek başına haramlık delîli değildir.
Çünkü bir şeyin sahâbe tarafından yapılmamış olması ile dînen yasaklanmış olması aynı şey değildir.
Asıl soru şudur:
Yapılan şey dînin yasakladığı bir şey mi?
Yoksa:
Dînen meşru olan bir ameli belirli bir vesîleyle yapmak mı?
Örneğin Peygamberimizin hayatını anlatmak, Kur'an okumak, salâvat getirmek, duâ etmek ve insanları iyiliğe çağırmak zaten meşrudur.
Bunların Mevlîd-i Nebî haftasında daha yoğun yapılması, “Allah bu geceye özel yeni bir ibadet emretmiştir.” şeklinde bir inanca dönüştürülmediği sürece başka bir şeydir.
ASIL BİD'AT NEDİR?
Asıl bid'at, dînî bir delîle dayanmayan bir uygulamayı dînî bir hüküm ve ibadet olarak ortaya koymak ve onu Allah'ın veya Resûlullah'ın emriymiş gibi sunmaktır.
* “Bu geceye özel şu kadar rekât namaz kesin sünnettir.”
* “Bunu yapmayan günahkârdır.”
* “Bu geceye mahsus şu ibadeti Peygamberimiz emretti.”
İşte burada durmak gerekir.
Çünkü ibadette ölçü bellidir:
Allah adına konuşuyorsanız delil getirmek zorundasınız.
Nitekim Kur'an, Allah'ın helâl ve haram kılmadığı şeyler hakkında insanların kendi kendilerine hüküm koymasını da eleştirir.
Dolayısıyla doğru yaklaşım:
“Bu geceye mahsus farz veya sahih sünnetle sabit olmuş özel bir ibadet yoktur; fakat bu geceyi Kur'an, duâ, tövbe, salavât, nâfile ibadet ve Peygamberimizi tanıma vesîlesi yapabiliriz.”
demektir.
Bu ifade hem sünnete sâdıktır hem akla uygundur.
“FAZLA İBADETİN NE ZARARI VAR?” DEMEK DE TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİLDİR
Burada da ölçüyü kaçırmamak gerekir.
Her fazla ibadet otomatik olarak sevap değildir.
Çünkü ibadet niyet kadar usûle de bağlıdır.
Bir insan kendi isteğiyle nâfile namaz kılabilir.
Ama “Allah bu gece için özellikle şu ibadeti emretti.” diyorsa artık delil gerekir.
Bu sebeple:
Nafile ibadet serbestliği ile din adına yeni ibadet belirleme yetkisini birbirine karıştırmamak gerekir.
Allah'a yaklaşmanın kapıları çoktur; fakat Allah adına yeni kapılar icat etmek başka şeydir.
MEVLÎD'İ KUTLAMAK MI, MEVLÎD'İ YAŞAMAK MI?
İşte bence asıl soru budur.
* Bir gece boyunca Peygamberimizi anlatıp ertesi gün onun sünnetini terk ediyorsak ne kazandık?
* Salavât getirip dilimizle insanları kırıyorsak ne kazandık?
* Kur'an, Mevlid ve ilâhîler okuyup yetimin hakkını gözetmiyorsak ne kazandık?
* Peygamberimizin merhametinden söz edip ailemize merhametsiz davranıyorsak ne kazandık?
* Onun adaletini anlatıp ticarette hile yapıyorsak ne kazandık?
* Onun ahlâkını konuşup kibirden kurtulamıyorsak ne kazandık?
Kur'an bize Resûlullah'ı yalnızca anmayı değil, onu örnek almayı da öğretir:
“Andolsun, Allah'ın Resûlü'nde sizin için güzel bir örnek vardır.”
(Ahzâb, 21)
İşte Mevlîd'in gerçek anlamı burada başlıyor.
BİR GECEYİ İHYÂ ETMEK KOLAYDIR; BİR HAYATI İHYÂ ETMEK ZORDUR
Kandil gecesi camiye gitmek güzeldir.
Fakat asıl mesele ertesi sabah camiden çıktıktan sonra başlar.
Kandil gecesi Kur'an okumak güzeldir.
Fakat asıl mesele Kur'an'ın ahlâkını hayatımıza taşımaktır.
Salavât getirmek güzeldir.
Fakat asıl mesele Resûlullah'ın sünnetine teslim olmaktır.
Mevlid okumak güzeldir.
Fakat asıl mesele, Mevlid'de anlatılan Peygamber'in sünnetini ve ahlâkını yaşamaktır.
Çünkü Allah Teâlâ Peygamberimizi sadece sevelim diye değil, rehber edinelim diye göndermiştir.
TARTIŞMAYI ARTIK BAŞKA BİR YERE TAŞIYALIM
Her yıl aynı soruyu sormaktan vazgeçelim:
“Mevlid gecesi var mı, yok mu?”
Bunun yerine şunu soralım:
“Peygamberimizin hayatı bizim hayatımızda var mı?”
“Bu geceyi kutlamak bid'at mı?” diye sormadan önce:
“Peygamberimizin ahlâkı bizim ahlâkımızda ne kadar var?”
“Kandilde kaç rekât namaz var?” diye tartışmadan önce:
“Günde kaç defa Allah'ın huzurunda duruyoruz?”
“Mevlid okumak sahâbe döneminde var mıydı?” diye tartışmadan önce:
“Sahâbenin Resûlullah'a bağlılığı bizde ne kadar var?”
İşte gerçek mesele budur.
KANDİLİ SAVUNMAK DEĞİL, ÖLÇÜYÜ SAVUNMAK
Kimse Mevlîd-i Nebî gecesine dinde olmayan özel bir ibadet yüklememelidir.
Ama kimse de:
“Bu geceye mahsus özel ibadet yoktur.” gerçeğinden hareketle, “Öyleyse bu gece Kur'an okunmaz, duâ edilmez, salavât getirilmez, Peygamber anlatılmaz, insanlar iyiliğe çağrılmaz.” gibi bir sonuca ulaşmamalıdır.
İkisi de ölçüsüzlüktür.
İslâm ne taassup dînidir ne de keyfîlik dîni.
Delil varsa kabul ederiz. Delil yoksa Allah adına hüküm icat etmeyiz.
Meşru olanı yasaklamayız.
Dîne ait olmayanı da din diye sunmayız.
İşte istikâmet budur.
Mevlîd-i Nebî'nin gerçek anlamı, bir geceyi takvimde işaretlemekten çok daha büyüktür.
Çünkü mesele Hz. Muhammed'in doğum gününü kutlamakla bitmez.
Mesele, Hz. Muhammed'in getirdiği rahmetin bizim hayatımızda yeniden doğmasıdır.
O gece Kur'an okuyorsak, Kur'an hayatımızda doğsun.
Salâvat getiriyorsak, sünnet ahlâkımızda doğsun.
Peygamberimizi anıyorsak, merhameti davranışlarımızda doğsun.
Onun adaletini konuşuyorsak, adaletimizde doğsun.
Onun ümmeti olduğumuzu söylüyorsak, kardeşliğimizde doğsun.
Çünkü Mevlîd'in en güzel anlamı, Peygamber'i sadece dille anmak değil; onun ahlâkını hayata taşımaktır.
Ve belki de yıllardır çözemediğimiz kandil tartışmasının nihai cevabı tam olarak şudur:
Kandili tartışmaktan vazgeçelim; kandilin hayatımızda neyi aydınlattığına bakalım.
Çünkü mesele gecenin adı değil; o gecenin bizi hangi sabaha uyandırdığıdır.
Songül KARAMAN
Konya ve Maneviyat
Seyfettin BUDAK
Cemaatler Neden Narsisizmin Gölgesine Girebilir?
Mithat Güdü
Maksadı Unuttuk, Kavgaya Tutuştuk!
Recep YAZGAN
İsrail'i Özgür Özel Durdurabilir!
Adnan ÖZ
Rize’den üç puanla döndük sıra Fenerbahçe’de!
Eyüphan KAYA
Öcalan’ı Aramıza Sokmayın!
Öztürk Samuk
Mezarlıktan geçerken ıslık çalanlar!
Adnan İPEKDAL
Sensin Bid’at
Ömer Naci Yılmaz
Kayıtlara geçsin!
Elif Ekşi
Âlemlere Rahmet Diye Geldin, İyi Ki Geldin
Mehmet Nuri BİNGÖL
Mevlid Kandili: Peygamberimizi Hatırlatmaya Vesile Bir Gece
Mehmet Ali Çamoğlu
Dünyanın Değişen Jeopolitik Dengeleri
Ahmet DÜZGÜN
Yeryüzü Bozguncularına İlahi İhtar
Memiş OKUYUCU
Edebiyat Fakültelerimiz Nerede ya da Üniversitelerimizin Kimliği!
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Hiçbir Şey Yok Olmaz
Vehbi KARA
Faşist Liderler ve Mal Varlıkları
Özlem Gürbüz
CİTTASLOW Şehirleri
Ahmet SAĞLAM
Zikirde Bid’at ve Hurafelere Cevap
Nihat Güç
Zumer Suresi 76. Ayetin Düşündürdükleri
Hamdi TEMEL
İBN-İ SÎNÂ'dan Bugünün Bilimine
Cahit KURBANOĞLU
Tesettür nedir?
Mehmet BOZKURT
Fahrettin Paşa'nın Torunları Mekke'de!
Halil MERT
Milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme...
Halil İbrahim Dede
En Güzide Topluluk
Hasan KARADEMİR
Türkiye’de Popülist Iktidar Ve Muhalefet
Bülent ERTEKİN
Cam Kenarında Düşünceler
Ravza ZEYBEK
Ey İman Edenler İman Edin
Ahmet AYDIN
İnsanlık İçin
Emine AYDEMİR
Tevekkül Sahibi Adamın Hikayesi
Aydın Babacan
Sınırların Hikmeti
Aydın BENLİ
İnsan En Çok, Sevdiği İnsanın Sözüyle Kırılır
Recep Ali AKSOYLU
Fiyatlandırmada Ölçüyü Kaçıran İşletmeler
Hüseyin KURT
Atatürk’ün Adıyla, Üniter Devletin Temelleriyle Oynanamaz
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)