Tek dişi kalmış canavara dönmüş pabucumun medeniyeti (!) Fransız emperyalizmi

Uğur UTKAN

21-07-2025 19:53

 

Herkes Ukrayna’da ve başta Suriye olmak üzere Ortadoğu'da yaşanan son gelişmelere yoğunlaşmışken dikkatten kaçan ve oldukça sıcak gelişmelerin yaşandığı bir adres var: Afrika…

Hep açlığın, sefaletin adresi olarak hafızalarımıza kazınan emperyalizm mağduru Afrika'da son yıllar itibarıyla köklü bir değişim yaşanıyor.

Herkes Avrupalıların “Rusya bize saldıracak” demesinden Rusya'nın Ukrayna'dan sonra başka Avrupa ülkelerini de işgal edebileceği anlamını çıkarırken Avrupa kamuoyu esasında, Rusya ve Çin yanlısı cunta yönetimlerinin iktidara gelmesiyle kendilerinin Afrika'dan kovulmasını ima ediyorlar. Yıllarca soyup soğana çevirdikleri, fakirleştirdikleri, köle haline getirdikleri Afrika halklarınca şimdi kapı dışarı edilmelerini bir türlü içlerine sindiremedikleri ortada ve Rusya ve Çin yanlısı cunta yönetimlerinin iktidara gelmesini de yok Rus saldırısı, yok Çin nüfuzu falan diye yansıtmaya çalışıyorlar.

Unutmamak gerekir ki bu kıtada yıllarca sürdürülen Fransız ve İngiliz sömürge politikalarının neticeleri yalnızca Afrika kıtasının tüm zenginlikleri yağmalanmakla ve buradaki halklar açlığa, sefalete mahkum edilmekle sınırlı olmadı. Aynı zamanda I. ve II. Dünya Savaşlarında yaklaşık 4.500.000 Afrikalı zoraki olarak Avrupalı devletler adına savaşlara katılmak üzere Avrupa kıtasına getirtildi. Ve bu Afrikalıların en az yarısı Avrupa'daki savaşlarda, kendilerini hiç ilgilendirmeyen bu it dalaşında kurban edildiler, hayatlarını kaybettiler. Ancak ne yazık ki tarih kitaplarında Avrupalılar ölüme sürdükleri bu insanları anmıyorlar bile…

Dolayısıyla kıtada yıllarca Batılı emperyalistlerin açmış oldukları yaralar gerçekten çok ama çok derin… Yani bu travmaların kıta halklarının ortak belleğindeki yeri hala daha çok taze bir durumda… Sahil bölgesi veya sahil kuşağı olarak bilinen “Sahel” bölgesi, daha az kurak olup ve yaklaşık 3.000.000 kilometrekarelik bir alanı kaplayan eko bölge özelliğine sahiptir. 12 ülkeyi kapsayan bu bölge, yaklaşık 400.000.000 civarında bir nüfusu bünyesinde barındırmaktadır. Yani neredeyse Avrupa kıtasının tüm nüfusuna sahip desek hiç abartılı olmayacaktır. Sahil bölgesi aynı zamanda Afrika'nın en genç nüfusuna sahiptir. Nüfusun %65’i 25 yaş altı gençlerden oluşur. Yani bu şu demektir ki bölgede muazzam bir iş gücü bulunmaktadır. Aynı zamanda bölgede bulunan Senegal, Nijer, Mali ve Burkina Faso ülkelerinin ECOWAS üyesi olduklarını da eklemeliyiz. Ancak yaşanan askeri darbeler sonucu cunta yönetimlerinin başa geçtiği Nijer, Mali ve Burkina Faso ülkelerinin ECOWAS üyelikleri donduruldu. Bu dondurulma kararı sonucunda bu üç ülke rest çekerek bu birlikten ayrıldığını açıkladı. Türkiye de ECOWAS’ta 2005 yılından bu yana gözlemci üye olarak bulunmaktadır.

ECOWAS’la tüm bağlarını koparan Nijer, Mali ve Burkina Faso, topraklarındaki Fransız sömürgeciliğini sonlandırınca Fransız askerlerini ülkelerinden kovarak Fransız üslerini kapatmışlardır. Şu an Rusya'ya yakın duran bu üç ülke, halihazırda BRICS'e de üye olmak istiyorlar. Haliyle en son ECOWAS’tan da kopmaları Batı dünyasını dehşete düşürdü.

ECOWAS’la tüm bağlarını koparan Nijer, Mali ve Burkina Faso, yalnızca Fransız askerlerini ülkelerinden kovarak Fransız üslerini kapatmakla yetinmediler. Artık ordularının güçlendirilmesi ve yeniden yapılandırılması politikalarına ağırlık veriyorlar.

Derken tıpkı bu üç ülke gibi ECOWAS üyesi olan Sahel bölgesindeki bir başka ülke olan Senegal'de de beklenen gelişmeler yaşandı ki benim kanımca en az Ukrayna ve Ortadoğu kadar gündemin bir başka önemli maddesi de budur.

Nijer, Mali ve Burkina Faso derken geçen günlerde Senegal'de de Fransız askeri üsleri merkezi hükümete teslim edildi ve ülkedeki 65 yıllık Fransız varlığı son buldu. Bugüne kadar Senegal ordusu ile ortak operasyonlar yürütmekle görevli yaklaşık 350 Fransız asker de 3 aylık bir ayrılma sürecinin ardından Senegal'e tamamıyla mendil sallayacak.

Böylece Fransız ordusunun Batı ve Orta Afrika'da kalıcı bir üssü kalmamış oldu.

Fransız emperyalizminin Afrika'da ektiği rüzgarın karşılığında böylesine bir fırtınayı biçeceği elbette belliydi, tıpkı perşembenin gelişinin çarşambadan belli olması misali… Fakat böylesine bir fırtına sonucu Fransızların bir aşağılanma ile yel gibi kaçacağı da herhalde Afrikalıların dahi beklemediği bir neticeydi… Peki böylesine kimsenin beklemediği bu sonucu hızlandıran gelişme neydi…

Elbette ki 2011’de Libya'ya karşı yürütülen Haçlı seferinde Fransa'nın başı çekmesiydi ki bu tablo, Fransızlara karşı dolmuş olan Afrikalıların adeta patlama noktasına gelmesini sağladı ve Üstad Mehmed Âkif’in İstiklâl Marşı’ndaki dizelerinde de belirttiği “Tek dişi kalmış canavar” tasvirine uyduğu gibi davranan Fransızlar Libya'ya II. Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi tekrar çöreklenmek isterken bütün Afrika'dan kovulma gibi bir netice ile karşılaştı.

Özellikle 2011’de Fransa'nın Libya'ya karşı takındığı tavrı anlayabilmek güçtü ki dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin devrilen efsane Libya lideri Albay Muammer Kaddafi'yle ilişkilerini bilen herkes Fransa'nın Libya'ya karşı takındığı tavrı garip karşılamıştı. Öyle ki Fransa'nın Kaddafi'ye karşı Libya üzerinde uçuşa yasak bölge ilan edilmesi çabalarının uluslararası planda başını çekmesi sonrası Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, Nicolas Sarkozy'den ''palyaço'' diye bahsederek, ''Ona Libya halkına yardımcı olması için para vermiştik. Ama bizi hayal kırıklığına uğrattı. Paramızı geri versin. Para transferleriyle ilgili her türlü banka bilgisi ve belge elimizde.” demişti.

Üstelik Fransa, geçmişte Libya’daki Kaddafi rejimine Mirage savaş uçakları bile satmış ve kasasını doldurmuştu.

Aynı şekilde yine Suriye'nin devrik lideri Beşşar Esed'in altına da Elysse Sarayı'nda kırmızı halılar seren Fransız devlet erkânı, sonradan Esed'e karşı da anında pozisyon almıştı.

Kaddafi'nin ve Esed'in yüzlerine karşı gülücük saçan, fakat arkalarından çevirmediği iş kalmayan “Tek dişi kalmış canavar” durumuna düşmüş pabucumun medeniyeti Fransız emperyalizmi, bu iki yüzlülüğü Libya'da ve Suriye'de pek çok ekonomik ilişkilere sahip olmasına rağmen göstermiş ve bütün dünyada tiksintiyle karşılanacak bir tavır almıştı.

Sıcak temaslar kurduğu Kaddafi'yi ve Esed'i arkadan hançerleyen Fransa, oysa ki aynı Kaddafi ve Esed gibi sıcak temas kurduğu Saddam Hüseyin'in 2003’te devrilmesine ise karşı çıkmıştı. Saddam'ın devrilmesine karşı çıkarak 2003’te ABD ve İngiltere ile ters düşen, hatta devlet yetkililerinin işgal esnasında yer yer atışmalar ve restleşmeler yaşadığı Fransa, 2011’de ise Libya'da ve Suriye'de Kaddafi'ye ve Esed'e ihanet ederek ABD ve İngiltere ile aynı safta buluşacaktı. Bu alçakça ikiyüzlülüğün sebebini Fransızlar hiçbir zaman izah edemeyecekti. Irak'ın işgalini haksız bulan Fransızlar, Libya'nın bombalanmasını ve Suriye'de iç savaş çıkarılmasını ise haksız bulmayacak, hatta Üstad Mehmed Âkif’in İstiklâl Marşı'mızdaki dizelerde de belirttiği gibi “Hayasızca akın”da başrol oynayacaktı.

İşte yıllarca sömürgelerinde uyguladığı zulüm politikalarına ek olarak son yıllarda Irak, Libya ve Suriye başlıklarında gösterdiği çelişkili tavırlarla adeta şimşekleri üstüne çeken Fransa, esasen bütün dünyada kendi ipini çekmiş oldu.

1962’de Cezayir’in bağımsızlığıyla sona eren Fransız emperyalist dönemi, sonradan reorganize olarak varlığını neo-kolonializm olarak devam ettirmişti. Üstelik en çirkin ve gayriahlaki yöntemlerle Fransa’nın borusunu öttürmeyi sürdürme gayreti ısrarla güdüldü.

Fransa sadece eski kolonileriyle uğraşmaz. Dış politikasında transaksiyoneldir. Yani değerler yerine çıkarlar ön plandadır. Kurtuluş Savaşı’nda müttefiklerini satıp, Birleşik Krallık'ı yalnız bırakan Fransa, Büyük Taarruz öncesi Türkiye’ye cephede kullanılması için kamyon bile satmıştır. Buna karşılık Lozan görüşmelerinde kapitülasyonlar ve Osmanlı’dan alacaklarının yer aldığı konu başlıklarını Türk heyetinin başındaki İsmet Paşa'ya hatırlatan ülke olmuştur. Yani derdi paradır.

Bu tavırlarını Irak, Libya ve Suriye başlıklarında da göstermiş, 1991’deki Körfez Savaşı ile Irak'a koalisyon güçleri adeta cellat gibi çökerken bu koalisyon güçlerinin arasında Paris de yer almış, fakat 1995’ten itibaren Amerikan ve İngiliz ortaklarını satarak Bağdat yönetimine birden yakınlaşmaya başlamıştı. 2000 yılının Ekim ayında Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, "düşmanın para birimi" olan ABD dolarını terk edip yerine daha çok taraflı bir para birimi olan euro üzerinden petrole fiyat biçeceğini ilan edince adeta sevinçten havalara uçan Avrupa’nın yaşlı patronlarından Fransa, ABD'nin Irak'ı işgaline karşı yaygarayı koparmaya başlamıştı. Elbette ki Irak'ın ve Saddam rejiminin hukukunu savunmak için değildi bu yaygarası, yani çıkarlarını kaybetmemek içindi…

Yine Libya ve Suriye ile ekonomik ilişkiler geliştirmesine rağmen yine ikiyüzlü ve namert yönünü ortaya koyan Fransa, Kaddafi'yi ve Esed'i düşman ilan edip onları devirmek ve Libya'yı, Suriye'yi kana bulamak için harekete geçen ilk ülkelerden biri olmuştu. Tıpkı Irak misali bu ülkelerle de ekonomik ilişkileri olmasına rağmen Irak başlığında yaygara koparanlar Fransa'nın tavrı Libya'da ve Suriye'de tam tersi şeklinde olacaktı.

İşte tarihsel olarak böylesine mide bulandırıcı bir çizgisi, istikameti olan Fransa şimdi ektiği kötülük tohumlarını biçiyor ki en son Yeni Kaledonya’nın bağımsız olması üzerine paşa paşa elleriyle bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı.

Ee ne demişler, mazlumun ahı indirir şahı… Kimsenin yaptığı kötülük yanına asla kâr kalmıyor. Fransa da geçmişte ne yaptıysa

DİĞER YAZILARI Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri 01-01-1970 03:00 İlk Abbasi Halifesi Ebû’l-Abbas Es-Seffah 01-01-1970 03:00 Vatan İçin Cefâkarlık Örneği: Yüzbaşı Mehmed Muzaffer 01-01-1970 03:00 İslâm’ın Doğuşuyla Medine'de Ve İslâm Beldelerinde Mimarilik 01-01-1970 03:00 Türkiye Devleti 985 yaşında 01-01-1970 03:00 Türk Seçim, Demokrasi Ve Anayasa Tarihinin İlkleri 01-01-1970 03:00 Muhyiddin-İ İbnü'l Arabi Hazretleri 01-01-1970 03:00 MEVLANA HALİD-İ BAĞDADİ (1778 Bağdat-1828 Şam) 01-01-1970 03:00 Kılıçlaşmış Efsane: Müseyyeb Gazi 01-01-1970 03:00 İslâm'ı Simgeleyen Mabedler 01-01-1970 03:00 BİR BEDBAHT HAKAN: VAHİDEDDİN 01-01-1970 03:00 Allâme Muhammed Zâhid El-Kevseri 01-01-1970 03:00 SELAHADDİN EYYUBİ (1137-1194) 01-01-1970 03:00 Güçlü ve Öncü Bir Türkiye İçin Neler Yapılabilir 01-01-1970 03:00 Şah-I Merdan Hazret-İ Ali 01-01-1970 03:00 Son osmanlı başbuğu hakkında gerçekçi ve insaflı bir tarihî konumlanmanın vakti gelmedi mi? 01-01-1970 03:00 İlay-I Kelimetullah İçin, Gaza Ve Cihad İçin Kılıç Sallayan İlk Moğol Mücahid Alaaddin Tarmaşirin 01-01-1970 03:00 HZ. OSMAN İBN-İ AFFAN 01-01-1970 03:00 HAZRET-İ ÖMER FÂRÛK 01-01-1970 03:00 Hazret-İ Ebu Bekr-İ Sıddık 01-01-1970 03:00 Yeni Jeopolitik Fay Kırılmalarını Tetikleyen İsrail-Filistin Başlığı 01-01-1970 03:00 Horasan’a Valilik Yapan Emevî Serdarı Kuteybe Bin Müslim El-Bahili 01-01-1970 03:00 Mücahidler Dergâhı Özbekler Tekkesi 01-01-1970 03:00 Ulu Hünkârın Filistin Ve Gazze Hassasiyeti 01-01-1970 03:00 Doğu'nun Uyanışı Ve Batı'nın Korkusu 01-01-1970 03:00 Batı Hristiyanlığı, İsevilik Ve Eski Hristiyanlık Üzerine Önemli Hususlar 01-01-1970 03:00 Kanije Direnişi 01-01-1970 03:00 Vaktiyle bir ebu'l-gâzi bahadır han varmış, var olsun! 01-01-1970 03:00 Resmi tarihin üzerinde durması gereken bir anadolu türk beyliği turgutoğulları 01-01-1970 03:00 SULTAN VAHİDEDDİN DOSYASI 01-01-1970 03:00 Satuk Buğra Han Efsanesi 01-01-1970 03:00
haber medya kadın