Üç Muslukla Doldurmaya, Otuz Üç Muslukla Boşaltmaya Çalıştığımız Havuz

Adnan İPEKDAL

20-08-2026 16:50

Aile kurumunun sarsılması, nüfus artış hızının -daha doğrusu nüfusun azalışının-  kendini yenilenme eşiğinin altına düşmesi, milletimizi tarihinin en yok edici gerçeği ile yüzleştirmiştir.

 

Aile yılı, aile on yılı gibi çalışmalar, yok oluş sürecini durduracak neticeleri almaktan maalesef uzaktır. Hem aile on yılı diyoruz; hem kadın tır şoförleri, kadın kaynakçılar, kadın oto tamircileri, kadın kaportacılar, kadın petrol pompacıları… (siz devamını getirin… ) diyerek

Aile yılı ile doldurmaya çalıştığımız havuzu diğer yandan açtığımız neye hizmet ettiği belli olan kadın istihdamı muslukları ile boşaltmaya çalışıyoruz .

 

Birkaç gün önce Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı hanımefendi, “Türkiye’de evlerin veya ailelerin %57’sinde hiç çocuk yok.” ; dedi. Bundan birkaç ay evvel de “Böyle giderse 20 yıl sonra askere gidecek genç bulamayacağız.” Şeklinde açıklama yaparak nüfus meselesine  ve doğurganlık oranının düşmesine dikkat çekti.

Sayın Cumhurbaşkanımız da ta Başbakanlık günlerinden beri,  muhalefetin yersiz ve anlamsız eleştirilerine de hedef olan “En az üç çocuk” çağrıları ile milletin dikkatini hayati önem taşıyan nüfus meselesine çekmeye çalışıyor.

 

60,70,80,90’lı yıllarda nüfus kontrolü ve aile planlamaları devlet politikası olarak uygulanmakta, nüfus artış hızı düşürülmeye çalışılmakta idi.

Hatta benim askerlik yaptığım 2000 yılında bile kışlalarda halen daha askerlere “Nüfus kontrol yöntemleri” videoları izlettirilmekteydi. Bugün konuştuğumuz nüfus krizi, o politikaların  başarı (!) ya ulaştığını ispatlıyor.

O politikalar her ne kadar Türkiye cumhuriyeti kamu kurumları tarafından desteklenip uygulansa da dış mihrakların Türkiye vizyonunun sahaya yansıtılmasından başka bir şey değildi. İstiklal harbi sonrası nüfusu hızla artan Türkiye, Küreselciler için gelecekte bir tehdit olma potansiyeli taşıyordu.

Çünkü nüfus demek nüfuz demekti.

Bugünkü devletimizin o günkü “devlet politikası” görünümlü milleti yok etme çalışmalarının ardında hangi güçlerin bulunduğunu millete anlatması; bu politikalara destek verenlerin vatana ihanetten yargılanması gerekir.

Gelelim günümüze.

Kadın politikaları o derece sorgulanamaz bir nas haline getirildi ki, iyi niyetinden ve şuurlu birer Müslüman olduğundan şüphe etmediğimiz bazı aydınlarımız bile bu konuda kitabın ortasından konuşacak cesareti kendisinde bulamıyor.

Üstad Necip Fazıl gibi

“Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!”

Diye haykıramıyor. Çünkü hakikatte çıkmaz sokak olan yol, algı yanılgıları ile şehrin en ışıltılı caddesi olarak süslenmiş, asfaltlanmış, ışıklandırılmış, göz alıcı şekilde döşenmiş ve öyle taklarla bezenmiş ki, kimsenin buranın çıkmaz sokak olduğunu bırakın söylemeyi, düşünme cesareti bile kalmamış.

 

Nüfus meselesi iktidar yanlısı gazetecilerin gündeminde  ve haber kanallarında

-muhtemelen feminizm ve kademizm korkusu ile mayınlı arazi gibi görüldüğünden- 

kendine yer bulamıyor. Günlerce üzerlerine vazife olmayan lüzumsuz meseleleri tartışan kadrolu gazeteciler, göz göre göre milletimizi yok olmaya götüren nüfus ve aile krizini ısrarla görmezden geliyor.

 

Bugün TrtHaber kanalında hemen hemen şu mealde bir haber vardı:

“Anne ve babası doktor olan 19 yaşındaki Azra, hayallerinin peşinden giderek oto tamircisi oldu.”

 

Dünya İststistikleri ve TÜİK raporları, kadın istihdamı ile nüfus artış hızı arasında ters orantı vardır, diyor. Yani, kadın istihdamı arttıkça nüfus artış hızı tehlikeli ve telafisi imkansız şekilde düşüyor. Bu acı hakikate rağmen halen daha kadın istihdamı fetişizmi, tedavisi zor bir bağımlılık olarak karşımızda duruyor ve yaygınlaşarak devam ediyor.

Buradan şu cümle de kadın istihdamını kutsayan kadınlarımıza özel olsun. Büyük devlet adamı, diplomat ve şairimiz Koca Ragıp Paşa’mızın şu mısralarını kadın meselesine uyarlayalım.

“Râgıbâ düşmanın aldanma tevâzûlarına

Sel duvarın ayağın öperek hedmeyler!”

 

Paşa şunu söylüyor. Ey Ragıp, düşmanın sahte alçak gönüllü görünmelerine aldanma. Sel nasıl duvarın dibini

(Temelini) yalayıp öperek durarı yıkıyorsa, düşman da sahte tevazusu ile seni yıkıp ezer!

Şimdi, bu kadın istihdamını kutsama törenleri de duvarın ayağını öperek onu yıkma hamlesinden başka bir şey değil. Ey hanımefendiler, sizi, annelik dışında girdiğiniz, gireceğiniz her rolde kutsayanlar, hatta size bunu dayatanlar asla sizin dostunuz değildir. Onlar, sizi annelik dışında her şey olmaya zorlayarak sadece kadınlığı değil tüm insan neslini yok etmeye programlılar. Agah olunuz.

Zor zamanlarda, cepheye koşan Nene Hatunlar, Kara Fatmalar, Fatma Çavuşlar, cephede gazi olan yaralı askerlerimize bakmak için seferber olup hastanelere gönüllü olarak koşan ve  padişah tarafından asker tüfeklerinin namlularından yaptırılan cihadiye yüzükleri ile taltif edilen Müslüman Türk kadınının bugünkü milli mücadeleye en mühim kakısı annelik mesleğini tercih etmesiyle mümkündür.

 

TÜİK verilerinden benim çıkardığım sonuç şu ey aziz milletim:

Kadın istihdamı fetişizmi böyle devam ederse, yirmi otuz yıl sonra istihdam edecek kadın da erkek de bulamayacağız. Herkes çıplak kralı alkışlarla izlerken bir kişi kral çıplak demişti ama hakikat olan o bir kişinin dediğiydi!

Bu konuda şu makaleyi inceleyebilirsiniz. 

 

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5024537

DİĞER YAZILARI İncir Yaprağı 01-01-1970 03:00 Almanya’da Yeni Bir Pensilvanya mı Kurulacaktı? 01-01-1970 03:00 Problem Çözmek İsteyenlere Formüller 01-01-1970 03:00 Atakum Sahilinde Mescid Görmek İstemeyenler Sinagog mu Görmek İstiyor! 01-01-1970 03:00 Kara Samsun’un Beyaz Türkleri 01-01-1970 03:00 ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı! 01-01-1970 03:00 Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız? 01-01-1970 03:00 Dijital İçerik Üretme Seferberliği 01-01-1970 03:00 CİNSİYETÇİ SÖYLEM 01-01-1970 03:00 Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği 01-01-1970 03:00 İsmet Özel’in Hayatta Olmasının Haber Değeri Var Mı? 01-01-1970 03:00
haber medya kadın