ZIT KUTUPLAR ARASINDA NECİP FAZIL ÜZERİNE DÜŞÜNMEK
Necip Fazıl karşıtı siyasal ve kültürel cephenin, ona dair bakışında öne çıkan hemen bütün özellikleri yansıtan Bilim ve Ütopya dergisinin 225. sayısındaki Necip Fazıl dosyasında dikkate değer yeni bakışlar da var
Cumhuriyet Türkiye'sinin sanatla siyaset ilişkileri konusunda en çok tartışma yaratmış isimleri arsında Necip Fazıl'ın otuzuncu ölüm yıldönümü yaklaşıyor. Bu yaklaşma hali birkaç yıl öncesinden itibaren onun üzerinden siyasal ve toplumsal konum alışların ve cephe siyasetinin yeniden görünür hale gelmesini sağladı.
2004 yılının Kültür Bakanlığı tarafından Necip Fazıl yılı ilan edilmesi, Star gazetesinin Büyük Doğu dergisinin tıpkıbasım sayılarını okuyucularına dağıtması, AKP'nin Kızılcahamam toplantısında Başbakanın Necip Fazıl'dan şiir okuması gibi gelişmeler cephenin bir tarafını oluşturuyor. Öte yandan tek parti devri, hilafet, Ortadoğu gibi tartışma konularında Necip Fazıl'ın Albdülhamid Han, Son Devrin Din Mazlumları ve Vatan Haini Değil Büyük Vatan Dostu Vahidüddin adlı eserlerinin doğrudan yahut dolaylı olarak gündeme gelmesi Necip Fazıl'ın güncelliğini fark etmek bağlamında faydalı olacaktır. Necip Fazıl'ın, Türkiye İslâmcılığının ana yatağı olarak görülen Nakşilikle ilişkisi de bu çerçevede düşünülebilir. Bu durumu kaygı verici bulan hatta kamuoyunun sessizliğini daha vahim bulan Aydınlık ve sol Kemalist grupların başta gazetelerinde ve dergilerinde yayımlanan yazılar olmak üzere Necip Fazıl üzerinden karşı atağı devreye giriyor. Hakim eleştiri anlayışının metinlerle yazarları ayırma yönündeki temel düşüncesine karşın Necip Fazıl söz konusu olduğunda ihlal ve ihmal ediliyor olması, bu telakkinin her yazar için uygun olmadığını da gösteriyor aslında.
NECİP FAZIL ÜZERİNDEN KÜLTÜR SAVAŞLARI
2013 Mayıs ayına doğru; yani Necip Fazıl'ın vefatının otuzuncu yıl dönümüne yaklaştıkça hem sempozyum hem de diğer toplantılar düzleminde artacağı belli olan etkinlikler, dergi özel sayıları/ dosyaları ve müstakil yazılar bu yılın kültür siyasetlerinde öne çıkan hususları kavrama sürecinde mutlaka dikkate alınacaktır. Buna karşın bu çoğalma halinin Necip Fazıl'ın düşünsel ve siyasal gelgitlerini, üslubunu ve netameli ilişkilerini tümüyle açığa çıkarmak bakımından büyük bir katkı sunamayacağını kestirmek zor olmasa gerek.
Bunun sebepleri üzerine ayrıca konuşulması gerekliliğine dikkat çekerek Necip Fazıl karşıtı siyasal ve kültürel cephenin, ona dair bakışında öne çıkan hemen bütün özellikleri yansıtan Bilim ve Ütopya dergisinin 225. Sayısındaki Necip Fazıl dosyasına değinmek istiyorum. Derginin dosya başlığı "Gericiliğin Üstadı Necip Fazıl" olunca, Necip Fazıl'ı her haliyle sahiplenme halinden ve düşüncelerini kritiğe tabi tutmayan bir tutumdan hareketle bu dosyaya bakmaya gerek yok diyebilirler. Elbette Necip Fazıl'ı bütünüyle mahkum eden kültür savaşları bakımından haklı tarafları var bu düşüncenin. Fakat aradan geçen yıllar dikkate alınarak meselenin sadece 'korumacı' yaklaşımlarla sınırlı olarak ele alınamayacağının da farkında olunması gerekir.
Dergide Taner Timur, Özdemir İnce, Fatih Yaşlı, Mecit Ünal ve Cafer Yıldırım'ın yazıları yer alıyor. Dosyanın sonunda ise yazılarda ele alınan/alınmayan konuları da içerecek biçimde dosya içeriğini tamamlayıcı nitelikte Necip Fazıl'ın yazılarından yapılan alıntılar yer almakta. Alıntıların sunuş kısmı ise dosyanın hangi düşünce ile hazırlandığını dolayısıyla kültürel siyaseti ortaya koymanın yanı sıra; bir yönüyle Türk Sağı adlı derlemenin sunuş kısmının özetlemesiyle oluşturulmuş gibi göründü bana. Necip Fazıl'a dönük eleştirilerin derli toplu sunumu mahiyetinde olan sunuşun bazı bölümleri şöyle: "Okuyacağınız satırlar Türk sağında şeriatçılık, muhafazakârlık, yabancı düşmanlığı ve gerici milliyetçiliğin, büyük ölçüde geçişli olarak kullanılabilen ideolojik söylemler olmaları bakımından ilgi çekicidir. Ayrıca Necip Fazıl'ın, gerici homojen bir toplum ülküsünü, her hâlükârda 'dışsallaştırdığı' bir 'düşman'ın mütedeyyin halk üzerindeki zulmüne işaret ederek meşrulaştırması da, özellikle dikkate değerdir.(...)
Günümüzde artık resmi olana bir alternatif olmaktan çıkmış neoliberal-gerici tarih yazımının belli başlı argümanlarını da Necip Fazıl'ın kaleme aldığı metinler içerisinde bulmak mümkündür. Tabi AKP'nin, kendisini 'milli irade' ile bir ve aynılaştırarak, her türlü muhalefeti toplum dışı ve düşmanı dinamiklerle ilişkilendirip kriminalize etmesine zemin sunan 'mazlumiyet' söyleminin kökenlerini de... Necip Fazıl, muhafazakâr yazında sunulanın aksine, 'batıl'ın gadrine uğramış kendi halinde imanlı bir şair ve mütefekkir değil, eylemli ve eylemci, kendi deyişiyle aksiyoner bir gericidir." Esasında bu takdim Necip Fazıl'ın Tanzimat sonrası gelişmeleri ele alma biçiminin oluşturduğu karşı siyasallıktan duyulan hoşnutsuzluğun dışavurumu mahiyetinde.
KİNDARLIK SARMALININ ÖTESİ
Şunu hemen söylemeliyim ki dosya konusunda derginin yayımladığı yazıların çoğu Aydınlık Kitap ve Özgür Edebiyat'ta yayınlanmış olan yazıların biraz dallı budaklı ve elbette kindarlık sarmalında kıvranma halinin baskınlığı söz konusu. Özdemir İnce, Cafer Yıldırım imzalı yazılarda bu durum belirgin biçimde görülmektedir. Mecit Ünal'ın yazısı ise AKP karşıtlığının Necip Fazıl özelinde ifade edilişi olarak okunabilecek nitelikte. Dergide dikkate değer iki yazı var. İlki Taner Timur'un "Necip Fazıl, AKP, Sanat ve Eleştiri" başlıklı yazısı; ikincisi ise Fatih Yaşlı'nın "Necip Fazıl'ın Başyücelik Devleti: İslami Bir Biyo-politik Ütopya" yazısı. Her iki yazıda yer alan görsellerin yazıları gerilimsiz okumaya müsaade etmekten uzak olması dergiye hakim olan endişenin boyutlarını fark ettiren ayrıntılardan biri.
Yazılarda, Necip Fazıl hakkında yapılacak eleştirel okumaların yolunu açabilecek hususlara rastlanıyor olması bu dosyayı ıskalamamak gerektiğini düşündürttü bana. Bahsettiğim bu durum tekrarın tekrarı olarak gördüğüm yazılarda da var. 'Ölüm korkusuyla çırpınan biçare bir şair" portresi çizme gayreti hemen fark edilen Cafer Yıldırım'ın yazısındaki şu satırlar Necip Fazıl'la felsefi tasavvuf ilişkisinin mahiyetini ve söylemsel şiddetin arka planını araştırmak bakımından önemli: "Necip Fazıl'da Tanrı düşüncesi sıradan insanın algı sınırları içindedir. On üçüncü, on dördüncü yüzyılın tasavvuf şairlerinki kadar olsun felsefi bir içerik taşımaz. Onun şiirlerinde teolojik felsefenin hiçbir izine rastlanmadığı gibi Tanrı'nın algılanış, sorgulanış ve benimseniş biçiminde de bir orijinallik söz konusu değildir. Bütün bu nedenlerle Necip Fazıl'ın şiiri evrensel açılıma kapalıdır. İslamiyet'in softa yorumu üzerinden kendini tekrar edip durur." Aynı konu etrafında Necip Fazıl'ın Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu eserine değinen Taner Timur ise şunları söylüyor: "[Necip Fazıl'ın ] İslam tasavvufu ve Muhiddini Arabi ve İmam-ı Rabbani hakkında yazdığı şeyler ise Kemalist dönemde İstanbul Darülfunun'unda ders veren Mehmed Ali Aynî, Ferid Kâm, İsmail Hakkı İzmirli gibi İslam alimlerini aratacak düzeydeydi." Bu satırlarda karşımıza çıkan tek parti aklamacılığı yahut kayırmacılığı bir yana bırakılırsa Necip Fazıl'ın bu eserinin dönemi içinde karşılaştırmalı okumalarının yapılmamış olmayışının ne kadar büyük bir eksiklik olduğu daha iyi anlaşılacaktır sanırım. Necip Fazıl üzerine sayfalarca tutan özel sayılarda yer alan tasavvuf konulu metinlerin, sadece bir kitaba kapanarak bağlamı; dolayısıyla başka eserleri ihmal etmelerindeki kabahat esasında Necip Fazıl araştırmalarının yüzeyselliğinin de göstergesidir. Şunu da söylemeliyim ki hem Evrensel Kültür'de hem de Bilim ve Ütopya'da Necip Fazıl üzerine siyasal bağlamı dikkate alarak yazı yazan Taner Timur'un yazıları üzerinde düşünülmeyi hak ediyor.
Özdemir İnce ise Necip Fazıl'ın biyografisindeki boşluklara ve belirsizliklere temas ediyor 'meydan okuyan' yazısında. 1904'te dünyaya gelen 1924'te devlet bursuyla Fransa'ya gönderilen Necip Fazıl'ın İstanbul Darülfünunu Felsefe Bölümünü bitirmediğini iddia ediyor. İddiasının en önemli dayanaklarından biri Memet Fuat. Ayrıca şunu da soruyor: Necip Fazıl felsefe bölümünü bitirdiyse, Sorbonne'da neden birinci sınıfta okumaya başlasın, doktora yapar. Necip Fazıl'ın biyografisini yazacaklar için epey sorun tespit eden İnce, onun "karşı devrimci ve mürteci siyaseti" nedeniyle uzun yıllar hapis yatmadığını da belirtiyor. Kimsenin hapis yatmasını onaylayacak hali olmadığını ifade eden İnce, Necip Fazıl'ın yattığı sürenin 3 yıl 8 ay 14 gün olduğunu söylüyor.
Necip Fazıl'ın şiirlerini topladığı Çile'nin adı üzerinde de duruyor İnce. Necip Fazıl'ın kendisini Hallac gibi tasavvufi kişiliklerle karşılaştırdığını ifade ettikten sonra, şairin çile sözcüğü ile derviş anlamının yanında hatta daha çok Fransızcadaki anlamına özendiğini söylüyor. Fransızca üzerinden yapmış olduğu Çile değerlendirmesi şöyle: "Necip Fazıl bu sözcüğü hem gerçek anlamda hem de mecazi anlamda kullanıyor. Ancak ben onun çile sözcüğünü Latin kökenli dillerde büyük 'P' ile yazılan 'Passion' sözcüğünden ödünç aldığını düşünüyorum. 'İsa'nın çektikleri; İncil'de İsa'nın çektiklerini anlatıldığı bölüm."(...) Fransızcada, "la passion" sanatçının yapıtına yansıyan heyecan ve duyarlık anlamına da geliyor ama Türkçede çilenin böyle bir anlamı yok." İnce'nin yapmış olduğu bu filolojik okumanın değeri konusunda bir şey diyemem. Fakat onun bunları yapmasının altında yatan esas düşünce, Necip Fazıl'ın çilekeş olmadığı, tam anlamıyla 'siyasal İslam militanı' olduğunu ispat etmek. Necip Fazıl'ı değerlendirirken Allah ve dinden şüphe etmeyişini sorunsallaştırması İnce'nin, iman meselesini anlamadığını da ortaya koymakta. Necip Fazıl'ın zihinsel ızdırap çekmediğini söylemek ise gerçekten büyük bir körlük.
Necip Fazıl'ın, ne öz ne de biçim olarak İslamcı şairler üzerinde bir etkisinin olmadığını belirttikten sonra, onu son dönemlerdeki yaygın yaklaşıma uyarak Sezai Karakoç'la karşılaştırarak şöyle diyor: "İkinci Yeni Şiiri içinde yer alan Sezai Karakoç'un(1933) ne başlangıç ne de son şiirlerinin Necip Fazıl Kısakürek'in şiiri ile herhangi bir göbek bağı yoktur. Bir farkla: Sezai Karakoç samimi bir mümindir.Saygı duyarım.Necip Fazıl Kısakürek'in müminliği de numaracıdır." Sezai Karakoç hakkında kurulan olumlu cümlelerin birkaç paragraf sonra geri alınması yazarın niyetinin ne olduğunu gözler önüne seriyor. İnce, Necip Fazıl'ı yerel bir manzumeci olarak görürken, Nazım Hikmet'i büyük ve uluslar arası bir şair olarak selamlar. Sezai Karakoç'un sanıldığı ve sandırıldığı kadar Cemal Süreya ve öteki İkinci Yeni şairleri kadar önemli bir şair olmadığı lakırdısını yuvarlayıverir. Onun esas amacı AKP'ye yol gösterdiğini düşündüğü Necip Fazıl'ı mahkum etmektir. Fakat yazıda Necip Fazıl'ın biyografisi başta olmak üzere yeni araştırmalara zemin hazırlayacak tespitlerin olduğunu da söylemem lazım. İnce, Büyük Doğu'da yazan Oktay Akbal'ın tanıdığı Necip Fazıl'ı yazmasını istemiş. Fakat Akbal, yazı yazdığı yılların belleği içinden değil bugünün belleği içinden konuşacağı için anlatılanların gerçeğin ne kadarını yansıtacağı konusunda şüphe etmemek mümkün olmaz. Doksan yaşındaki Akbal'dan aktarılan şu anekdot bunun bir göstergesidir: "Bizimle sohbet ederken içeri bir dinci yandaşı girerse hemen tavır ve ağız değiştirir, namaz ve niyazdan söz etmeye başladı."
"NECİP FAZIL KISAKÜREK, İSLÂM İNKILÂBI VE AKP"
Kaygı ve korku içerikli sorularla sonlanan Taner Timur'un yazısı Evrensel Kültür dergisinde yayımlanan yazısıyla birlikte okunup değerlendirildiğinde anlamlı olabilecek bir yazı. Timur, "Necip Fazıl Kısakürek, İslâm İnkılâbı ve AKP" başlığını taşıyan ilk yazısında son on yılda artan Necip Fazıl ilgisinden söz ederek, onun edebiyatçı olmanın yanında 'totaliter bir İslâmcı' olduğunu ifade etmişti. Timur'un, Bilim ve Ütopya dergisindeki yazısı Evrensel Kültür'deki yazısı gibi onun siyasal düşüncelerini derli toplu yansıtan İdeolocya Örgüsü'ne yoğunlaşıyor. Onun Büyük Doğu'daki yazılarından oluşturduğu bu eserinde nasıl bir siyaset felsefesi önerdiği, ne tür bir rejim arzuladığı gibi hususlar üzerinde durulduğunu biliyoruz. 1968'de ilk basımı yapılan bu eserin bu basımının hemen tükendiğine değinen Timur eserde karşımıza çıkan siyasal düzen önerisinin tasviri için şu hususları öne çıkarıyor: " 1968'de yayınlanan İdeolocya Örgüsü'nde, Necip Fazıl, Türkiye için "gerçek bir inkılap"la yürürlüğe konulacak yepyeni bir siyasal sistem öneriyordu. Bu sistem " Halkın değil Hak'ın egemenliği"ne dayanacak ve üç ana organdan oluşacaktı. Sisteme temel teşkil edecek "Türk vatanı" ise, yalnız Müslüman ve Türklerle meskûn, yalnız Türkler ve Müslümanlardan meydana gelmesi için, hain ve muzlim unsurlardan baştanbaşa temizlenecekti. Temel organlara gelince bunlar da 1) Yüceler Kurultayı; 2) Başyüce; ve 3) Başyücelik Hükümeti olmak üzere üç daldan oluşacaktı. Yüceler Kurultayı bir çeşit 'âkiller meclisi' şeklinde tasarlanmıştı ve yaptığı genel yasalarla "milleti, en iyi düşünenlerinin ve en iyi yapanlarının kadrosu haline getirecekti. Kısaca kurultay, beyin ve vicdan idi; iradeyi ise, bu kurultayın beş yıl için seçtiği Başyüce temsil edecekti. Ve Başyüce, "bütün salahiyetler beşeri haddin en üstünüyle eline teslim edilmiş", "milletini tek şahıs içinde yekûnlaştıran" bir önder, bir timsal olacaktı." Yine aynı şekilde İslam inkılabını orducu olarak tasavvur eden Necip Fazıl'ın inkılâb rüyasını gerçekleştirecek ordunun adını Altın ordu koymasıyla, sonraki yıllarda karşımıza çıkan altın nesil telakkisi arasında bir irtibatın olup olmadığı da düşünülmelidir.
Yazının Devamı için tıklayınız:
http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=257050
Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi
Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.