Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
Kent Kültürü

İFTAR NURİ PAKDİL İLE DAHA BİR GÜZEL

ALİ SALİ

İFTAR NURİ PAKDİL İLE DAHA BİR GÜZEL
Paylaş:
Tekne orucu tutmaya başladığımda Ramazan Aralık ayına tekabül ediyordu galiba. Başka yerlerde de kullanılır mı bilmiyorum, fakat bizim oralarda oruçla mesul tutulmayan küçük çocukların öğleye kadar, ya da dayanabildikleri zamana kadar tuttukları oruca tekne orucu denirdi. Halen kullanılıyor mu onu da bilmiyorum. Büyük şehre mahkûm bir hayat sürmeye başlayalı neredeyse 35 yıl olmak üzere. Şairin yolun yarısı dediği kadar bir zaman geçmiş neredeyse büyük şehirdeki hayat maceramız.

Evin büyük çocuğu olduğum için iftar öncesi fırından pide alma işi bana emanet edilmişti. Aralık ayının o soğuk akşamüzerlerinde pide almanın en cazip kısmını fırından yeni çıkmış pideleri göğsüne bastırarak evin yolunu tutmak oluştururdu. Pidelerin sıcaklığı üşümüş ellerimizi ısıtmanın ötesinde yakardı bile. Üzerimizdeki kazak, ya da gömlekten geçen sıcaklık ise göğsümüzü sıcacık yapardı. O kış gününde ceketimiz olur muydu, artık hatırlamaz hale geldik. Hatıralardaki sıcaklığını koruyan iftar öncesinin o pide alma heyecanını yeniden yaşarım beklentisiyle geçen yıl Ramazan’da aynı tecrübeyi yaşamak istedim. İftar öncesinde çocukluğumun, ilk gençliğimin geçtiği ilçede büyük umutlarla yine pide seferine çıktım. Fakat beni bekleyen büyük bir hayal kırıklığıydı. Ne pideler çocukluğumun pideleri, ne fırın çocukluğumun fırınıydı. Üstelik Ekmekçi Nuri de rahmeti rahmana kavuşalı yıllar olmuştu. İftar saatine yakın ne sokaklar çocukluğumdaki gibi boşaltılmış gibiydi, ne de sokakların kalabalığına rağmen sevinerek selam verebileceğim bir tanıdık sima kalmıştı ortalıkta. Bu mu sebep olmuştu acaba iftar öncesi duçar olduğum hayal kırıklığı karışmış hüzne?

Ayrıca çocukluğumuzda ilçede hepi topu bir adet ekmek fırını vardı. Şimdi ise saymadım, ama herhalde 10’un üzerindeydi fırın sayısı. Oysa çocukluğumdan bu yana ilçenin nüfusu sadece 3 – 4 kat artmıştı. Fırın sayısındaki artış ise nüfusla kıyaslanamayacak kadar fazlaydı. Tabii aradan geçen neredeyse 45 yıl içinde mahalle aralarındaki ekmek fırınları da tarihe karışmış neredeyse. O yıllarda neredeyse herkes kendi ekmeğini mahalle aralarındaki o fırınlarda kendileri pişirirlerdi. Çarşı ekmeği almak çok, çok ender yaşanan ayrıcalıklı bir haldi. Bir de Ramazanlar vardı tabii çarşı ekmeği nevinden değerlendirilebilecek pideyi sofralarımıza armağan eden. Çocukluğumda Ramazan demek, neredeyse pide demekti. 30 Ramazan boyunca iftar öncesi pide kuyruğu ve kimsenin pidesiz kalmadığı, kimsenin de iftara geç kalmadığı insanı mutluluğa sevk eden bir koşuşturmaca demekti.

Büyük şehrin hızına teslim olmuş bir hayatta ise çocuklukta kalan bu neviden mutlu ve hatıralarda kalan incelikleri yakalamak ise neredeyse imkânsız hale gelmek üzere. Bu yılki Ramazanın ilk iftarı öncesiydi galiba kızım Elif Gül Mahur, ablası ve abisine “Ramazan demek pide almaya gitmek demektir” diyordu. Ablası Firuze Sidre Betûl ve abisi Ahmet Furkan ise “Biz de çocukluğumuzda çok pide kuyruğu bekledik” diyorlardı. Muhabbetlerinin devamını kaçırdım, çünkü pide, pide kuyruğu kelimeleri beni çocukluğuma, çocukluğumun hatıraları arasına çekmişti. Çocukluktaki o sevinci unutmak mümkün değil.

Bir de, hatıralar arasında kendisine ayrıcalıklı bir mekân kapatan özel durumları ayırmak lazım. Her ne kadar büyük şehirde maruz kaldığımız hız, bizim dikkatimizi belli noktalara yoğunlaştırmamıza engel teşkil etse de, hızın bile unutturamayacağı şahitliklerimiz oluyor. Onlar da çocukluktaki unutulmayan sevinçler gibi yer ediyor hatıralarımız arasında. Geçtiğimiz Salı günü büyük şehrin bütün hızına rağmen, gecikerek de olsa yetiştiğimiz iftar sofrası ayrıcalığını muhafaza edecek. Eşim Rahime ile birlikte, bütün hesaplarımıza rağmen iftar sofrasına ancak 5 dakika sonra nefes nefese varabilmiş olsak da o iftar sofrası ayrıcalığını muhafaza edecek. Nasıl ki çocukluğumun iftarları, evliliğimizin ilk yıllarındaki Ankara’daki o kadar tanıdığa rağmen eşim Rahime’yle birlikte sadece “kuru ekmek ve acı soğan” ile açtığımız oruçlar ve bu azığımızdan muhteşem bir haz aldığımız iftarlar ayrıcalıklarını muhafaza edeceklerse, bu iftar sofrası da muhafaza edecek ayrıcalığını.

İftar sofrasının onur misafiri, merhum Cahit Zarifoğlu’nun çok güzel bir tavsifle Yedi Güzel Adam olarak vasıflandırdığı Nuri Pakdil idi. Nuri Pakdil güzel olduğu kadar bir eylem ve bir tavır – dik duruş sahibi olarak tanıdığımız ender sanatçılarımızdan biri. Çevirilerini de sayarsak bugüne kadar 41 kitabın üstünde imzası var. İftarın yapıldığı gün ise yeni kitabı Konuşmalar o gün matbaadan çıktığı gibi soframıza diş kirası olarak geldi. Bu son kitabında Nuri Pakdil’in üç farklı neviden konuşmaları yer alıyor. Kitabın bir bölümünü Nuri Pakdil’in yaptığı konuşmalar oluştururken, bir bölümünü Nuri Pakdil ile yapılan konuşmalar oluşturuyor. Kitabın son bölümünü ise Nuri Pakdil’in çevirdiği konuşmalar oluşturuyor. Nuri Pakdil’in merhum Necip Fazıl Kısakürek ve büyük Türkolog Anna Masala ile yaptığı konuşmaları mutlaka bulup okumalısınız.

Güzel olduğu kadar bir tavır sahibi olarak tavsif edilen Nuri Pakdil ile yapılan 1984 yılının Ocak ayı sonunda yapılan konuşmayı dikkatle okursanız bir cümlenin sizi çarpması muhtemeldir: “Kudüs kalbimin üstünde ince bir tüldü; şimdi alınyazımdır.” Böyle biridir Nuri Pakdil. Yedi Güzel Adam’dan biridir. Hayattaki güzel adamlardan biridir. Yedi Güzel Adam’dan hayatta olanlardan biri de Rasim Özdenören’dir biliyorsunuz. TRT’de yayınlanmaya başlayan Yedi Güzel Adam dizisi olmasaydı, bu güzel adamlar kalabalıklar tarafından bilinir, tanınır mıydı? Bu bizce meçhul bir durum. Fakat televizyon dizilerinin taşıdığı olumsuzlukları bu dizi de taşıyor. Kalabalıklar, dizinin magazinel kısmıyla daha çok haşır neşir oluyor. Bu da bu yedi güzel adamın yanlış tanınmasına zemin hazırlayabilir diye korkuyor insan. Tamam, dizi kurgusal bir yapım, ama yine de gerçek isimlerden söz ediliyorsa, en azından gerçeğe biraz daha sadık kalmasını beklemek hakkımız değil mi?
İftar sahibi Şaban Abak’tı. İftarın onur misafiri Nuri Pakdil ve hemen yanı başında görmeye alıştığımız Necip Evlice’ydi. Namı diğer, ya da Nuri Pakdil’in verdiği kod ismiyle İdris Hamza, bilenler biliyor Nuri Pakdil’in kitaplarının yeniden okur ile buluşmasını sağlayan, yayın dünyasının pisliklerine bulaşmamış ender insanlardan biridir. Yazarın hem mevcutları tükenmiş kitaplarını, hem de yeni kitaplarını bizimle buluşturan kahramandır Necip Evlice. İftara katılan isimleri tek tek saymak epey uzun sürebilir. Eli kalem tutan birçok arkadaşımız sofrada birlikte iftar ettiklerimiz arasındaydı.

Çocukluğumun unutulmaz iftarları gibiydi büyük şehrin hızına rağmen, durup nefeslenmemize zemin sağlayan Nuri Pakdil ile iftar. Güzel adamlarla yapılan iftarlar da büyük şehre rağmen güzel oluyor.

Ali SALİ - AKŞAM

Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Kent Kültürü Haberleri

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Sıradaki Haber
Okumaya devam et DERSHANELERİN 95 MİLYON PRİM BORCU VAR!

Akışın sonuna geldiniz.

ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat