Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com
Fikir

Türkçe namaz kılınabilir mi!

İslam dünyasında yüzyıllardır tartışılan İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin "Namaz Farsça kılınabilir" fetvası, sanılanın aksine ibadet dilini değiştirmeyi değil, İslam’a yeni giren topluluklar için geçici bir kolaylığı amaçlıyordu.

Türkçe namaz kılınabilir mi!
Paylaş:

Mezhepte yerleşik olan nihai görüş ise namazda kıraatin sadece Arapça yapılacağı yönündedir.

 

İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye nispet edilen ve zaman zaman güncel tartışmalara da malzeme olan “namaz Farsça kılınabilir” görüşü, fıkıh tarihinin en hassas meselelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Uzmanlar, bu fetvanın bugünkü siyasi veya ideolojik şartlar üzerinden değil, o dönemin ilmî, dilsel ve sosyolojik zemini üzerinden okunması gerektiğine dikkat çekiyor.

Mesele esasen Kur’an’ın Arapça dışında okunup okunamayacağıyla ilgili olup, özellikle İslam’a yeni giren Fars topluluklarının henüz Arapça öğrenememesi üzerine gündeme gelmiş geçici bir ruhsattan ibarettir.

KOLAYLIK AMAÇLI GEÇİCİ BİR RUHSAT

Rivayetlere göre Ebu Hanife, başlangıçta Kur’an’ın manasının esas olduğunu düşünerek, dilsel olarak Arapça telaffuz edemeyen kimseler için zarurete binaen bu izni vermiştir.

Burada amaç, ibadet dilini tamamen değiştirmek veya millîleştirmek değil, yeni Müslüman olmuş insanların ibadetten kopmamasını sağlayan öğretici bir kolaylık sunmaktır. İslam hukukundaki “Zaruretler geçici kolaylık doğurur; aslî hükmü ortadan kaldırmaz” ilkesi, bu fetvanın da temel dayanağını oluşturmaktadır.

HANEFİ MEZHEBİNİN ESAS GÖRÜŞÜ BU DEĞİL

Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, bu görüşün Hanefi mezhebinde “esas tercih edilen görüş” olarak kalmamış olmasıdır. İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed başta olmak üzere Hanefi uleması, namazda Kur’an’ın mutlaka Arapça okunması gerektiğini belirtmiş ve sonraki fıkıh kaynakları da bu doğrultuda şekillenmiştir.

 

Nitekim bugün Hanefi mezhebinin muteber ilmihallerinde ve yerleşik fıkıh kabullerinde şu esaslar geçerlidir:

Namazda kıraat yalnızca Arapça yapılır.

Fâtiha’nın yahut Kur’an’ın herhangi bir tercümesi Kur’an hükmünde kabul edilmez.

TERCÜME MEALDİR; KUR’AN’IN KENDİSİ DEĞİLDİR

İslam geleneğinde Kur’an sadece manadan ibaret görülmemiş; lafız ve mana birlikte vahiy kabul edilmiştir. Bu sebeple Arapça nazmın korunması ibadetin sıhhati için şart koşulmuştur.

TARİHİ TARTIŞMALARI EBU HANİFE'YE DAYANDIRMAK İSABETSİZ

Tarih boyunca hiçbir Sünnî mezhep, ibadet dilinin tamamen millîleştirilmesini esas alan bir görüş benimsememiştir.

Bu nedenle, yakın tarihte ve Cumhuriyet döneminde yaşanan “Türkçe ezan ve Türkçe namaz” tartışmalarını doğrudan Ebu Hanife’nin bu fetvasına dayandırmak ilmî açıdan isabetli bir yaklaşım olarak görülmüyor.

Özetle;

Ebu Hanife’ye atfedilen böyle bir fetva bulunmakla birlikte, bunun bağlamı tamamen dönemsel bir zaruret ve geçici bir ruhsattır. Hanefi mezhebinde asırlar önce netleşen ve bugüne ulaşan yerleşik görüş, Kur’an’ın tercümesinin Kur’an yerini tutmayacağı ve kıraatin Arapça yapılması gerektiği yönündedir.

Bu haber Samsun Haber - Son Dakika Samsun Haberleri - Akasyam.com tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Fikir Haberleri

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Sıradaki Haber
Okumaya devam et Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural

Akışın sonuna geldiniz.

ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat