İSTİKLÂL MARŞI IRKÇIDIR
İstersek ırkçılık damgasını İstiklâl Marşı’na tepeden tırnağa çekinmeden vurabiliriz. Eğer bunu yapmak istemiyorsak işimiz zor.
Irk kelimesi İstiklâl Marşı’ında, ilki ikinci kıtada, ikincisi son beş mısralık bölümde olmak üzere, yani önce baş kısımda ve sonra marşın nihayetine yakın, iki defa geçiyor. Yani istersek ırkçılık damgasını İstiklâl Marşı’na tepeden tırnağa çekinmeden vurabiliriz. Eğer bunu yapmak istemiyorsak işimiz zor. Neden zor? İstiklâl Marşı’na ırkçılık damgası vurmak istemeyiş düşüncemiz nerede ve ne sebeple doğmuş? İstiklâl Marşı ırkçıysa onun ırkçılığı başımıza neler getirir, başımıza hangi işleri açar? Kimden terfi bekliyor, kimden korkuyoruz? Boşuna mıdır İstiklâl Marşı’nın “Korkma!” demesi? İnsanlığa Müslümanlık üzerinden talip olursak mükellefiyetlerimizin şuuruna ereriz. Şuursuz Müslümanlığın kimin katında değeri var? Kendimizi kâfirlere acındırmayalım veya gayri-Müslimlerin gönüllerini hoş ederek onları kafesleme hevesine kapılmayalım. Dünya tarihinin Türklük tarihi olduğu gerçeğini örtüp saklayanlara alkış tutmayalım.
Evet, bakıp anladığımızı korkmadan söyleyebilelim: İstiklâl Marşı ırkçıdır, en az benim kadar, ben İsmet Özel kadar. Titizliği elden bırakmayarak konumuzun İstiklâl Marşı’nın ırkçılığı olduğuna dikkat çekelim, bahsettiğimizin “apartheit” gibi bir şey sanılmasına meydan vermeyelim. O halde ne yapalım? Türk milletinin millî marşında Almanya’ya Hitler’in şansölye (Kanzler) tayin edilmesinden on iki sene önce dile getirilen bu ırkçılığı Türkler olarak biz tevil mi edelim, izah mı, tâlim mi edelim?
İstiklâl Marşı’nın ırkçılığı sözün hangi şartlarda ne değerde olduğuna atıfta bulunmamızı kolaylaştırıyor. Bilelim ki, Alman Harbi öncesinde Mahmut Esat Bozkurt Mussolini’yi küçümseyerek ve bir inkılâpçı CHP yetkilisi olarak “asıl Faşist biziz” diyordu. Artık şartların değerini fark etme meselesinde köprülerin altından çok sular aktı demek bile bir şey ifade etmez oldu. Köprü derken ve su derken eskiden işaret edilen şeyleri artık kimse işaret edemiyor. O halde “ırk” bahsinde idare-i maslahatı temin gayesiyle torbamıza vaktiyle doldurduğumuz lâflar işimizi görür sanmak hatadır. Söyleyeceklerimiz caka satmamıza yarayacaktır diye değil; fikir adamı namusunu elden bırakmamak adına benimseyeceğimiz “kör kör parmağım gözüne” beyan tarzının usûlüne uygun olduğu için doğru sayılmalı. Dolayısıyla ahmaklardan ve ahlâken iflas etmiş olanlardan başkasının prim yapmadığı bir ortamın ettirdiği kâr peşinde koşmamalı. Sefilliğin ve ahmaklığın pekiştirilip süslenmesi istikametinde lâf üretilen ortamda haysiyet korunacaksa, bu, ahmakların ahmaklığını, sefillerin sefaletini gidermek için çareler aramakla başarılabilecek bir şey değildir. Şerefimizi ucuzlatmak istemiyorsak ahmakları ahmaklıklarıyla başbaşa bırakalım ve sefalete yakınlarımızda bir yer tahsis etmeyelim. Ben ilkokul öğrencisiyken (ilk mektep talebesi değildim ben) ders kitaplarımızda insanların beyaz, kara, kırmızı ve sarı olmak üzere dört ırka ayrıldığı yazılıydı. Ne kadar ahmak olursak olalım İstiklâl Marşı’ndaki ırkçılığın bu dört ırktan birine mensubiyete atıfta bulunmadığını fark edebiliriz. Bir görevle yükümlüyüz. İstiklâl Marşı ırkçılığını esasları kafa tası ölçülerine göre tayin edilmiş NAZİ ırkçılığıyla irtibatlandırmanın mümkün olamayacağı ve giderek insan davranışlarının istikamet tutturmasında içgüdülerin değil, zihin vasıflarının itici güç olduğu harp sonrası (not instinct but intelligence) görüşünü de yetersiz kılacağını bilmek görevimizdir.
Yazının tamamı için tıklayınız:
http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Yazi.aspx?YID=752&KID=48&PGID=0
İsmet Özel, 19 Ocak 2013
Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.