Doğanın intikamı yoktur: borcunu tahsil eder!

Mehmet Ali Çamoğlu

16-10-2026 18:01

Sokaklar adeta göle döndü, ana caddeler nehre dönüştü, canlar gitti, ocaklar söndü, insanların yıllarca didinip biriktirdiği mallar dakikalar içinde yok oldu. Şimdi hep birlikte aynı nakaratı tekrarlıyoruz, aynı sahte şaşkınlıkları oynuyoruz. Soruyorum size: Suçlu gerçekten gökyüzünden yağan yağmur mu? Yoksa o yağmurun akıp gideceği yolları, milyarlarca yıllık su yataklarını arsızca, hunharca betonla tıkayan insanoğlunun ta kendisi mi? Atalarımız boşa dememiş: "Su yatağını bulur." Bu öyle sıradan bir söz değildir. İnsanoğlu üzerine ne kadar beton dökerse döksün, aradan bin sene de geçse doğa kendi yerini bir gün mutlaka geri alır.

HAFIZANIZI TAZELEYİN: BİZ NE ZAMAN AKILLANACAĞIZ?

Geriye dönüp son 10-20 yıllık hafızamızı bir tazeleyelim mi? Şöyle bir hatırlayın bakalım. Ülke olarak hangi dersi aldık? 2019’da Araklı’da canlarımız sel sularına kapılıp gitmedi mi? Hatırlayın! 2021 yılında Kastamonu Bozkurt’ta dere yatağına yapılan binaların nasıl kağıt gibi yıkıldığını, o büyük felakette kaç insanın hayatını kaybettiğini ne çabuk unuttunuz? Hatırlayın! 2023 yılında, deprem felaketinin hemen ardından Şanlıurfa ve Adıyaman’da çadırları, caddeleri, alt geçitleri basan, insanları yutan o sel felaketini ne ara hafızanızdan sildiniz? Karadeniz sahil şeridinde, mermer gibi parlatılan o otoyolların denizle derelerin bağını koparması yüzünden her yıl istisnasız yaşanan taşkınları nereye koyacağız? Soruyorum size: Biz ne zaman akıllanacağız? Aklımızı başımıza almak için daha kaç canın gitmesi, daha kaç şehrin sular altında kalması gerekiyor?

DEPREM BÖLGESİNDE KAFASINA GÖRE YAPI YAPANLAR, GECEKONDULAŞANLAR VE SANAYİ SİTELERİ!

İşin boyutu sadece Karadeniz’le ya da sıradan taşkınlarla sınırlı değil; bakın, asıl skandal deprem bölgesinde gözlerimizin önünde yaşanıyor! Asrın felaketini yaşamış, toprağı hâlâ can çekişen o yaralı deprem bölgesinde bile akıllanmadık. Enkaz kaldırma çalışmaları biter bitmez, bilimi, fenni ve zemin etüdünü tamamen bir kenara bırakıp kafasına göre bina dikenler, kuralları hiçe sayarak rastgele yapılaşanlar ve ovaların bereketli topraklarını, su yollarını işgal edip sanayi siteleri kuranlar adeta yeni bir facianın davetiyesini çıkarıyor. Depremde yıkılan şehrin dersini almayıp, getirip sanayi sitelerini yine su ve deprem hatlarının tam üstüne kurmak hangi vicdanın, hangi akıl tutulmasının ürünüdür? İnsan hayatı bu kadar ucuz mu? Depremle yıkılanı selin, sel ile yıkılanı rantın götürdüğü bu vicdansız düzene artık yeter denilmelidir!

DERE YATAĞINA AVM YAPMAK HANGİ AKLIN ÜRÜNÜDÜR?

Dere yataklarına dikilen o devasa yapılar, yönü yapay kanallarla değiştirilmeye çalışılan akarsular selin önünde nasıl duracak sanıyordunuz? Aynı semtin içine hem sanayi sitesi, hem lüks villa, hem de gökdelen imarı veren bir şehircilik anlayışı dünyanın neresinde görülmüştür? Bu planlama falan değildir, bu resmen ve alenen bir şehri katletmektir! Yerel yönetimlerin eliyle ormanlar kuşa çevriliyor, yol güzergahları ranta ve yandaşın arsasına göre eğilip bükülüyor, derelerin tam kalbine koskoca AVM’ler kuruluyor. Ondan sonra da kameraların karşısına geçip "Ne yapalım, takdiriilahi, asrın felaketi" diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Yağma yok! Bu yaşananlar asla ve kat'a doğal afet değildir; bu, doğaya ve bilime meydan okuma cüretinin, açgözlülüğün ağır bedelidir.

YÜCE KİTAPTA BİLE AVAZ AVAZ UYARILIYORUZ!

Biz Müslüman bir toplumuz değil mi? Muhafazakar olmakla, inançlı olmakla övünürüz. Peki, inandığımız o Yüce Kitap bize ne emrediyor? Açın bakın tefsir kaynaklarına; Kur'an-ı Kerim'de tam 49 yerde doğrudan "akletmek", "aklını kullanmak" ve "akıl erdirmek" fiili geçer. Yüce Allah onlarca ayette yüzümüze adeta çarpar gibi "Hâlâ akletmez misiniz?", "Hiç düşünmez misiniz?" diye sormuyor mu? Allah insana bilimi, aklı, mantığı ve tedbiri emrediyor. Siz kutsal kitabın "akledin" emrini yok sayıp derenin ortasına bina dikeceksiniz, sonra da felaket gelince kader diyeceksiniz. Bu dine de, akla da hakarettir!

BELEDİYELER KİMSENİN ŞAHSİ ÇİFTLİĞİ DEĞİLDİR!

Bu gidişata artık kökten ve acilen bir dur denmek zorundadır. Şehirleşme, altyapı, ormanlar ve imar planları; paradan başka ilah tanımayan, gözünü tamamen rant bürümüş o ortaklığın eline asla bırakılmamalıdır. Burada sadece müteahhitleri suçlayıp işin içinden sıyrılmaya çalışmak tam bir kurnazlıktır. O müteahhide o ruhsatı veren, imar planını rant uğruna eğip büken belediyeler ve yerel yöneticiler de bu vebalin tam göbeğindedir! Hepsi bir olmuş, paradan ve koltuktan başka hiçbir kutsal tanımayan kirli bir çark kurmuşlar. Bu çark, partiler üstü, esnemeyen ve kişiye göre değişmeyen net bir Devlet Kanunu ile kırılmalıdır. Belediyeler, her seçilen başkanın kendi keyfine göre at koşturduğu, yandaşını zengin ettiği, imar sözleri dağıttığı birer şahsi çiftlik olamaz! Ne devletin kasası ne de devletin masası, yerel yönetimlerin rant pazarlıklarına alet edilmelidir. İmar planları bilimin, coğrafyanın ve uzun vadeli devlet aklının elinde olmalıdır; günübirlik siyasi şovların değil!

ACİL EYLEM PLANI ŞARTTIR!

Peki, ne yapmalı? Çözüm ortadadır ve ertelenemez. İlk olarak, dere yatakları ve deprem bölgelerindeki riskli zeminler üzerinde bulunan tüm yapılar acilen denetlenmeli, kuralsız yapılaşmaya ve rastgele sanayi sitelerine asla geçit verilmemelidir. İkinci olarak, imar kararlarına imza atan bürokratlardan belediye başkanlarına kadar herkesin "siyasi dokunulmazlık" kalkanı kaldırılmalı, rant cinayetlerine katı ve tavizsiz cezaî yaptırımlar getirilmelidir. Bilim insanlarının, Jeoloji Mühendisleri Odası'nın ve şehir plancılarının uyarıları bundan böyle birer "tavsiye" değil, hukuki olarak uyulması zorunlu bağlayıcı kararlar olmalıdır.

Unutmayalım ki; doğaya karşı işlenen suçların zaman aşımı yoktur. Bugün sustuğumuz, göz yumduğumuz her usulsüz imar, yarın çocuklarımızın hayatına mal olacak yeni bir felaketin tetikleyicisidir.

Sel felaketinde ve deprem yıkımlarında hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, geride kalan acılı ailelerine ve milletimize sabırlar diliyorum.

Selam ve dua ile...

DİĞER YAZILARI İslam’ın Ezber Bozan Formülü 01-01-1970 03:00 Yük alamıyorsanız barı yük olmayın! 01-01-1970 03:00 ### Önce "Ahlak" Diyenlerin Sınavı 01-01-1970 03:00 Mesele sadece fındık, sadece yağmur değil! 01-01-1970 03:00 Şu Kısa Hayatta Omurgalı Yaşamanın Beş Kuralı 01-01-1970 03:00 Siyasette omurga mı, rüzgârgülü mü? 01-01-1970 03:00 Uyutmayın Artık Milleti! 01-01-1970 03:00 Bir Feribot Rezaleti 01-01-1970 03:00 Başarının Üçlü Şifresi 01-01-1970 03:00 Fındıkçı ölsün mü beyler! 01-01-1970 03:00 Dünyanın Değişen Jeopolitik Dengeleri 01-01-1970 03:00 Köşeyi Kapana Kadar Bukalemun, Kapınca Kaplan 01-01-1970 03:00 Vatan yoksa hiçbir şey yoktur! 01-01-1970 03:00 Ölçüden Aileye, Tarladan Yönetime Ayetlerin Işığı 01-01-1970 03:00 Babamın Bıraktığı Ülkede Değişenler 01-01-1970 03:00 At Yalanı, Al Beğeniyi 01-01-1970 03:00 Hacı bayram veli camii’nde siyaset, vatandaşın göğsüne uçan tekme! 01-01-1970 03:00 Kalp Aynasını Cilalamak: Kaptan, Rota Ve Büyük Vuslat 01-01-1970 03:00 Batı’nın Dijital Vebalı 01-01-1970 03:00 Vitrin Siyaseti, Omurga Sınavı Ve Milletin Son Resti 01-01-1970 03:00 En büyük yatırım nedir! 01-01-1970 03:00 Ecel Ne Yaş Dinler Ne Sıra: Bir Soda Şişesindeki Büyük Sır 01-01-1970 03:00 Çöpteki Ekmek, Raftaki Vicdan ve Kaçan Bereket 01-01-1970 03:00 İsimleri Unutuldu, Faturası Baki Kaldı 01-01-1970 03:00 Bir Dervişin Alın Teri, Bir Esnafın Kibri 01-01-1970 03:00 Haram Lokma ve Kayıp Nesiller 01-01-1970 03:00 Çekilin yoldan, mazeret şampiyonları geliyor! 01-01-1970 03:00 Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler 01-01-1970 03:00 Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı 01-01-1970 03:00 Rehberden Silinen Her Numara, Taştan Silinen Bir Yazı 01-01-1970 03:00 Kendi Ömrünü Çizenler: Bir Çekiç, Bir Anahtar ve Elli Yıl 01-01-1970 03:00