Uzaydan Konuşma Notları - 5
"İmtihan"ın asıl meselesinin mevcut dilden yeni bir dile geçmek olması ihtimali nedir?
Başlık, özet ve etiketlerde arandı.
"İmtihan"ın asıl meselesinin mevcut dilden yeni bir dile geçmek olması ihtimali nedir?
Bu bir ömürdür. Sana bir ömür, bana bir ömür; herkese birer ömürdür. Acaba aramızda istisnalar var mıdır? Bunu tahassus eden herhangi bir referans metnimiz, örüntümüz, kodumuz var mıdır? Herhangi bir ilahî lafız?
Kelime hazinesi, kelime dağarcığı çok önemli bir menkul kıymettir. İnsan bildiği kelimeler kadar geniş, derin ve ince düşünebiliyor. Bildiğimiz kelimelerin artması bilgisayarlarımızın işlem hızlarının artmasıyla aynı etkiyi doğuruyor.
Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar. En'am 116 / Onların her vadide koştuklarını (duruma göre yön değiştirdiklerini) görmez misin? Şuarâ 225
Bir siyasî makam büyüğü diyor ki: "Çaykovski dinletirsek kitleler adam olur sandılar". Artık o büyük, kocaman şahıs mı yanılıyor; Çaykovski dinleterek bir topluluğu dönüştürebileceğini düşünenler mi; en iyisini Allah bilir ama kesin olan bir şey var ki bazı öküzlere ne dinletirsen dinlet, onlar adam olmazlar. En baştan kabul edeceğiz. Öküz öküzdür, adam adamdır. Adam öküz olmaz, öküz adam olmaz. Niçin dönüştürmeye çalışıyoruz ki?
Rüyasında Hindistan gören fil, Mesnevi'de geçen bir metafordur. Bu metaforla, zenginleşince azgınlaşan insan kastedilir. İnsanlarla beraber yaşayan filler, bazen sebepsiz yere azgınlaşıp, etrafa saldırırmış. Birileri bu masum ve mazlum filler için "rüyasında Hindistan'ı gördü de canı sıkıldı, esaretine isyan ediyor" diye düşünmüş olmalı ki böyle bir deyim ortaya çıkmış. Bense bu yazıda, bu metaforu oturduğu anlam mahallinden kaldırıp, rüyasında anavatanını görünce esaretini ve eski varlık imkanlarını hatırlayıp, derin bir kayıp zamanlar nostaljisi yaşayan, o eski şanlı ve ihtişamlı günleri arayan bir filin masum sistem ve gelişme, şahlanma arayışları anlamında okunacağı bir mümtaz mahalle oturtacağım.
Cimriler, ahmaklar kitabı başlıklı eski Arap edebiyatından günümüze kalan eserler var. O günün insanlarının mizah idraki, humor seviyesi hakkında fikir veriyor. Anlatılanların çoğu bugün çok zekice gelmiyor. Bu türden eserlerin bir kısmında, hikaye edenler, bazı hikaye edilen devrin meşhurlarının itibarına tarihe kayıt düşülecek şekilde saldırma niyetiyle hareket ediyorlar gibi... Sanki o eski mübareklerin de bugünkülerden çok farkı yok, küçük küçük geçim kalım hesapları içindeler.
İnternet çağı başladıktan sonra, millet olarak kendi çapımızda çağa en hızlı, en yoğun ayak uyduran kavimlerden biriyiz. Bu iyi mi kötü mü tartışmayacağım. Bazı tespitlerim olacak.
"Matris bir sistemdir, Neo. Bu sistem bizim düşmanımız. Ama sistemin içindeyken ne görüyorsun? İş adamları, imamlar, avukatlar, şoförler, kuaförler. Kurtarmaya çalıştığımız insanların zihinleri. Ama biz başarana kadar, bu insanlar da sistemin bir parçası ve bu da onları düşmanlarımız yapıyor. Şunu anlamalısın: Bu insanların çoğu serbest bırakılmaya hazır değil. Ve büyük bir kısmı o kadar içine girmişler, sisteme o kadar bağımlı hale gelmişler ki, onu korumak için savaşabilirler... Eğer bizden biri değilsen, onlardan birisindir." Morpheus
2000'lerin başında bir dergi yayınlıyordu arkadaşlarım. Aylık bir strateji dergisi. Fırsat buldukça içeriğe yardım ediyordum. Dergimiz "neocon" ve "moderated İslam" konularını ilk işleyen yayındı desem yanlış olmaz. Neoconlar, yeni Amerikan muhafazakarları ve onların yönlendirdiği ABD devlet mekanizmasının "moderated İslam" plan projesi sık işlediğimiz ama o günün muhafazakar ve dindarına bırakın söz anlatmayı birkaç kelimeyle olsun ulaşmak bile başaramadığımız bir husustu.
“Zavallı Meksika, Tanrı'dan o kadar uzak, Amerika Birleşik Devletleri'ne bu kadar yakın.” Porforio Diaz, eski Meksika diktatörü
Tek tek insanların kaderi olduğu gibi toplumların da "ortak kaderi" vardır.
"Sen de en az benim kadar kötüsün" dedi. En derin manalardan birine kavuşmuş bir filozof, sahilde kulübe balıkçısı, cumhuriyet meydanının ortasındaki dört yoldaki kokoreçci gibi yineledi. Durakladı, nefeslendi ve tekrar söyledi: "Sen de en az benim kadar kötüsün. Benimle aynı cinsten bir kötüsün."
Elinizdeki eser; “belli bir bakış açısından her şeyle her şey arasında analoji, yakınlık ve benzerlik ilişkileri vardır” ön kabulüyle; şiir dünyasının kelimeleri soyutlayarak aslında yalnızca şairin bildiği bir anlam ve kurguyla yeniden terkip etme niteliğinden faydalanan, anılan “eşya telakkisi” yolundaki ilk taşlardan biri olmak özelliğindedir.
GÖZE GÖRÜNENDEN FAZLASI Ahmet KUBİLAY The Huffington Post’tan Akasyamhaber için çevirdi