Mesele sadece fındık, sadece yağmur değil!

Mehmet Ali Çamoğlu

28-09-2026 17:25

Mesele, kökten bir şükürsüzlük. Mesele, kulak arkası edilen ilahi emirler. Mesele, her sektörde "ben kazandım" kibri.

BAKIN ANLATAYIM:

Bir köy hocası, peş peşe üç cuma boyunca fındık öşürü için yalvar yakar kuran kursuna çuval istiyor.

İstenen ne biliyor musunuz? Topu topu 15 çuval... Üstelik her biri 10-15'er kiloluk küçük çuvallar. Tonlarca malın yanında devede kulak bile değil!

Nihayetinde bu kadarcık çuval veriliyor ama ucu ucuna, binbir nazla, binbir söylenmeyle...

GELEMİN MADALYONUN DİĞER YÜZÜNE:

Adam 10 ton fındık topluyor, öşür deyince yüzünü ekşitiyor. Dalga geçiyor.

Öbürü 600 koyunun, keçinin sahibi. Zekat diyorsun, "Kurtlar sürüye daldı, çoban çaldı, zekata saysın" diye espri yapıyor.

İş insanına, holding sahibine, denizleri aşan gemilerin ağasına zekatı hatırlatıyorsun; gülüp geçiyor.

AÇIK VE NET SÖYLÜYORUM:

Allah’ın sizin malınıza, mülkünüze, holdinginize, fındığınıza ihtiyacı yok. Allah zengindir. Her şeyi yaratan ve veren O’dur.

Peki ya biz? Biz neyin havasındayız? Üç beş kiloluk çuvalın, kırkta bir zekatın mı hesabını yapıyoruz?

ŞİMDİ SORUYORUM SİZE:

Bu sene kokarca belası yok, çok şükür atlattık diyoruz. Peki ya şu dinmeyen yağmurlar neyin nesi? Neden bu sene fındığı toplamak bir dert, kurutmak bir azap?

Sadece çiftçi mi? Hayvancısı çoban dertlerinden başını kaldıramıyor, holdingcisi kesat giden ticaretten, durgun denizde batan gemisinden dert yanıyor.

TARİHE BAKIN, ATALARIMIZ NE YAPARDI BİLİR MİSİNİZ?

Eskiler, altlarındaki at azıcık serkeşlik yaptığında, huysuzlaşıp söz dinlemediğinde durur ve derin derin düşünürlerdi: "Bu hayvan acaba yanlışlıkla haram bir ot mu yedi ki bana isyan ediyor?" derlerdi. Kusuru önce hayvanda değil, ona verdikleri lokmada ararlardı.

PEKİ YA BUGÜN BİZ NE YAPIYORUZ?

Bugün kendi bedenimizi, evlatlarımızı, eşimizi zekatı verilmemiş, öşürü ayrılmamış, hakkı hukuku gözetilmemiş mallarla besliyoruz.

Sonra da feryat ediyoruz: "Bu evlat neden hayırsız çıktı? Bu eş neden bana serkeşlik ediyor? Bu işçiler, bu ortaklar neden bana kazan kaldırıyor?" diye...

Zekatını vermediğin, fakirin hakkını gasp ettiğin o mal, evine haram olarak giriyor. Eşinin, çocuğunun damarında geziyor. O lokmayla beslenen bünyeden hayır, itaat, bereket beklemek ahmaklık değil de nedir?

KUTSAL KİTABIMIZ NE DİYOR, AÇIN BAKIN:

* Sebe Suresi 16. ayette, kendilerine verilen nimetlere nankörlük eden bir topluluğun nasıl helak olduğu anlatılır: "Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların o güzelim iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik."

* Ayet çok açık: Nimetin şükrü eda edilmezse, o nimet elden acı bir şekilde alınır. Bazen kurutamadığın yağmurla, bazen batan holdingle, bazen de evdeki huzursuzlukla...

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) İSE YÜZYILLAR ÖNCESİNDEN BUGÜNLERİ TARİF EDİYOR:

* "Bir toplum zekat vermeyi reddederse, mutlaka gökten gelen yağmur (bereket) onlerden kesilir..." (İbn Mace)

* Yani bugün durmaksızın yağan ama berekete değil, fındığı harmanda çürüten bir çileye dönüşen o yağmurlar; batan o gemiler, telef olan o sürüler tesadüf mü sanıyorsunuz?

ŞUNU ASLA UNUTMAYIN:

Allah hiçbir suçu cezasız bırakmaz. Hiçbir iyiliği de karşılıksız koymaz.

Bize bu malları veren Rabbimiz, bizi denemek için verdi. Şimdi ise yine denemek için elimizi kolumuzu bağlıyor. Evladın serkeşliğiyle, malın kesatlığıyla bizi sarsıyor.

KUR’AN-I KERİM’DE DEFALARCA HAYKIRILIYOR:

"Akıl etmez misiniz?", "Düşünmez misiniz?" diye...

Meseleyi sadece fındığa, sadece paraya indirgemeyi bırakın artık. Hayatımızın her alanı alarm veriyor.

Biz ne zaman akıl edeceğiz?

Her şeyimizi tamamen kaybedip, yapayalnız kaldığımızda mı?

HADİ BUYURUN, ŞİMDİ BİR DAHA DÜŞÜNÜN.

 

Rabbim bizleri nimetin şükrünü hakkıyla eda edenlerden, helal lokma ile hanesini bereketlendirenlerden ve gaflet uykusundan uyanıp akıl edenlerden eylesin. Gönüllerimize hidayet, kazançlarımıza bereket, hanelerimize huzur nasip etsin. Allah'a emanet olun.

SELAM VE DUA İLE...

DİĞER YAZILARI Şu Kısa Hayatta Omurgalı Yaşamanın Beş Kuralı 01-01-1970 03:00 Siyasette omurga mı, rüzgârgülü mü? 01-01-1970 03:00 Uyutmayın Artık Milleti! 01-01-1970 03:00 Bir Feribot Rezaleti 01-01-1970 03:00 Başarının Üçlü Şifresi 01-01-1970 03:00 Fındıkçı ölsün mü beyler! 01-01-1970 03:00 Dünyanın Değişen Jeopolitik Dengeleri 01-01-1970 03:00 Köşeyi Kapana Kadar Bukalemun, Kapınca Kaplan 01-01-1970 03:00 Vatan yoksa hiçbir şey yoktur! 01-01-1970 03:00 Ölçüden Aileye, Tarladan Yönetime Ayetlerin Işığı 01-01-1970 03:00 Babamın Bıraktığı Ülkede Değişenler 01-01-1970 03:00 At Yalanı, Al Beğeniyi 01-01-1970 03:00 Hacı bayram veli camii’nde siyaset, vatandaşın göğsüne uçan tekme! 01-01-1970 03:00 Kalp Aynasını Cilalamak: Kaptan, Rota Ve Büyük Vuslat 01-01-1970 03:00 Batı’nın Dijital Vebalı 01-01-1970 03:00 Vitrin Siyaseti, Omurga Sınavı Ve Milletin Son Resti 01-01-1970 03:00 En büyük yatırım nedir! 01-01-1970 03:00 Ecel Ne Yaş Dinler Ne Sıra: Bir Soda Şişesindeki Büyük Sır 01-01-1970 03:00 Çöpteki Ekmek, Raftaki Vicdan ve Kaçan Bereket 01-01-1970 03:00 İsimleri Unutuldu, Faturası Baki Kaldı 01-01-1970 03:00 Bir Dervişin Alın Teri, Bir Esnafın Kibri 01-01-1970 03:00 Haram Lokma ve Kayıp Nesiller 01-01-1970 03:00 Çekilin yoldan, mazeret şampiyonları geliyor! 01-01-1970 03:00 Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler 01-01-1970 03:00 Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı 01-01-1970 03:00 Rehberden Silinen Her Numara, Taştan Silinen Bir Yazı 01-01-1970 03:00 Kendi Ömrünü Çizenler: Bir Çekiç, Bir Anahtar ve Elli Yıl 01-01-1970 03:00