Fikir
Giriş Tarihi : 26-09-2026 19:02

Aynı Davanın İki Ayrı Cephesi

Büyük Doğu Mimarı Necip Fazıl Kısakürek ile Cumhuriyet devrinin en önemli İslam âlimlerinden Süleyman Hilmi Tunahan arasındaki tarihi bağ, fikir dünyasının en dikkat çeken dayanışmalarından biri olarak kayıtlara geçiyor.

Aynı Davanın İki Ayrı Cephesi

Üstad Necip Fazıl, inançları uğruna ağır bedeller ödeyen Tunahan’ı "din mazlumu" ve kâmil bir mürşid olarak nitelendirirken; iki dava adamının farklı kulvarlarda yürüttüğü mücadele, medrese geleneği ile fikir cephesinin birbirini nasıl tamamladığını gözler önüne seriyor.

Aynı davanın iki ayrı cephesi

Cumhuriyet döneminin çetin şartlarında aynı manevi hedefe yürüyen iki tarihi şahsiyet, farklı metotlarla hizmet sahasında yer aldı. Süleyman Hilmi Tunahan ömrünü Kur'an kursları vasıtasıyla inançlı ve ahlaklı bir nesil yetiştirmeye vakfederken; Necip Fazıl Kısakürek, bu neslin fikri ve siyasi zeminini teşkil eden Büyük Doğu vizyonuna odaklandı.

Üstad, savunduğu merkezi ve siyasi aksiyona kıyasla Tunahan’ın daha çok cemaatleşme ve Kur'an tedrisatına dayanan usulünü bir tezat olarak görmedi. Kısakürek hatıralarında, "Onlar Kur’an kurslarıyla meşgul, fakat İslam’ın cemiyet ve devlet nizamını kurma davasından uzak" tespitinde bulunsa da, bu ifadelerin bir küçümseme değil misyon farkı olduğunu kaydetti. Nitekim Üstad, Tunahan'ın tedrisatından geçen talebeleri "üzerlerine tek kir bulaşmamış, yeni iman neslinin en saf damarlarından biri" olarak tanımlayarak bu gayreti takdir etti.

Son devrin din mazlumu ve çileli yıllar

Tek parti döneminden 1950'li yıllara kadar kesintisiz baskılara maruz kalan Süleyman Hilmi Tunahan, Necip Fazıl’ın ölümsüz eseri Son Devrin Din Mazlumlarında özel bir yere sahip oldu.

Eserde; Tunahan'ın 1939'da Birinci Şube'de gördüğü ağır işkenceler, 1957'deki asılsız "Mehdilik" tertibiyle Kütahya'ya sürgün edilişi ve vefatının ardından Fatih Camii haziresine defninin engellenmesi gibi trajik hadiseler tüm çıplaklığıyla tarihe not düşüldü. Necip Fazıl, onu İskilipli Âtıf Hoca ve Şeyh Esad Erbili gibi sembol isimlerle aynı safta, inancı uğruna çile çekmiş mümtaz bir dava adamı olarak konumlandırdı.

Asılsız ithamlara karşı fikri kalkan

Tunahan’ın başlattığı Kur'an eğitimi seferberliğinin "Süleymancılık" adı altında hizipçi veya tecrit edilmiş bir yapı gibi yaftalanmasına karşı en güçlü itiraz yine Necip Fazıl’dan geldi.

Kısakürek, söz konusu kursların Ehl-i Sünnet omurgasını muhafaza eden birer kale olduğunu belirterek, dışarıdan yöneltilen ithamların haset ve İslam davasından uzaklıktan kaynaklandığına işaret etti. Bürokraside ve kurumlarda bu kadroları tasfiye etmeye yönelik tertiplere karşı Tunahan’ın talebelerinin her türlü manevi tahribata karşı sağlam bir set oluşturduğunu savundu.

Büyük Doğu'ya uzanan vefa eli

İki isim arasındaki münasebet sadece fikri boyutta kalmayarak somut bir dayanışmaya dönüştü. 1946 yılında Kemal Kaçar vasıtasıyla başlayan temas neticesinde, Süleyman Hilmi Tunahan kısıtlı imkânlarına rağmen Büyük Doğu mücadelesine arka çıktı.

Tarihi kayıtlara göre Tunahan, vaizlik maaşından Büyük Doğu dergisine düzenli pay ayırdı; hatta derginin yayınına devam edebilmesi için satılan bir mülkünün gelirini Üstad'a ulaştırdı. Bu tavır, ilim halkası ile fikir cephesinin zor zamanlarda sergilediği eşsiz bir vefa tablosu oldu.

Toptancı zihniyetten uzak durma gereği

Bugün gelinen noktada, hayatını Kur'an öğretimine adamış bir âlimin samimi mirası ile bu mirası yozlaştırarak toplumda ayrışmaya sebep olan yaklaşımların birbirinden tefrik edilmesi gerekiyor.

Cumhuriyet devrinin bu büyük İslam mücadelesini doğru okumak isteyenler için Necip Fazıl'ın Son Devrin Din Mazlumları eseri temel bir başvuru kaynağı olma vasfını sürdürüyor.

adminadmin