Doç. Dr. Veysel Öztürk danışmanlığında hazırlanan kapsamlı akademik çalışma; Necip Fazıl Kısakürek’in şiirini "kaside ve hiciv" kutupluluğundan çıkararak Karl Mannheim’ın kuramsal çerçevesiyle masaya yatırıyor.
Tez, Kısakürek’in devrimci ve geleceğe dönük bir ütopyadan ziyade, enerjisini Osmanlı mazisinden alan "sağ totaliter bir retrotopya ve ideoloji" ürettiği tezini ortaya atarak yeni tartışmaların fitilini ateşliyor.
"Üstad" İle "Sabık Şair" Kutuplaşmasına Akademik Neşter
Hasan Turgut’un doktora çalışması, edebiyat ve siyaset çevrelerinde Necip Fazıl’a yöneltilen iki zıt bakışı yapıbozumuna uğratıyor.
Bir kesimin "Üstad" ve "Sultanüşşuara" diyerek göklere çıkardığı, seküler ve sol çevrelerin ise "Sabık Şair" veya "gerici" suçlamalarıyla yok saydığı Kısakürek imajı; metin, biyografi ve ideolojik bağlam ekseninde çözümleniyor.
Şairin başyapıtı Çile’nin yanı sıra "çöplüğe attım" diyerek kitaplarına almadığı erotik ve seküler şiirleri de inceleyen tez, şairin kendi kimliğini inşa ederken geçirdiği kırılmaları gözler önüne seriyor.
Kemalist Restorasyondan Radikal İslamcılığa
Tezin en çarpıcı tespitlerinden biri, Necip Fazıl’ın düşünce dünyasındaki radikal makas değişikliği.
1936’da İş Bankası ve Celâl Bayar desteğiyle yayımlanan Ağaç dergisinde Mustafa Kemal rejiminin içinde kalarak pozitivizme karşı "ruhi ve manevi restorasyon" öneren Kısakürek’in, 1943’te çıkarmaya başladığı Büyük Doğu ile sistemle köprüleri tamamen attığı vurgulanıyor.
1943 tarihli 10. sayıda "Atatürk Dirilecektir!" başlığıyla mesiyanik övgüler dizen ve CHP’den milletvekilliği bekleyen şair, bu tekliflerin İsmet İnönü tarafından çizilmesinin ardından rejimle hesaplaşan tavizsiz bir anti-Kemalist çizgiye savruldu.
Bu süreçte şair, Tek Parti döneminde baskılanan dinsel motifleri bayraklaştırarak rejime muhalif kitlelerin gayriresmî sözcülüğüne soyundu.
Geleceğe Değil Mazideki İhtişama Çağrı: "Ütopya Değil, Retrotopya"
Karl Mannheim’ın "İdeoloji ve Ütopya" analizine dayandırılan incelemede, Necip Fazıl’ın toplumsal vizyonu felsefi olarak sınıflandırıldı. Şairin Büyük Doğu düşüncesinin radikal bir özgürlük arayışı içermediğine dikkat çeken Hasan Turgut; geleceğe dair yeni bir dünya tasarımı kurulamadığını, devrimci enerjinin tamamen Osmanlı ve Asr-ı Saadet nostaljisine kilitlendiğini yazıyor.
Zygmunt Bauman’ın "retrotopya" kavramıyla açıklanan bu durum, şairin vadettiği hareketin özgürleştirici bir "ütopya"dan çok, verili düzeni geçmişin normlarıyla restore etmeyi hedefleyen muhafazakâr bir "ideoloji" olduğunu savunuyor.
"Sakarya Türküsü" ve Kutsal Mazlumluk: Hınç Fabrikası
Fethi Açıkel’in "kutsal mazlumluk" ve Nietzsche ile Scheler’in "hınç" (ressentiment) kavramlarıyla Sakarya Türküsü, Muhasebe ve Destan gibi metinleri çözümleyen araştırma; Kısakürek’in mağduriyet söylemini bir "güç istencine" dönüştürdüğünü ortaya koyuyor:
Paryalıktan Şahlanışa: "Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!" dizesi, Kemalist modernleşmenin ötelediği dindar Müslüman kitlelere diasporik kırılganlıklarını hatırlatırken, onları intikamcı bir asabiyetle tarih sahnesine çağıran bir slogana dönüşüyor.
Alternatif Hegemonya: "Sen kıvrıl ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!" diyerek Mustafa Kemal’in çizgisini "angarya" ilan eden şair, cumhuriyetin seküler ulus inşasına karşı dinsel temelli karşı-hegemonya inşa ediyor.
Akif’e "Küçük Şair", İsmet Özel’e Sessizlik Duvarı
Tez, Necip Fazıl’ın İslamcı akımlar ve edebiyatçılar içerisindeki konumunu da yapıbozumuna uğratıyor:
Mehmet Akif ve Ümmetçilik: Kısakürek; Afganî, Abduh ve Mehmet Akif çizgisini "dinde reformculuk" ve "kuru tebliğcilik" yapmakla suçladı.
Akif’i fikirde yetersiz ve "küçük bir şair" olarak mahkûm eden Necip Fazıl, küresel ümmetçilik yerine Türk merkezli "yerli ve millî" bir İslamcılığı dolaşıma soktu.
Haleflerle Kriz (Mavera ve MHP İttifakı): 1970'lerde Necmettin Erbakan'ın Millî Selamet Partisi'nden (MSP) kopup Alparslan Türkeş'in MHP'sine ve Ülkücü gençliğe yönelen Necip Fazıl, buna tepki gösteren Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören ve Akif İnan gibi Mavera ekibini "kütüphane kaçakları" ve "süt emdiği anayı inkâr edenler" diyerek aforoz etti.
İsmet Özel’in Mesafesi: Şaire kayıtsız kalan tek büyük figür İsmet Özel oldu. Özel, Kısakürek’in hece veznine saplanıp kaldığını, biçimsel bir yenilik getiremediğini ve Türk şiirindeki asıl kırılmayı temsil eden Fikret-Akif-Nâzım hattının dışında kaldığını savunarak "Üstad" payesini tanımadı.
Retrotopya nedir?
Retrotopya, sosyolog Zygmunt Bauman tarafından kavramsallaştırılan ve geleceğe dair umutların veya ideallerin tükendiği noktada, idealize edilmiş bir geçmişe sığınma ve ütopyayı geçmişte arama eğilimidir.
Kavram, "retro" (geçmişe ait, geriye dönük) ile "topos" (yer) sözcüklerinin birleşiminden türetilmiştir.
Temel Özellikleri Nelerdir?
Gelecek Korkusu ve Geçmişe Kaçış: Klasik ütopya anlayışı yüzünü henüz inşa edilmemiş, daha adil ve özgür bir geleceğe dönerken; retrotopya, geleceğin belirsizlik, tehdit ve kaos getirdiği düşüncesiyle güveni geçmişin düzeninde arar.
Yaşanmamış Bir "Altın Çağ" Fantezisi: Retrotopya, geçmişi olduğu gibi değil; arındırılmış, kusursuzlaştırılmış, mitsel ve güvenli bir "kayıp cennet" olarak kurgular. Bauman'ın ifadesiyle retrotopya, "kaybolmuş, çalınmış veya terk edilmiş fakat tamamen ölmemiş geçmişte kâin bir vizyondur".
Rehabilitasyon ve Restorasyon: Retrotopik zihin, yeni bir düzen kurmak yerine "eski güzel günlerin", kökenlerin veya tarihsel mirasın restore edilmesiyle bugünün krizlerinin çözülebileceğine inanır.
Muhafazakâr ve Reaksiyoner Karakter: Karl Mannheim'ın ütopya kuramıyla da örtüşen yönüyle retrotopya, radikal bir toplumsal özgürleşme ya da yenilik hedeflemediği için devrimci bir ütopyadan ziyade muhafazakâr bir ideoloji biçimi olarak işler.
Günlük Hayatta ve Siyasette Nasıl Görülür?
Siyaset ve İdeoloji: Toplumsal kriz anlarında liderlerin ya da hareketlerin "Görkemli imparatorluk günlerine dönüş", "Özümüze/köklerimize dönüş" veya "Eski büyük gücümüzü geri kazanma" (örneğin nostaljik milliyetçilik veya dinî Asr-ı Saadet/Osmanlı tahayyülleri) söylemleriyle kitleleri mobilize etmesi retrotopik reflekslerdir.
Kültür ve Yaşam Tarzı: Modern dünyadaki yabancılaşma ve hızdan bunalan bireylerin geleneksel cemaat bağlarına, eski mahalle sıcaklığına, analog nesnelere veya kırsal yaşam ideallerine aşırı romantik anlamlar yüklemesi de kültürel düzeyde bir retrotopya örneğidir.