Güncel
Giriş Tarihi : 23-09-2026 17:41

Tripoliçe katliamı ve Mora’da silinen 400 yıllık hafıza

​​​​​​​1821 yılında Mora Yarımadası’nda patlak veren Yunan isyanı sırasında gerçekleşen Tripoliçe Katliamı, yalnızca on binlerce Müslüman Türk ve Musevi’nin kurban gittiği bir kıyım değil, aynı zamanda 400 yıllık bir medeniyetin fiziki ve kültürel varlığına yönelik topyekûn bir tasfiye olarak tarihteki yerini koruyor.

Tripoliçe katliamı ve Mora’da silinen 400 yıllık hafıza

Yazar Yusuf Ö. Haşimoğlu, isyanın ardından yaşanan kitlesel kıyımı ve arkasında bırakılan "kurumsal sessizliği" mercek altına alarak, Mora genelinde uygulanan kültürel sıfırlama hareketinin boyutlarını kamuoyunun dikkatine taşıdı.

Kuşatmanın ardından gelen vahşet ve batılı tanıklar

Tarihi kayıtlara göre 1821 Eylül ayında kuşatılan Tripoliçe, 5 Ekim’de isyancı güçlerin eline geçtikten sonra eşi benzeri az görülen bir yağma ve kıyıma sahne oldu. Osmanlı arşiv belgelerinde katledilenlerin sayısı 40 binin üzerinde kaydedilirken, olayların birinci elden tanığı olan yabancı gözlemciler de dehşetin boyutunu doğruladı. Olaylara bizzat şahitlik eden İskoç subay Thomas Gordon, on binlerce sivilin vahşice öldürüldüğünü, cesetlerin günlerce sokaklarda kaldığını ve katliamın organize bir yağma ile eş güdümlü yürütüldüğünü notlarına geçirdi. Dönemin İngiliz yazarı William St. Clair de Mora’daki Türk varlığının "ani olarak, bütünüyle ve dünyanın haberi olmadan" haritadan silindiğine dikkat çekmişti.

Romantik filhelenizm ve batı kamuoyunun çifte standardı

Mora’da sivil halk hedef alınırken Avrupa kamuoyunun bu vahşete karşı sessiz kalmasının temelinde, o dönem kıtayı etkisi altına alan "Filhelenizm" (Yunan hayranlığı) akımı yer alıyordu. Antik Yunan mirasından beslenen romantik idealler, yeni bir Haçlı seferi heveslileri ve bölgeden çıkar sağlamayı amaçlayan binden fazla Avrupalı gönüllü isyana destek verdi. St. Clair’in araştırmalarında da vurguladığı üzere, Batı’da kurgulanan romantik Helen algısı, sahada bizzat yaşanan insanlık dramlarının üzerini örttü ve isyancıların yerel Türk nüfusu tamamen yok etme ya da sürme gayesini perdeledi.

İnsanlarla birlikte hafıza da yok edildi

Mora’da asırlardır toprağa kök salmış Müslüman Türk nüfusunun maruz kaldığı kıyım, yalnızca can kayıplarıyla sınırlı kalmadı. Tripoliçe’nin yanı sıra Gördüs, Ballıbadra, Arkadya ve Mizistre gibi kadim yerleşimlerde camiler, medreseler, hanlar, hamamlar ve mezarlıklar tahrip edildi; yerleşim yerlerinin ve çarşıların adları değiştirilerek bölgenin İslami ve Osmanlı geçmişi sistemli biçimde unutturuldu. Fiziki soykırımın ardından gelen bu kültürel tasfiye, bölgedeki çok katmanlı ortak geçmişi neredeyse sıfırladı.

Adaletin ilk şartı: "onlar da vardı"

Tarihsel bir hesaplaşmanın düşmanlık üretmek yerine adalet duygusunu tesis etmesi gerektiği vurgulanırken, geçmişin tüm aktörlerinin objektif bir hafızada yer bulmasının önemi hatırlatılıyor. Yıllardır süregelen "kurumsal sessizliğin" bozulması gerektiğini belirten Haşimoğlu, adaletin yalnızca hayatta kalanlara değil, tarihten ve coğrafyadan kazınmak istenen hayatlara da bir borç olduğunu ifade ederek asıl gerçeğin altını çiziyor: "Onlar da vardı."

Haber Kaynağı: Yusuf Ö. Haşimoğlu

Editör: Rojin Saru

adminadmin