Bugüne kadar Türkiye Devleti'nin başlangıç tarihi konusundaki görüşler farklı uçlarda incelenmiştir:
Birincisi, elbette 1071 Malazgirt Zaferi ile Türkiye Devleti’nin tarihi başladı çünkü o tarihe kadar Bizans yurdu olması münasebetiyle sadece Balkanlara değil Anadolu'ya da Rumeli deniyordu. O tarihe kadar Rumeli olan Anadolu'ya o tarihten sonra Türkiye denmeye başladı Garp dünyası tarafından…
İkincisi, Türkiye Devleti'nin kuruluşu elbette 23 Nisan 1920’de TBMM'nin açılmasıyla gerçekleşti. Çünkü yeni bir devlet, yeni bir düzen kuruldu.
Üçüncüsü, Türkiye Devleti elbette 1923’te kuruldu çünkü cumhuriyet ilan edilmişti, unutulmamalıdır ki Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.
Şimdi Türkiye Devleti’nin tarihini belli tarihlere en kaba iplerle bağlamaya çalışan bütün bu uç görüşleri bir kenara bırakalım ve sadece çeşitli süreçleri geride bırakıp kendiliğinden şekillenerek ete kemiğe bürünerek önümüze çıkacak olan gerçekliğe odaklanalım. Çünkü tarihimizi en kaba iplerle çeşitli noktalara bağlamaya çalışan bütün bu uç görüşler ancak bizi kendi tezleriyle köleleştirir ve ayaklarımıza bukağıyı hunharca vurur.
Kelimeler önemlidir. Özgürleştiren kelimeler kadar zincire vuran kelimeler de vardır ve tarihimizi en kaba iplerle çeşitli noktalara bağlamaya çalışan bütün uç görüşlerin dile dökülmüş ve kelimelere dönüşmüş hali de bu sonuncu gruptandır.
Tarih bizi özgürleştireceğine köle ruhlu insanlar haline getiriyor, şeklimizi şemailimizi çarpık çurpuk ediyorsa o zaman tarihi de tepeden tırnağa sorgulamaya açmamız lazım gelmez mi? Zira tarih sadece geçmişte “gerçekten” neler olup bittiğini öğrenmek demek değildir. Aynı zamanda geçmişten bugüne hangi karakterlerin, damarların, mecraların açılmış olduğunu da öğretir bize. Bir yerde geçmişte yaşayanların başından geçenleri okudukça kendimizi okumuş oluruz. Kendimizi tarih denilen devasa çayıra salar ve ondan bugüne yansımalar toplarız.
Tarih, görünüşte bugünün geçmişe doğru bir uzantısı gibi durmasına rağmen üzerindeki kabuğu soyup da altına bakmaya başladınız mı, o pek aşina gelen yüzler karanlığa dalar ve yabancı yüzlerle geri dönerler. Kendi yurdunuz zannettiğiniz geçmiş, ecnebi bir memlekete döner. Ya da aslında o zamana kadar yollarını adımladığınız geçmişin ecnebi bir memleket olduğunu, asıl şimdi kendi ülkenize döndüğünüzü fark edersiniz.
Büyü bozulmuştur ve yeni yüzlerin hikâyesini yazmak boynunuzun borcudur.
O yüzden tarihimizi uç görüşlere hapsetmektense tarihimize vurulmaya çalışılan zincirleri kırıp onu özgürleştirelim. Fakat özgürleştirmeye başlarken elbette ki tarihin işine karışmayıp çeşitli süreçleri geride bıraktıktan sonra kendiliğinden şekillenerek ete kemiğe bürünerek önümüze çıkmasına imkan tanıyalım. Elbette bunu yaparken tarihin ne diyeceğine kulak vermemiz lazım gelir.
O yüzden şimdi Türkiye Devleti’nin doğal tarihsel sürecini sağduyuyla incelemeye bakalım:
İşe Türkiye Devleti'nin tarihini 1071 Malazgirt Zaferi ile bağlamak isteyenlerle başlayalım. Bu tür kesime göre tarihimiz, 26 Ağustos 1071 tarihli Malazgirt Savaşı ile başlamaktadır. Fakat bu fikirde kesin bir isabet olduğunu söylemek çok da mümkün değildir. Çünkü Malazgirt Savaşı, zaten halihazırda kurulmuş ve mevcudiyette var olan bir devletin, yani Selçukluların, komşuları Bizans ile yaptıkları bir savaştır ve bu çarpışmadan sonra yeni bir devlet kurulmuş değil, zaten var olan bir devletin Küçük Asya'nın tapusunu almasını sağlamıştır. Miryokefalon Savaşı ile de Küçük Asya'nın tapusunun zinhar kontrata dönüştürülemeyeceği tüm cihana duyurulmuştur.
Evet, mevcudiyette var olan Türkiye Devleti vardı ve adına İslâm müverrihlerinin Selçuk Devleti dediği ve bizdeki resmi tarihin de Selçuklu Devleti olarak adlandırdığı, yapılan bir yığın çarpışma sonucu Gaznelileri yıkılış sürecine sokan 23 Mayıs 1040 tarihli Dandanakan Savaşı ile Horasan'da kurulan bağımsız devletti. Çünkü Horasan'da Tuğrul Bey sayesinde vücut bulmuş bu devlet olmasaydı bugünkü anlamda Türkiye Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmazdı. Zira gerek teşkilatlanma bakımından, gerek devlet ve halkın töresi bakımından bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne en yakın olan ve en çok benzeyen iki yüce Türk imparatorluğu mevcuttur; Selçuklu ve Osmanlı…
Neticede Osmanlı Devleti'nin temellerini atan Osman Bey'in babası Ertuğrul Bey de Selçukluların Anadolu'yu Türk-İslam yurdu yapma gayretlerine katkı sunmak adına bir nevi ileri karakol amiri misali Söğüt-Bilecik dolaylarına gelmişlerdi. Aynı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşunu ilan eden Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları da bir dönem Osmanlı ordu ve bürokrasisinde görevliydi. Bunlar hep Türkiye Devleti’ndeki devamlılığın esas olmasının tezahürüydü.
Yani Türkiye Devleti'nin kuruluşunu 1923’te cumhuriyet rejiminin ilanına bağlamak isteyenlerin ısrar ettikleri gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti gökten zembille inmemiş, şapkadan tavşan misali çıkmamıştır. 1040’ta Selçukluların kurduğu Horasan merkezli Türkiye Devleti’nin ilelebet payidar kalacak olan son aşamasıdır.
Horasan'da kurulan ve adına İslâm müverrihlerinin Selçuk Devleti dediği ve bizdeki resmi tarihin de Selçuklu Devleti olarak adlandırdığı bu devlet aslında Türkiye Devleti sayfasını açmıştır. Selçukluların Türkiyesi İslâmiyet'ten önceki ve sonraki bütün zamanlarda olduğu gibi, birkaç hükümdarla birden idare olunurdu. Devletin genişliği ve Türk hâkimiyet telâkkisi bunu gerektiriyordu. Selçuk Türkiyesinde dört sultan bulunuyor, fakat bunlardan üçü Horasan'daki büyük sultanı baş tanıyordu. “Rûm” yani Anadolu'daki sultan bu tâbi hükümdarlardan birisiydi. Bütün eski tarihimizde olduğu gibi tâbi hükümdarlar büyük sultana danışmadan yabancı komşularıyla ve hatta arada sırada birbirleriyle de çarpışıyorlar, fakat bu hal, Avrupa milletlerinde de gördüğümüz gibi devletin birliğini bozmuyordu. Çünkü devletimizin kuruluş mayası erdemdi. Devletimiz erdemle kurulan bir topluluk olduğunu bilmemiz gerekir. Devletimiz tarih sahnesine yiğitlik ve feragatle girmiştir. Devlet kurulduğu zaman başkanlığa üç aday vardı. Fakat bu makama en büyükleri olan Mûsâ Yabgu veya en kahramanları olan Çağrı Bey değil, en küçükleri Tuğrul Gazi geçirildi. Bunda, savaş meydanlarındaki çelik kılıçlı demir bileklerin, barıştaki insanî kalblerinden taşan bir şefkat duygusunun izlerini de görüyoruz. Çünkü Tuğrul Gazi'nin çocuğu olmuyordu ve bundan dolayı da çok muzdaripti. Bu yüzden amcası ve kardeşi onun bu büyük ızdırabını devlet başkanlığı ile gidermek yolunu tuttular. İşte devletimizin ilk başkanı, Ulu Sultan, Büyük Başbuğ Tuğrul Gazi'dir.
Selçuklu idaresinden sonra Türkiye Devleti’nin yönetimini Cengiz hanedanı ele almış, büyük Cengiz imparatorluğunun batı kolu olan İlhanlılar, ağırlık merkezleri Azerbaycan olduğu halde Türkiye'yi yürütmüşlerdir.
Ama elbette ki İlhanlıların Anadolu'daki sergiledikleri yönetim pek merhametlice sayılmasa da yaptıkları en büyük hizmet demografik bakımdan Türkiye Devleti'nin bugünlere ulaşabilmesi olmuştur. Zira o süreçte Anadolu'daki Türkmen nüfusu çok azalmıştı. Öyle ki XI. Yüzyıl başlarında en iyimser hesapla bir buçuk milyon tahmin edilen Türkmenlerin Anadolu'ya yerleşenleri yarım milyondan fazla değildi ve bu nüfus yüzyıl kadar da Lâtin ve German Avrupasına karşı amansız savunma savaşları yapmak mecburiyetinde kalmıştı. I. Kılıç Arslan'ın haçlı sürülerine karşı toplayabildiği Türk kuvveti elli bin kişiyi ancak buluyordu. İşte bu kadar az olan Anadolu Türklerinin tarihte Hindistan, Çin ve Mısır'daki hâkim Türklerin başına gelen «erime» felaketine uğramamaları, İlhanlıların Anadolu'ya getirdikleri yeni Türk unsurları ve Anadolu ile Azerbaycan'daki yabancıları büyük ölçüde sürmeleriyle mümkün olabilmiştir. Bunu vahşet sayan Avrupalıların Türkistan'da büyük kırgınlar yapan ve teslim olan bazı şehirlerin ahalisini topyekûn öldürten Makedonyalı İskender'e “Büyük” sıfatını vermeleri mantıksızlığın ve biraz da bize karşı kinin mahsulüdür. Hatta bizde dahi tarihi çok biliyorum havasına girenler Horasan'da Emevi hakimiyeti esnasında valilik yapan Kuteybe bin Müslim’le Haccac bin Yusuf’un bölgeyi sevk ve idare tarzlarını, askeri seferlerini gaddarca bulurken Türkistan'da büyük kırgınlar yapan ve teslim olan bazı şehirlerin ahalisini topyekûn öldürten Makedonyalı İskender'i hiç görmüyorlar ve tıpkı Avrupa kavimleri misali Büyük İskender nitelendirmesini yapmaktan geri durmuyorlar.
Avrupalılar bütün Asya milletlerini yenebildikleri halde Türklerin tek başlarına Batı dünyasına, Haçlı alemine karşı yüzyıllarca süren şerefli mücadele ve savunmasını unutamadıkları gibi Türklerin tek başlarına Batı dünyasına, Haçlı alemine karşı direnen, savaşan tek Asya kavmi olmasını bir türlü hazmedemiyorlar. Onun için kendilerinde ve başkalarında normal gördüklerini bizde kusur olarak ileri sürüyorlar.
Kısaca eğer İlhanlılar Anadolu topraklarına yeni Türk unsurlar getirmeseydi ve kâh Anadolu'daki, kâh Azerbaycan'daki Türk olmayan unsurları sürmeseydi bugünkü anlamda Türkiye Devleti olmazdı ve 1040’ta kurulan Türkiye Devleti bugünlere gelemezdi.
Yüz yıl süren İlhanlı hanedanının iktidarı sırasında yanlış tarih telâkkisinin müstakil hükümdarlar saydığı Osman Gazi olsun, hakeza onun oğlu Orhan Gazi birer şanlı uç beyleridir ve onların attıkları adımlarla Türkiye Devleti'nin cihana nizam vereceği yolların taşları döşenmiştir. Hepsine rahmetler olsun!
Neticede bu şanlı uç beylerinin temellerini attığı Kayı Beyliği, Murad Hüdavendigâr’dan itibaren Devlet-i Aliyye'ye dönüşmüş ve 1402 Ankara Savaşı'ndaki büyük ölçekli olan, fakat yıkmayıp ağır vurgu yapan bir Timur sarsıntısına rağmen 600 yılı aşkın varlığını sürdürmüş bir Hanedan-ı Âl-i Osman gerçeği vardır.
Yani Türkiye Devleti'nin tarihini dört aşamada incelemek mümkündür: İki asırlık Selçuklu dönemi ile dünya sahnesine, tarih sahnesine merhaba diyen Türkiye Devleti, bir asır İlhanlı iktidarına sahne olmuş, ardından altı asır cihanı kendine piyade eden, birden çok kıtada at koşturan Osmanlı evresi ve Selçuklu zamanındaki Haçlı seferlerinin asırlar sonra tekerrür etmesiyle verdiğimiz Milli Mücadele sonrasında Atatürk ve arkadaşlarının ilan ettiği, halk egemenliğine dayalı bir rejim vardır. Horasan'da yolculuğa çıkan Türkiye Devleti, Konya, Sivas ve İznik'te direnişte olmuş, Bursa'da ve Edirne'de atağa geçmiş, İstanbul'da şahlanarak dünya gücü olduğunu tüm cihana duyurmuştur. Ankara’da ise bugünkü halini almıştır.
Uzun lafın kısası okul kitaplarında devletimizin ne zaman kurulduğuna dair bir işaret olmasa da 1040 yılının 23 Mayıs'ında kazanılan Dandânekan Meydan Savaşı'nın sonunda kurulan devletimiz bugüne kadar aralıksız gelen bir devlettir.
Bundan ötürüdür ki Türkiye Devleti 985 yıllıktır ve nice 985 yıllara milletçe erişmek nasip olsun.
Ve sözümü şu dua ve temenniyle bitirmek istiyorum:
Allah 985 yıllık Türkiye Devleti'ne, Türkiye Devleti'nde yaşayan necip Türk ulusuna zeval vermesin.
Amin!
Selâm ve dua ile…
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)