Türkiye, son günlerde inanç hassasiyetleri ve kıyafetin kifayet etmediği din(i)darlık üzerinden kurgulandığı ileri sürülen, ucu siyasete ve fetva kurullarına uzanan büyük bir fon skandalının sarsıntısını yaşıyor. Yargı süreci sürüyor ve hükmü verecek olan mahkemedir.
Ne var ki bu kriz, yalnızca hukukî ve malî bir mesele olarak kalmıyor; her zaman olduğu gibi, organize bir itibarsızlaştırma kampanyasının yakıtına dönüştürülüyor. Birkaç kişinin hırsı ve ganimet iştahı yüzünden, milyonlarca dürüst, namusuyla yaşayan dindar kolektif bir suçluluk psikolojisine mahkûm edilmek isteniyor.
İşin manidar tarafı, bu fırsatı değerlendirenlerin profilidir. Ahlak dersi vermeye kendi hanesinden başlamayanlar, hazır bir malzeme bulmuşçasına inançlı insanlara yöneliyor. Ziya Paşa'nın o meşhur beytindeki tasvir tam da budur:
"Onlar ki verir laf ile dünyaya nizamat / Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde."
Kendi evindeki dağınıklığı görmezden gelip başkalarının cürümleri üzerinden inanç değerlerini yargılayanlar karşısında insan, "Dinime dahleden bari müselman olsa" demekten kendini alamıyor.
Oysa bugün inançlı insanların ihtiyacı, bu tutarsız taarruz karşısında sinmek ya da haksız bir yenilmişlik psikolojisiyle köşesine çekilmek değildir. İslam tarihinin en isabetli psikolojik hamlelerinden ikisini hatırlamak gerekir: Remel ve hervele.
Hervele ne söylüyor?
Hicretin yedinci yılı, Umretü'l-Kazâ günleri…
Müslümanlar Medine'nin zorlu şartlarında yıllarca meşakkat çekmişti. Mekke'nin müşrik ileri gelenleri bunu fırsat bildi; Kâbe çevresindeki tepelerden Müslümanları seyredip "Medine'nin humması ve yoksulluğu bunları halsiz düşürdü" diye psikolojik bir harp yürüttüler. Amaç, inananların ruhuna yenilmişlik ve eziklik duygusu aşılamaktı.
Allah Resulü (s.a.v.) tam bu noktada sahabeye, tavafın ilk üç şavtında omuzlarını dik tutarak, kısa adımlarla, zinde ve çevik bir tempoda yürümelerini emretti. Tavaf esnasındakine remel, Safa ile Merve arasında sa’y esnasındakine Hervele denen bu yürüyüş, müşriklerin gözleri önünde kurdukları algı tuzağını boşa çıkardı; Müslümanlar yıpranmamış, aksine dimdik ayaktaydı. Hervele, kuru bir koşu değil; inancın izzetini koruma, dosta güven, karşı tarafa ise kurduğu oyunun çöktüğünü gösterme eylemiydi.
Mekke müşriklerinin dedikodusu, bugünün tezgâhı
Bugün vizyona sokulan oyun, Mekke tepelerinden yayılan o eski fısıltıdan farksızdır. Birkaç kişinin dinî kavramları, vakıfları veya fetvaları takas aracı yapmasıyla oluştuğu söylenen kirli tezgâh, sanki bütün dindarların ortak ahlakıymış gibi ambalajlanıp toplumun önüne sürülüyor.
Şunu açıkça söylemek boynumuzun borcudur: Kul hakkının, yetim malının ve kamu vicdanının yağmalanması, hiçbir hafifletici sebebi olamayacak kadar büyük bir hırsızlık ve ahlaksızlıktır. Suç sabit olduğunda cezası, fiilin büyüklüğüyle orantılı, en ağır ve en caydırıcı ceza olmalıdır. Kimsenin kılık kıyafeti, alnındaki secde izi, kullandığı dinî kavramlar ya da büründüğü sözümona Müslüman kisvesi bunda bir hafifletici sebep sayılamaz. Dinin kutsalları, hukuktan kaçmak isteyenlerin sığınacağı bir liman değildir; dindar camia bu zırhı onların elinden alacak ilk iradedir.
Bu kişiler, dindarların arasına onların davasına inandıkları ya da bu yolun külfetine talip oldukları için girmediler; yalnızca nimetine göz diktikleri için sızdılar. Bu sebeple foncuları, Hz. Peygamber’in cihad ordusuna samimiyetle asker olan ve bir anlık gafletle nefislerine uyup ganimet peşine düşerek Uhud'da Okçular Tepesini terk edenlere benzetemeyiz. Vurguncular, kendilerine emanet edilen nöbet yerini terk etmediler, nöbet görevininin bizatihi kendisini vurguna kalkan yaptılar. Niyetleri nöbet tutmak değil haram yutmaktı. . Fakat asıl mesele şudur: Nöbeti vurgun fırsatına dönüştürenlerin günahı, o nöbeti sadakatle tutan, helal lokmasından ödün vermeyen çoğunluğun omuzlarına yüklenemez. Onların varlığı İslam'ın adalet ve dürüstlük ilkelerini eskitmez.
Bugünün hervelesi
Dürüst Müslümanların bugün vermesi gereken sınav, başkalarının yüzünden haksız bir mahcubiyete saplanmamaktır. Din adına bu büyük cürmü işleyenleri en gür sesle reddetmesi gerekenler de yine bu dürüst çoğunluktur. Algı kuşatması karşısında sinmek, inancın izzetine yakışmaz.
Şimdi değerlerimize daha sıkı sarılma; işimizde, ticaretimizde, akademimizde ve sosyal hayatımızda en dürüst, en çalışkan ve en ahlaklı olma vaktidir. Allah Resulü'nün (s.a.v.) o gün müşriklerin algı oyununu boşa çıkaran stratejisini kuşanma günüdür bugün: Omuzlar dik, adımlar vakur, yürüyüş zinde… Yani hervele vakti.
Kendi hanelerindeki dağınıklıkla baş başa kalanlar kalsın; dürüst kalanlar, başı dik yürüyüşüyle hakkın ve adaletin zindeliğini göstermeye devam edecektir.