Peki, bakın şimdi ne oldu? Bugün üye sayısı 32’ye çıktı. Genişlediler, büyüdüler, devasa bir blok oldular. Ama iş Türkiye’nin milli güvenliğine, güney sınırlarımızdaki terör koridorlarına gelince müttefik dediklerimizin hepsi birden üç maymunu oynamaya başladı. Kendi çıkarları tavan yaptığında bizi yalnız bırakmayı çok iyi bildiler.
Açık konuşalım: Batı’nın çıkarlarına bekçilik yapmak, onların iki dudağının arasına bakmak artık bu ülkeye dar geliyor. Başkalarının paktında en güçlü cephe olacağımıza, kendi coğrafyamızda masayı biz kurarız. Nokta!
Bakın, rakamlar yalan söylemez. Gözümüzü Batı’nın 1 milyarlık nüfusuna dikeceğimize, yönümüzü asıl olmamız gereken yere, ata topraklarına çevireceğiz. Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar uzanan devasa bir Türk dünyası var. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve KKTC... Tam 170 milyondan fazla Türk tek bir coğrafi kuşakta yaşıyor. Bu sadece kuru bir nüfus gücü değil, tarihin en büyük jeopolitik gücüdür.
Eldeki imkanlara baksanıza: Dünyanın en büyük doğalgaz ve petrol rezervleri Hazar havzasında ve Orta Asya’da yatıyor. Uranyum, altın, bor, nadir toprak elementleri... Ne ararsan bu topraklarda. Askeri güç derseniz, Türkiye’nin dünyada savaş doktrinlerini baştan yazan SİHA teknolojisi ortada; NATO standartlarındaki ordumuzun vuruş gücü ve Azerbaycan’ın sahada kazandığı muazzam cephe tecrübesi ortada. Üstelik Çin’den Avrupa’ya uzanan küresel ticaretin tek güvenli rotası olan "Orta Koridor" da tamamen bizim kontrolümüzde.
Peki, soru şu: Neden hâlâ tam anlamıyla tek bir yumruk olamıyoruz?
Çünkü yıllarca küresel güçlerin o sinsi "böl, parçala, yönet" taktiğine kurban gittik. Yapay sınır tartışmalarıyla, incir çekirdeğini doldurmayacak çekişmelerle enerjimizi içeride tükettik. Topraklarımızdan çıkan milyarlarca dolarlık enerji gelirlerini götürüp Batı merkezli bankalara akıttık, sonra dönüp yine onlardan yüksek teknoloji ve silah dilendik. Bu ezber acilen bozulmak zorunda!
Bizim artık NATO’nun insafına değil, mutlak surette Türk Dünyası Ortak Savunma Paktı’na ihtiyacımız var. NATO dediğin yapı, özünde Batı’nın sömürge düzenini koruma kalkanıdır. Bizim Türk devletleriyle kuracağımız birlik ise çıkar ilişkisi değil, özbeöz kardeşlik ve kader ortaklığıdır.
Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında son yıllarda atılan adımlar güzel, eyvallah. Ortak tatbikatlar yapılıyor, siber güvenlik anlaşmaları imzalanıyor. Ama yetmez! Bu iş artık "kardeşiz" edebiyatının, hamasetin ötesine geçmelidir. Atılan imzalar kâğıt üstünde kalmamalı, askerî ve teknolojik entegrasyon tam gaz hayata geçirilmelidir.
Reçete bellidir:
* Ortak Savunma: Her Türk devletinin sınır güvenliğini ortaklaşa garanti altına alan kalıcı bir savunma paktı kurulacak.
* Enerji Birliği: Yeraltı kaynaklarımız ortak işlenerek dünyada enerji fiyatını belirleyen bir "Türk Enerji Birliği" inşa edilecek.
* Teknolojik Bağımsızlık: Yazılımdan savunma sanayiine kadar ortak Ar-Ge merkezleriyle teknolojik bağımsızlık ilan edilecek.
Ankara, 1952’den beri içinde olduğu NATO tecrübesiyle Batı’nın ikiyüzlülüğünü ve zaaflarını çok iyi etüt etmiştir. Şimdi bu tecrübeyi Türk dünyasının lokomotifi olmak için kullanma vaktidir. Geleceğimiz Brüksel’in soğuk koridorlarında değil, ata topraklarının sıcak birliğindedir.
Selam ve dua ile...