Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
KÖŞE YAZISI

Şehir Havası Köylüyü Özgür Kılar

Paylaş:

Şehir, insana yeni imkânlar, farklı düşünceler, değişik yaşam biçimleri ve geniş bir hareket alanı sunar. İnsan, doğup büyüdüğü çevrede karşılaştığı bazı sınırlamalardan uzaklaşarak kendisini yeniden tanımlama fırsatı bulabilir. Ancak mekân değiştirmek, insanın zihinsel ve ahlâki anlamda özgürleştiği anlamına gelmez. Özgürlük, yalnızca başkalarının müdahalesinden kurtulmak değil, insanın kendi iradesini, davranışlarını ve arzularını doğru yönetebilmesidir. Bu bakımdan asıl mesele, insanın nereden geldiği değil, sahip olduğu imkânları hangi değerlerle değerlendirdiğidir.

İnsan, doğduğu ve yetiştiği çevrenin kültürünü, geleneklerini, dayanışma anlayışını ve ahlâki birikimini beraberinde taşır. Bunlar, hayatın farklı dönemlerinde ona yol gösteren önemli referanslardır. Şehir hayatıyla tanışmak, bu değerleri terk etmeyi gerektirmez. Aksine farklılıklarla karşılaşan insan, kendi değerlerini yeniden düşünme ve daha bilinçli bir şekilde yaşama imkânı bulabilir. Ne var ki bazı insanlar, geçmişlerinden uzaklaşmayı gelişmenin, geldikleri çevrenin değerlerini küçümsemeyi ise özgürleşmenin göstergesi olarak değerlendirebilir. Zamanla kendi ailesinden, kültüründen ve toplumsal aidiyetinden utanmaya başlayabilir. Oysa insanın geçmişi, geleceğine engel değildir. Köklerinden kopmak, her zaman yeni bir hayata başlamak anlamına gelmez. Bazen insan, kendisini var eden değerleri kaybettiğinde hangi yöne gideceğini de bilemez.

Şehirlerin kalabalığı, insana geniş bir hayat alanı sunduğu kadar yeni bir görünmez baskı da oluşturabilir. Bitmeyen telaş, tüketim alışkanlıkları, rekabet, gösteriş ve başkalarının hayatına duyulan merak, insanın kendi hayatıyla kurduğu ilişkiyi değiştirebilir. İnsan, bir süre sonra neye ihtiyaç duyduğunu değil, başkalarının neye sahip olduğunu düşünmeye başlar. Kendi imkânlarını, başkalarının imkânlarıyla karşılaştırır; kendi hayatının değerini, başkalarının yaşam standartlarına bakarak belirlemeye çalışır. Böylece şehirdeki kalabalık yalnızca sokaklarda değil, insanın zihninde de büyür. Daha iyi yaşamak isterken hayatın gerçek güzelliklerini, ailesine ayıracağı zamanı, dostlukları, komşuluk ilişkilerini, paylaşmayı ve kanaati ihmal eder. Şehrin sunduğu imkânlar, insanın iç dünyasını zenginleştireceği yerde onu bitmeyen bir arayışın içine sürükleyebilir.

Bu savrulmanın önemli sebeplerinden biri de geçmişte yaşanan ekonomik sıkıntıların insanda bıraktığı eziklik duygusudur. İnsan, yoksulluğun getirdiği mahrumiyetleri ve imkânsızlıkları geride bırakmak isteyebilir. Daha iyi bir hayat kurmak, ailesinin refahını artırmak ve ekonomik güvenceye kavuşmak son derece anlaşılır hedeflerdir. Ancak bu arayış, başkalarının sahip olduklarına öykünmeye ve onlarla yarışmaya dönüştüğünde anlamını kaybetmeye başlar. Özellikle gösterişli hayatların cazibesine kapılan insan, kendi emeğiyle elde edebileceği imkânları yetersiz görerek sahip olmadığı bir hayatı yaşama arzusuna kapılabilir. Varlıklı insanların tüketim alışkanlıklarını, lüksünü ve gösterişini taklit etmek, zamanla bir kimlik arayışına dönüşebilir. İnsan, kendisini olduğu gibi kabul ettirmek yerine sahip olduklarıyla kabul görmeye çalışır. Böylece ekonomik yoksunluğun oluşturduğu eziklik, yerini ölçüsüz bir gösteriş ve üstünlük arzusuna bırakır.

Asıl tehlike, bu yarışın meşru sınırların dışına taşmasıyla ortaya çıkar. İnsan, başkalarıyla eşitlenmek veya onlardan daha üstün görünmek uğruna kazancının kaynağını sorgulamaktan vazgeçebilir. Emeğiyle, bilgisiyle, üretimiyle ve helal kazancıyla elde edebileceği imkânları küçümseyerek kolay yoldan zengin olmanın peşine düşebilir. Bir defa meşru olmayan kazanç yollarına yöneldiğinde ise önünde kendiliğinden oluşan bir durak veya sınır bulunmaz. Çünkü haksız kazanç, çoğu zaman daha fazlasını elde etme arzusunu besler. Kazandıkça doymayan, sahip oldukça yetinmeyen, elde ettiklerini koruyabilmek için yeni yanlışlara yönelen bir insan tipi ortaya çıkar. Hırs, ihtirasa; ihtiras, ölçüsüzlüğe dönüşür. Bir zamanlar ekonomik sıkıntılardan kurtulmak isteyen insan, artık kendi kurduğu ihtiras düzeninin esiri hâline gelir. Özgürleşmek için çıktığı yolculukta kendisine yeni ve daha ağır bir esaret inşa eder.

Oysa insanın gerçek zenginliği, sahip olduğu maddi imkânların çokluğundan ibaret değildir. Kazancının meşru olması, emeğinin karşılığını alması, başkasının hakkına el uzatmaması ve elde ettikleriyle huzur bulabilmesi de zenginliğin ayrılmaz parçalarıdır. Kanaat, insanın çalışmaktan vazgeçmesi veya daha iyisini istememesi değildir. Kanaat, elde etmek istediği şeyler uğruna sahip olduğu değerleri feda etmemesidir. İnsan daha iyi bir evde oturabilir, daha iyi bir otomobile sahip olabilir, ekonomik gücünü artırabilir. Bunların hiçbiri tek başına ahlâki bir sorun oluşturmaz. Sorun, bunları elde etmek için hangi yollara başvurulduğunda ve elde edilenlerin insanın karakterini nasıl değiştirdiğinde başlar. Başkasının hayatına bakarak kendi hayatını değersizleştiren insan, çoğu zaman sahip olduğu nimetlerin farkına varamaz. Oysa huzur, her zaman daha fazlasına sahip olmakla değil, sahip olduklarının sorumluluğunu taşıyabilmekle mümkündür.

Son yıllarda kamuoyuna yansıyan fon vurgunları, yüksek kazanç vaatleriyle insanları mağdur eden yapılanmalar ve kara para aklama operasyonları, bu meselenin yalnızca bireysel tercihlerden ibaret olmadığını göstermektedir. Kısa sürede büyük servet elde etme arzusu, kolay kazanç vaatleri ve denetimsiz zenginleşme hayalleri, toplumun farklı kesimlerinden insanları etkileyebilmektedir. İnsanların birikimlerini kaybetmeleri, emeklerinin karşılığını alamamaları ve toplumsal güvenin zedelenmesi, bu tür olayların ağır sonuçları arasındadır. Elbette her ekonomik mağduriyeti aynı saikle açıklamak veya bütün olayları tek bir sebebe bağlamak doğru değildir. Ancak bu örnekler, kazanç arzusunun ahlâki ve hukuki sınırlarla korunmadığı bir ortamda nelerin yaşanabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Hukuk dışı kazanç düzenleriyle mücadele etmek kadar, toplumda dürüstlük, emek, adalet ve helal kazanç bilincini güçlendirmek de önemlidir.

Şehir, insana yeni ufuklar açabilir; farklı insanlarla tanışmasına, bilgiye ulaşmasına, mesleğinde ilerlemesine ve ekonomik imkânlarını geliştirmesine yardımcı olabilir. Ancak şehir hayatının sunduğu özgürlük, insanın kendi değerlerini yok sayması için bir gerekçe değildir. Özgürlük, istediğini sınırsızca yapabilmek değil, yapabilecekleri arasından doğru olanı seçebilme iradesidir. İnsan, başkalarının hayatına öykünmeden de başarılı olabilir; gösterişe ihtiyaç duymadan da saygınlık kazanabilir; haksız kazanca yönelmeden de zenginleşebilir. Geldiği yeri küçümsemeden, geçmişini inkâr etmeden ve değerlerinden vazgeçmeden de gelişebilir. Çünkü insanın gerçek yükselişi, bulunduğu mekânın değişmesiyle değil, karakterinin olgunlaşmasıyla mümkündür. Şehir havası köylüyü özgür kılabilir; fakat özgürlüğün anlamını içselleştiremeyen insan, şehrin kalabalığında kendi iradesini, kimliğini ve vicdanını kaybedebilir. İnsan, geldiği yerden uzaklaşarak değil, değerlerinden uzaklaşmadan ilerleyebildiği ölçüde özgürdür.

 

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Ömer Naci Yılmaz — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat