Peki ya bugün? Bugün "rezil olamama" çağının tam ortasındayız. Ekranlara bakarken, sosyal medyada gezinirken ya da çevremizdeki pişkinliklere şahit olurken içimizden bir feryat yükseliyor: Lütfen, ama lütfen biraz rezil olabilir miyiz?
Yüzü Bile Kızarmayanlar Çağı
Bir düşünün: haksızlık yapılıyor, gizli işler, rüşvetler, hileli kazançlar, yalanlar, riyakârlıklar bir bir ortaya çıkıyor. Herkes olanı biteni görüyor. Normal bir insanın yerin dibine gireceği o anda ise ne bir yüz kızarıyor ne utanması gereken yüzde bir haya mimiği beliriyor ne de bir pişmanlık göze çarpıyor. Aksine, "Ne var ki herkes yapıyor?" bahanesi ve pervasız bir eda ile kameralara gülümseyip hayata kalınan yerden devam ediliyor.
Asıl felaket tam da burada başlıyor. Ayıbı icra etmek bir dramdır, onun ortaya çıkması bir trajedi, ama o ayıptan utanmamak bir komedi değil; insanın dünyadaki kıyameti, toplumsal bir yıkımdır. Çünkü utanma duygusunun bittiği yerde, ne hukukun ne de ahlakın bir hükmü kalır.
O Meşhur Sözü Yanlış Okumayalım
Herkesin bildiği ama çoğu zaman yanlış anlaşılan bir söz var: "Utanmadıktan sonra dilediğini yap!"
Anonim bir deyiş sanılan bu söz, aslında Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) aktardığına göre önceki peygamberlerden bugüne ulaşan öğütlerden biridir: "İnsanlara ulaşan önceki peygamber sözlerinden biri de şudur: Utanmadıktan sonra dilediğini yap."
Bu söz bir özgürlük beratı, ahlaksızlığa verilmiş bir yeşil ışık değildir. Tam tersine, sert bir uyarıdır: Hayâ duygusunu yitiren kişiyi durduracak manevi bir ölçü kalmamıştır. "Utanmayı kaybettiysen git, ne yapacaksan yap; ama hesaba çekileceğini de unutma" demektir.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy
"Ne ibret, yok mu, bir bilsen kızarmak bilmeyen çehren?
Bırak tahsili, evladım, sen ilkin bir haya öğren!"
mısralarındaki sarsıcı uyarısı ile haya ve edebin tahsilden daha öncelikli olduğunu hatırlatır.
En büyük hırsızlık ve yolsuzlukları en iyi (!) eğitimi almış insanların yaptığı çağımız
“Tahsil cehaleti alır; eşeklik bâkî kalır.”
sözüne bir kere daha hakikat madalyası takmıştır.
Hayâ ile İman Birbirini Besler
Mesele yalnızca görgü ya da toplumsal âdap meselesi değildir. Kökleri, insanın iç dünyasına, inanç ve sorumluluk duygusuna kadar uzanır. Elbette her utanmaz insan inançsız, her inançsız insan da utanmaz değildir; hayâsı yüksek inançsızlar da, inandığını söyleyip pişkinlik yapanlar da var. Ama Peygamberimiz'in şu sözü, ikisi arasındaki derin bağı ortaya koyar:
"Hayâ imandandır."
Hesap vereceğine inanan, kalbinde ilahi bir muhasebe taşıyan insan, yaptığı kötülüğün ağırlığını hisseder. İman insanı nasıl kötülükten koruyorsa hayâ da öyle korur; biri zayıfladıkça diğeri de tutunmakta zorlanır. Haya ile hayat müştak (aynı kökten) kelimelerdir; hayasını yitiren gerçekte hayatını kaybetmiştir! Yüzün hiç kızarmaması, çoğu zaman kalbin nasırlaştığının, vicdanın sesinin kısıldığının işaretidir.
Utanmanın Değer Kaybı
Bugün sahne, çoğu kez tam tersini ödüllendiriyor. Rezillik ifşa edildikçe popülerleşiliyor, yüzsüzlük yapıldıkça alkış alıyor, tıklanma uğruna haysiyet vitrine konuyor. Utanmak bir erdem olmaktan çıkıp "zayıflık" olarak pazarlanıyor.
Oysa rezil olmaktan hiç çekinmeyen insan, en tehlikeli insan; rezil olamamak en büyük rezalettir. Rezil olamayan insanın çiğneyemeyeceği hak, yıkamayacağı değer yoktur. Utanmanın itibarını yitirdiği bir dünya, kimsenin kazanmadığı, herkesin kaybettiği bir dünyadır.
Hz. Mevlana, Mesnevi-i Şerifinde
“Ez-Hudâ cûyîm tevfîk-i edeb
Bî-edeb mahrûm geşt ez-lutf-i Rab” der.
Türkçesi:
Allah’tan edep hususunda muvaffak olmayı dileyelim.
Edebi olmayan kimse Hakk’ın lutfundan mahrumdur.”
Peki Ne Yapmalı?
Başkalarından utanç beklemeden önce kendimizden başlayabiliriz:
* Alkışlamayarak: Yüzsüzlüğü izleyip paylaşarak, tıklayarak büyütmemek.
* Örnek olarak: Hata yaptığımızda "Ne var yani?" demek yerine, özür dilemeyi ve düzeltmeyi bilmek.
* Evde ve çevrede: Çocuklarımıza hayâ ve mahcubiyetin zayıflık değil, karakterin göstergesi olduğunu yaşayarak öğretmek.
* Kendimize sormakla: Yaptığımız işi herkes görse yüzümüz kızarır mı? Kızarıyorsa, o işi yeniden düşünmek…
Kaybolan o "yüz kızarıklığını", o kutsal mahcubiyeti geri kazanmadan bir şeylerin düzelmesini bekleyemeyiz. Bu yüzden aynaya bakıp kendimize de, çevremize de nazikçe ama ısrarla söyleyelim: Lütfen, biraz utanalım. Çünkü utanmayı bilen bir millet, kendini düzeltmeyi de bilir.
Adnan ipekdal