Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
KÖŞE YAZISI

Manevi Vatan

Aydın BENLİ Aydın BENLİ Yazarın tüm yazıları
19-10-2026 16:16 5 dk okuma
Paylaş:

doğamız, Manevi Vatan ise milletimizin değerler dünyasıdır.”

Bir milletin vatanı yalnızca dağlardan, taşlardan, sınırlardan ve

topraklardan ibaret değildir. Vatanın bir de görünmeyen tarafı vardır. O

da manevi vatandır.

Manevi vatan; ailemizdir, inancımızdır, ahlakımızdır, kültürümüzdür,

çocuklarımızdır, gençlerimizdir ve gelecek nesillerimize bırakacağımız

değerler bütünüdür.

Biz yazarlar “Manevi Vatan” meselesini sıradan bir sosyal politika

konusu olarak görmüyoruz. Bunu, milletimizin geleceği ve

nesillerimizin kurtuluşu açısından bir var oluş mücadelesi olarak

değerlendiriyoruz.

Çünkü toplumun temel taşı ailedir. Aileye zarar veren LGBT,

uyuşturucu, fuhuş, alkol, kumar ve bunların özendirilmesi ile top yekûn

mücadele edilmelidir.

Aile ne kadar güçlü olursa toplum da o kadar güçlü olur. Aile çökerse

toplumun temelleri sarsılır. Bugün asıl üzerinde düşünmemiz gereken

mesele budur.

AİLE YAPISINI HEDEF ALIYOR

Gündüz kuşağı televizyon programlarına baktığımızda toplum olarak

ciddi bir rahatsızlık duyuyoruz.

Aile mahremiyeti ekranlara taşınıyor, anne-baba figürü zaman zaman

itibarsızlaştırılıyor, aile içindeki sorunlar reyting malzemesine

dönüştürülüyor. Yaşanmış veya kurgulanmış ahlaki açıdan sakıncalı

olayların milyonlarca insanın önünde sergilenmesi, özellikle çocukların

ve gençlerin gelişimi açısından mutlaka sorgulanmalıdır.

Her reyting, toplum için faydalı değildir.

Bir program milyonlarca kişi tarafından izleniyor diye toplumun

değerlerine hizmet ediyor anlamına gelmez.

Aileyi zayıflatan, mahremiyeti ortadan kaldıran ve ahlaki yozlaşmayı

sıradanlaştıran yayınlar konusunda daha güçlü bir denetim

mekanizmasına ihtiyaç vardır.

ÇOCUKLARIMIZ DİJİTAL KUŞATMA ALTINDA

Bugün çocuklarımızın odasına yalnızca televizyon girmiyor. Telefon,

tablet, sosyal medya, dijital platformlar ve bilgisayar oyunları da

evlerimizin içinde.

Bazı içeriklerde şiddet, cinsellik, madde kullanımı ve toplumsal

değerlerle çatışan davranışların özendirildiğine ilişkin ciddi endişeler

bulunmaktadır.

Çocuklarımızın dünyasında merhamet, edep, saygı, sevgi ve vicdan

büyümelidir.

Şiddetin, zorbalığın ve ahlaki sınırların ortadan kalkmasının

normalleştirildiği bir kültürün çocuklarımız üzerinde nasıl sonuçlar

doğuracağını şimdiden düşünmek zorundayız.

Devletin görevi sadece sınırları korumak değildir.

Devlet, nesillerin ruhunu ve geleceğini de korumalıdır.

“AİLEM GÜVENDE”

LGBT derneklerinin Avrupa’dan ve Siyonistlerce fonlandığı ve

desteklendiği operasyonlar yapılınca ortaya çıktı. LGBT dernekleri

ivedi kapatılmalı, cinsiyet değişikliği ameliyatları yasaklanmalıdır.

LGBT bar, kulüp ve eğlence yerleri kapatılmalı bunlara göz

açtırılmamalıdır.

Çocuklarımızın istismar edilmesine, suç ve fuhuş ağlarına,

bağımlılıklara ve insan onurunu hedef alan yapılara karşı devletin

hukuk çerçevesinde kararlı mücadele vermesi gerekir.

Ancak mücadele yalnızca operasyonlarla sınırlı kalmamalıdır.

Aile politikası, eğitim politikası, medya politikası ve kültür politikası

birlikte yürütülmelidir.

6284 YENİDEN ELE ALINMALIDIR

Aile konusunda konuşurken 6284 sayılı Kanun meselesini de

görmezden gelemeyiz. Kadına yönelik şiddetle mücadele edilmesi

konusunda hiçbir tereddüt olamaz. Kadını, çocuğu ve aile bireylerini

şiddetten korumak devletin temel görevlerinden biridir.

“Kadının beyanı esastır” tezi çürümüştür ve babalık figürünü cani,

katil gibi olumsuz sıfatlar ile anımsatmaktadır.

Ancak bir kanunun uygulanması sırasında ortaya çıkan sorunlar varsa

bunların da cesaretle tartışılması gerekir.

6284, İstanbul Sözleşmesi sonrasında oluşan hukuk ve uygulama

tartışmalarından bağımsız değerlendirilemez.

Aileyi koruyan, şiddet mağdurunu güvence altına alan; fakat aynı

zamanda masumiyet karinesini, adil yargılanma ilkesini ve aile

bütünlüğünü gözeten yeni ve dengeli bir yaklaşım ortaya konulmalıdır.

Süresiz nafaka adil değildir, bir boşanma davası uzun yıllar

sürmemeli taraflardan biri boşanmak istiyorsa bir dilekçe ile en

kısa sürede boşana bilmelidir.

ÇOCUKLAR SÖZ KONUSUYSA DAHA FAZLA DİKKAT

Cinsiyet değişikliğine ilişkin tıbbi uygulamalar da özellikle çocuklar ve

ergenler bakımından toplumun hassasiyetleri dikkate alınarak yeniden

değerlendirilmeli ve yasaklanmalıdır.

Geri dönüşü olmayan tıbbi müdahalelerde çocuğun üstün yararı,

bilimsel değerlendirme ve sıkı hukuki denetim temel kriterler olmalıdır,

çocuklar özendirilip ikna ediliyor ve sonrası yıkım.

Suça sürüklenen çocuklar, akran zorbalıkları ve cinsiyetsizleştirme

çalışmaları engellenmeli ve bunları özendiren reklamlarını yapan

bunları organize eden kimler varsa cezalandırılmalıdır.

Çocuklarımızın geleceğini ilgilendiren konularda aceleci ve son derece

dikkatli hareket etmek zorundayız.

SOSYAL ÇÜRÜME

Sosyal çürüme; toplumun ahlaki değerlerinin, aile yapısının, toplumsal

dayanışmanın ve güven duygusunun zayıflamasıdır. Yalanın,

güvensizliğin, şiddetin, uyuşturucunun, bağımlılıkların ve

sorumsuzluğun yaygınlaşması bu sürecin etkenleridir.

Bir toplumun çöküşü önce değerlerinde, sonra ailesinde, en sonunda da

geleceğinde başlar. Sosyal çürümeyle mücadele; milli aile, şuurlu ve

İslami değerler eğitimi, adalet, ahlak ve manevi değerlerin

korunmasıyla mümkündür.

AHLAKİ EROZYON BİR BEKA MESELESİDİR

Bugün ülkemizin ekonomik, siyasi ve güvenlik meseleleri ne kadar

önemliyse, ahlaki erozyon da en az onlar kadar önemli bir meseledir.

Çünkü ekonomik kriz aşılabilir.

Siyasi krizler sona erebilir.

Güvenlik tehditleri bertaraf edilebilir.

Fakat bir milletin ahlaki ve kültürel kodları çökerse, bunun

yeniden inşası nesiller sürebilir.

İşte bu nedenle biz “Önce Ahlak ve Maneviyat” diyorum.

Bizim meselemiz; aileyi korumak, çocuklarımızı istismardan korumak,

gençlerimizi bağımlılıklardan ve zararlı içeriklerden uzak tutmak,

ahlaki değerlerimizi yaşatmak ve gelecek nesillere güçlü bir Türkiye

bırakmaktır.

Rahmetli Necmettin Erbakan hocamız yıllar önce, “Bir ülkenin asıl

gücü topu tüfeği değil, ahlaklı yetişmiş gençliğidir” diyerek bu

tehlikeye dikkat çekmiştir. Bugün hocamızın yıllar önce yaptığı

uyarıların birer birer gerçekleştiğini üzülerek görmekteyiz.

MANEVİ VATANIMIZI KORUMAK ZORUNDAYIZ

Bir asker sınırda nöbet tutarken vatanı korur.

Bir anne çocuğuna ahlak, merhamet ve vicdan öğrettiğinde de aslında

vatanı korur.

Bir baba ailesine sahip çıktığında vatanı güçlendirir.

Bir öğretmen çocuklarımıza ilim ve değer kazandırdığında vatanı

geleceğe taşır.

Manevi Vatan, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bugün sınırlarımızı koruduğumuz kadar evlerimizi, ailelerimizi ve

çocuklarımızın geleceğini de korumak zorundayız.

Aileyi yıkarsanız toplumu yıkarsınız. Toplumu yıkarsanız devleti

zayıflatırsınız.

Bu nedenle aile meselesi basit bir sosyal mesele değildir.

Aile, devletin geleceğidir.

Ahlak, milletin sigortasıdır.

Çocuklarımız, Türkiye'nin yarınıdır.

Öncelikle Anayasa’nın 41. maddesine; “Aile erkek ve kadından

oluşur. Aile ilişkisinin temeli evliliktir.” cümlesinin eklenmesi

gerekmektedir.

İkinci olarak Anayasa’nın 24. maddesine; “..... dini inancı sebebiyle

tercih ettiği kılık kıyafetin engellenmemesi için gerekli tedbirleri

alabilir....” fıkrasının eklenmesi gerekmektedir.

Üçüncü olarak da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na; “.... Aynı

cinsiyete sahip kişiler evlenemez...” maddesinin eklenmesi için

gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Dördüncü olarak da 5253 sayılı Dernekler Kanunu başta olmak

üzere ilgili mevzuat yeniden ele alınmalıdır.

Çocukları ve gençleri zararlı faaliyetlerden koruyacak açık hükümler

getirilmeli; LGBT gibi zararlı derneklerin faaliyetleri konusunda

çocuğun üstün yararı, aile bütünlüğü ve kamu düzeni esas alınmalıdır.

Türkiye’de doğurganlık hızı, nüfusun kendini yenileme eşiği olan

2,1’in oldukça altına düşmüştür. 2024’te kadın başına ortalama çocuk

sayısı 1,48’dir. Bu eğilim uzun süre devam ederse nüfusun yaşlanması,

çalışma çağındaki nüfusun azalması ve sosyal güvenlik sisteminin

üzerindeki yükün artması gibi sonuçlar doğuracaktır.

Doğurganlık oranındaki düşüş ve nüfusun yaşlanması Türkiye'nin

geleceği açısından stratejik bir meseledir. Bu mesele planlıdır ve 10

Nisan 1965, Türkiye’nin demografik kaderinin bilinçli biçimde

hedef alındığı kara bir dönüm noktasıdır. 557 sayılı Nüfus

Planlaması Yasası yürürlüğe sokulmuştur. Bu yasa, masum bir

“sağlık düzenlemesi” değil, toplumu küçültmeyi hedefleyen ideolojik

bir müdahaledir.

557 sayılı yasa, 1983’te 2827 sayılı kanunla kaldırılmış gibi

gösterilmiş, ancak gerçekte daha ağır bir aşamaya geçilmiştir. Bu

sayede bugün 160 milyon olması gereken nüfusumuz maalesef 86

milyonda kalmıştır. Acı ama gerçek 2070’lerde nüfusumuz 70

milyon, 2100'de 50'milyon nüfusumuz olacaktır.

Günümüzde “Çocuk külfet”

, olarak görülmektedir. Çocuk berekettir!

Mesele sadece bugünü kurtarmak değildir. Mesele, gelecek nesiller için

kalıcı bir hukuk düzeni oluşturmaktır.

Ailenin düşmanı Siyonizm’dir! Nesli bozmak devleti yıkmaktır.

Kurtuluş Milli Gençliktedir, Millî Görüş Hareketindedir.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Aydın BENLİ — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat