Şehir, insana yeni imkânlar, farklı düşünceler, değişik yaşam biçimleri ve geniş bir hareket alanı sunar. İnsan, doğup büyüdüğü çevrede karşılaştığı bazı sınırlamalardan uzaklaşarak kendisini yeniden tanımlama fırsatı bulabilir. Ancak mekân değiştirmek, insanın zihinsel ve ahlâki anlamda özgürleştiği anlamına gelmez. Özgürlük, yalnızca başkalarının müdahalesinden kurtulmak değil, insanın kendi iradesini, davranışlarını ve arzularını doğru yönetebilmesidir. Bu bakımdan asıl mesele, insanın nereden geldiği değil, sahip olduğu imkânları hangi değerlerle değerlendirdiğidir.
İnsan, doğduğu ve yetiştiği çevrenin kültürünü, geleneklerini, dayanışma anlayışını ve ahlâki birikimini beraberinde taşır. Bunlar, hayatın farklı dönemlerinde ona yol gösteren önemli referanslardır. Şehir hayatıyla tanışmak, bu değerleri terk etmeyi gerektirmez. Aksine farklılıklarla karşılaşan insan, kendi değerlerini yeniden düşünme ve daha bilinçli bir şekilde yaşama imkânı bulabilir. Ne var ki bazı insanlar, geçmişlerinden uzaklaşmayı gelişmenin, geldikleri çevrenin değerlerini küçümsemeyi ise özgürleşmenin göstergesi olarak değerlendirebilir. Zamanla kendi ailesinden, kültüründen ve toplumsal aidiyetinden utanmaya başlayabilir. Oysa insanın geçmişi, geleceğine engel değildir. Köklerinden kopmak, her zaman yeni bir hayata başlamak anlamına gelmez. Bazen insan, kendisini var eden değerleri kaybettiğinde hangi yöne gideceğini de bilemez.