Resmi tarih yazmasa da Türk tarihinin ilk anayasası Büyük Selçuklu Devleti’nin en parlak dönemini yaşadığı Melikşah’ın vezirliğini yapan Nizamülmülk tarafından hazırlanan Selçuklu Devleti’nin anayasası denilebilecek olan Siyasetname’dir.
Selçuklu demokrasisine bakacak olursak belki seçim demokrasisi olmasa da demokrasinin örnekleri olarak görülebilecek insan hakları ve halkla ilişkiler mekanizmaları arasında meclis ve divan geleneği bulunmaktadır.
Selçukluların divanlar ile temel devlet felsefesini meydana getiren faktörlerin aynı zamanda demokrasinin temel ilkeleri olarak da kabul edilen özgürlük, eşitlik, adalet ve seçim gibi değerler olduğu asla su götürmez bir gerçektir.
Demokrasiye çok benzeyen bir sistemi meclis ve divan geleneğiyle inşa edebilmiş olan Selçukluları çok uğraştıran bir şer hükmündeki Moğol istilalarından bir hayır çıkacak ve tıpkı Selçuklular misali bir anayasa ve demokrasi örneği daha ortaya koyulacaktı.
Bu örneği ortaya koyacak olan da Moğol istilasından kaçıp Anadolu'ya hicret edecek olan Ahiler olacaktı.
Moğol istilasından kaçıp Ankara'yı merkez edinen ve şehirle civarında hüküm süren Ahi hükümeti, bir derviş-esnaf cumhuriyeti olup, ahi uluları tarafından günümüze yakın bir demokrasi ile yönetilmiştir. Yani bu şu demektir ki Osmanlı'da ancak himaye edilen Yedi Ada ve Dubrovnik’te yapılan seçim benzeri organizasyonlar dışında 1876’ya değin Osmanlı'nın tüm yurdu kapsayacak şekilde halkın önüne sandık koyup gerçekleştirmediği seçim sistemi Ahi rejiminde vardı.
Ayrıca Ahilerin kendi yasa ve kurallarına uyarak halka hesap veren, kendi askeri ve hukuki gücü olan bir yönetim biçimi oluşturduğunu ve “Fütüvvetname” denilen bir çeşit anayasalarının da bulunduğunu belirtmek lazım gelir.
Ahi Cumhuriyeti, 1354 yılında Osmanlı himayesine girmiş ve 1362 yılında kendini feshetmiştir.
Osmanlı Devleti, sanılanın aksine, padişahın emir ve yasaklarıyla yönetilmezdi. Devletin, Peygamber Efendimizin uygulamaları çerçevesinde geliştirilen bir "meşveret" (danışma) sistemi vardı. Hemen her konu görüşülüp tartışılır, ondan sonra karara bağlanırdı.
Padişahın iki başdanışmanı vardı. Bunlar sadrazamla, şeyhülislamdı. Dünya işlerini sadrazama, manevi işleri şeyhülislama danışırdı. Konular iç içe girdiği için de, padişahlar, ekseriyetle her ikisini birden davet eder, devlet yönetimiyle ilgili şeyleri konuşurlardı.
En küçük bir tereddüt hâsıl olması hâlinde ise Divan (bakanlar kurulu) toplantıya çağrılır, tartışma daha geniş bir zemine taşınırdı. Gerekli görmeleri hâlinde, şeyhülislam ve sadrazam, konuyu önce alt kadrolarında olgunlaştırırlardı. Osmanlı Devleti'nin hızlı büyümesinin, savaşlarda galibiyetinin, barışta adaletinin sırrı işte bu "meşveret-istişare-danışma" yöntemidir.
Hatta bazen, padişahlar devlet ricaliyle konuşmakla da yetinmez, kimi zaman "tebdil" çıkarak (kılık değiştirip halkla buluşmak), kimi zaman ise "Ayak Divanı" kurdurarak halkla doğrudan temasa geçerlerdi. "Ayak Divanı" belli periyotlarla kurulmakla birlikte, bazen olağanüstü toplantıların yapıldığı da görülmüştür. Ne zaman toplana-cağı önceden belli olan "Ayak Divanı"na yalnızca İstanbul halkı değil, ülkenin her tarafından halk temsilcileri gelirdi. Bu yüzdendir ki bazı yabancı tarihçi ve diplomatlar, "Osmanlı-Türk cemiyetine demokrasi zihniyetinin hâkimiyeti ilk günlerinden itibaren hiçbir fasılaya uğramadan devam etmiştir," demekten kendilerini alamadılar.
Tabii bahsedilen demokrasi, bugünkü anlamda, en azından Osmanlı halklarının tamamını kapsayan bir seçimle teşekkül etmiş parlamentoya dayalı bir demokrasi değildi. Tamamını kapsayan şekilde yoktu diyoruz çünkü 1354’te Osmanlı himayesine girmiş Ahi Cumhuriyeti yöneticilerini seçiyordu. Hakeza 1365’te Osmanlı himayesine girmiş Dubrovnik Cumhuriyeti de seçim yapıyordu ve senatosu, meclisi vardı. 1800’de Osmanlı himayesinde kurulan Yedi Ada Cumhuriyeti de seçim yaparken ve Korfu Adası'nda parlementosu varken Osmanlı idaresi de Yedi Ada yöneticilerini ve parlamentosunu padişah tuğrasıyla onaylıyordu. Yani Osmanlı halklarının tamamını kapsayan bir seçimle teşekkül etmiş parlamentoya dayalı bir demokrasi olmasa da kısmi olarak belli bölgeleri kapsayan böyle bir sistem vardı. Fakat Osmanlı halklarını umumi düzeyde kapsayacak olan bir seçimle teşekkül etmiş parlamentoya dayalı bir demokrasi ancak 1876 yılında oluşturulacaktı.
Belki Osmanlı genelinde daha ziyade insan haysiyetine yaraşan bir sistem arayışından doğmuş "vicdan demokrasisi"nden söz edilebilir. Diyebiliriz ki Osmanlı, Batı dünyasının Engizisyon Mahkemeleri'nde süründüğü devirlerde, bugünkü "imkân demokrasisi" yerine "vicdan demokrasisi"ni kurmuş, böylece hayatın "halifesi" olan insanı mutlu etmeyi amaçlamıştı.
Bunlarla birlikte Murad Hüdavendigâr’ın himaye ettiği Dubrovnik Cumhuriyeti’nin hazırlayıp Osmanlı’nın padişah tuğrasıyla onayladığı Dubrovnik Anayasası ve 1800’de Osmanlı himayesinde kurulan Yedi Ada Cumhuriyeti’nin hazırlayıp yine Osmanlı’nın padişah tuğrasıyla onayladığı Yedi Ada Cumhuriyeti Anayasası haricinde Osmanlı tarafından yürürlüğe konan anayasalar da mevcuttu. Fatih Kanunnamesi ve Kanuni tarafından hazırlanan metin bu gerçeğin göstergesidir. Ayrıca yine anayasal belge hüviyetini taşıyabilecek olan Sened-i İttifak’ı da unutmamak gerekir.
Sened-i İttifak belgesi ile sultan sonsuz otoritesinin sınırlanmasını kabullenmiş oldu. Ceza hukukunda keyfiyeti ortadan kalktı, vergiler konusunda ayanlarla beraber karar vermeyi kabullendi ve ayanlar arasındaki hiyerarşik sistemi tanıdı. Yine Türkiye’nin anayasal sürecinde dönüm noktaları olan Tanzimat ve Islahat Fermanları zinhar es geçilmemelidir.
1876 yılında hazırlanan Cemiyet-i Mahsusa'nın hazırlayarak tarihimize hediye ettiği Kanun-i Esasi’ye gelince 1876 Anayasası, benim değerlendirmeme göre Osmanlıların yürürlüğe koyduğu beşinci anayasadır (İlki Murad Hüdavendigâr’ın himaye ettiği Dubrovnik Cumhuriyeti’nin hazırlayıp Osmanlı’nın padişah tuğrasıyla onayladığı Dubrovnik Anayasası, ikincisi Fatih'in koyduğu Kanunname, üçüncüsü Kanuni tarafından yapılanı iken dördüncüsü 1800’de Osmanlı himayesinde kurulan Yedi Ada Cumhuriyeti’nin hazırlayıp yine Osmanlı’nın padişah tuğrasıyla onayladığı Yedi Ada Cumhuriyeti Anayasası’dır.). Meclis-i Mebusan’ı 1876’da oluşturan milletvekilleri işte bu anayasaya göre çıkarılan 5 Kasım 1876 tarihli "Talimat-ı Muvakkate" (Geçici yönerge) ile yapılan genel seçimler sonucunda seçildiler.
Seçilebilmek için bir miktar toprak sahibi olmak gerekiyordu. Osmanlı'da toprak kutsaldı. Çünkü Osmanlı'da toprak "vatan"dı. Toprak sahibi olmak, "vatan sahibi olmak" kök salmak anlamına geliyordu. Seçilebilme ön şartının işte böyle bir esprisi vardı.
Seçimler iki dereceliydi. Halk önce "seçici"leri seçiyor, "seçici"ler de milletvekillerini seçiyordu. Ancak seçimi hızlandırabilmek adına pratik, ama demokratik olmayan bir yöntem benimsenmiş, İstanbul ile çevresi dışında kalan bölgelerde, çeşitli kuruluşların yönetim kurulu üyeleri "ikinci seçmen" statüsüne alınmıştı.
2 Ocak 1877 günü yayımlanan özel bir seçim bildirgesiyle İzmit'i de kapsayan İstanbul ve yöresi, yirmi seçim bölgesine ayrıldı. Her bölgedeki saygın kişilerden bir seçim kurulu oluşturuldu. Her seçim kurulu seçim bölgesi halkından yirmi beş yaşını bitirmiş iki temsilci belirleyecek, temsilciler İstanbul milletvekillerini seçeceklerdi. Seçilecek her milletvekili 50 bin erkek nüfusu temsil edecekti. (Kadınların seçme ve seçilme hakları ne bizde ne de Avrupa'da henüz yoktu)
Bu yöntemle yapılan ilk genel seçimler sonucunda, oluşan "Heyet-i Mebusan" veya "Meclis-i Mebusan" (Milletvekilleri Heyeti), 69'u Müslüman ve 46'sı Müslüman olmayan 115 üyeden oluşuyordu. Doğrudan doğruya padişahça atanan "Heyet-i Ayan" veya diğer adıyla "Meclis-i Ayan" (Seçkinler Heyeti) ise 26 üyeden meydana gelmişti.
Homojen olmayan yapısı, karar mekanizmasını son derece yavaşlattığı ve daha ziyade azınlıkların bağımsızlık taleplerine hizmet ettiği gerekçesiyle, bir de üstüne 93 Harbi çıkınca, ilk seçimle belirlenen Meclis, seçimden bir yıl sonra, Sultan II. Abdülhamid tarafından tatile sokuldu. Milletvekilleri yeniden toplantıya çağrılmak için yılların geçmesini ve İkinci Meşrutiyeť in ilan edilmesini bekleyeceklerdi.
İkinci Meşrutiyet'in ilanı ve 1876 yılında kabul edilen seçim kanunun tekrar yürürlüğe konmasıyla birlikte, Osmanlı Devleti'nde 1908, 1912 ve 1914 yıllarında üç seçim daha yaşandı.
Osmanlı Devleti'nde son seçimler 1919 yılında yapıldı. İstanbul'un işgali üzerine Meclis-i Mebusan, işgal altında görev yapamayacağı gerekçesiyle kendini feshetti.
Milli Mücadele’nin yürütüldüğü Birinci Meclis'e baktığımızda seçimlerin iki dereceli olduğunu görürken Birinci Meclis döneminde hazırlanan 1921 Anayasası 24 maddelik kısa bir anayasadır ve Yeni Türk Devleti'nin ilk anayasasıdır. Bu dönemde kuvvetler birliği mevcut olup meclis hükümeti sistemi vardı.
1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasından sonra 1923 yılı Nisan ayında Birinci Meclis kapanmış, ilerleyen süreçte İkinci Meclis açılmıştır. Lozan Antlaşması’nı onaylayan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan eden meclis işte bu İkinci Meclis'tir. Çok partili hayata kalıcı olarak geçilen 1946’ya değin iki dereceli seçim sistemi geçerli olmaya devam ederken 1946’dan beri tek dereceli seçim sistemi geçerli hale gelmiştir. Artık Cumhuriyet'in ilanı ve 1924 Anayasası itibariyle kuvvetler ayrılığı mevcut hale getirilmiş ve önce karma sistem ve akabinde parlamenter sistem ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi tesis edilmiştir. Ayrıca 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 askeri müdahaleleri sonucu anayasa değişiklikleri gerçekleştirilmiş, 1961 ve 1982 Anayasaları yürürlüğe sokulmuştur. Bunların yanında 2007 yılındaki halk oylamasına kadar cumhurbaşkanlarını parlamento seçerken 2007 halk oylamasından evet oyunun birinci çıkmasıyla artık cumhurbaşkanlarının halk tarafından seçilmesi esas olmuş ve 2014 yılından beri cumhurbaşkanlığı seçimleri halkın önüne konan sandıklarla gerçekleştirilmektedir.
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)