Hatta daha da ileri gidip, *"Yolsuzluğa bulaşan evladım bile olsa evlatlıktan reddederim"* demek, millete büyük bir devrim vaadidir.
Hazret-i Peygamber’in, *"Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa elini keserim"* adaletini hatırlatan bu duruş, toplumun vicdanında her zaman en yüksek karşılığı bulur. Zaten "Reis" figürünün çeyrek asırdır iktidarda kalmasının ve geniş kitleler nezdinde güven kazanmasının arkasındaki ana motordur bu vaat.
Ama ne yazık ki, bu yüksek ahlak çıtası ile sahadaki gerçekler her zaman birbirini tutmuyor. İsmi yolsuzluk ve borsa spekülasyonları gibi skandallarla anılan isimlerin (mesela eski bakan *Fatma Betül Sayan Kaya* ve çevresi gibi örneklerin) kamuoyunda yarattığı hayal kırıklığı ortadadır.
Eğer liman ahlaksa, o limana yanaşan gemileri çok sıkı denetlemek gerekir. Aksi halde o güzel sözler, sadece kürsülerde kalan birer hitabet sanatına dönüşür.
### Muhalefetin "Bizim Hırsız İyidir" Pişkinliği Neden Bitmiyor?
İktidar kanadı, kendi içinden bir usulsüzlük iddiası yükseldiğinde çıkıp ne diyor? "Kim olursa olsun üzerine gidilecek, taviz verilmeyecek" diyor. Hatalı olanı, yanlışa düşeni korumayacağının restini çekiyor. Vicdanı olan herkes için bu duruş kıymetlidir.
Peki ya muhalefet ne yapıyor?
Kendi belediyelerinde, kendi adamlarında bir yolsuzluk patladığı anda hemen savunma kalkanları devreye giriyor. Slogan hazır: "Bizim adamlarımız asla yapmaz, asla çalmaz!" Kendi hırsızını, kendi vurguncusunu sütten çıkmış ak kaşık gibi pazarlama arsızlığı bu.
İnsanda biraz yüz kızarması olur. İktidarın "Ucu kime dokunursa dokunsun üzerine gidilecek" tavrı karşısında muhalefetin hiç mi içi sızlamıyor, hiç mi utanmıyorlar?
Siyaset arenasındaki bu iki yüzlülük kabak tadı verdi artık. Muhalefetin de artık şu kafaya gelmesi şarttır: *"Hırsız kim olursa olsun bizden değildir."* Kendi mahallenizin çürük yumurtalarını savunmayı bırakmadığınız sürece, millete ahlak dersi veremezsiniz.
### Dağdaki Köylüyü Gören Göz, Vurguncuyu Neden Görmez?
Soru net, sitem haklıdır.
Bizim devletimiz büyüktür. Dijital altyapımız müthiştir. Bankadaki en ufak bir EFT’yi, hesaba giren üç beş kuruşu saniyesinde takip eden bir denetim gücümüz var. Dağ köyünde donmamak için orman kenarından bir kuru dal kesen köylüyü şak diye yakalayan, gözünü kırpmayan bir sistemimiz mevcut.
O zaman insan sormadan edemiyor:
Be birader, dağdaki çalıyı çırpıyı gören o keskin gözler; borsa spekülatörlerini, milleti holding adı altında soyup soğana çeviren kravatlı hırsızları, tüyü bitmemiş yetimin malına çöken çakma patronları neden görmez?
Küçük balığı anında yutan sistem, balinalar karşısında neden kör taklidi yapar? Yetkililer bu vurgunlar yapılırken neredeydi? Görmediler mi, yoksa bakmak mı istemediler? Bu çelişki vicdanları yaralıyor.
### Zehir Tacirleri Kapıya Dayanmadan Önce Neredeydiniz?
Sokaklar uyuşturucu belasıyla kavruluyor. Aileler çaresiz, gençlerimiz göz göre göre eriyor.
Şimdi kalkıp "Sokakta şu kadar torbacı yakaladık" diye harika istatistikler açıklıyorlar. Tamam, yakalayın, elinize sağlık da...
Asıl soru şu: Bu zehir tonlarca ağırlıkta bu ülkeye girerken, sınır kapılarından geçerken, işin tam başında o baronlar neden paketlenemiyor? Neden bu bela sokaklara, okulların önlerine kadar inip ocaklar söndürdükten sonra harekete geçiliyor?
Sinekleri tek tek avlamak yetmez, bataklığı kurutacak o güçlü iradeyi işin tam başında görmek istiyor bu millet.
Selam ve duâ ile...