Konusu her ne olursa olsun, olay örgüsü, çatışma türü, karakter tasvirlerinin kuvveti, üslubu; mekân, zaman kurgusu nasıl ele alınırsa alınsın bir edebi eserin en başat mevzusu hak etmekle ilgilidir.
Bir edebi metni okurken yaklaşımımız hep kimin neyi hak edip neyi hak etmediğiyle irtibatlıdır. Acı çeker bizim aşığımız ve biz kendisine karşılık vermezse bin bir beddua edeceğimiz kıza olur da yâr olmayı reddeden bir konumu tercih etmişse nihayetinde şöyle demekten kendimizi alamayız; “Sen zaten böyle seven bir adamı hak etmemiştin!”
Monna Rosa’dan Mihriban’a yüzlerce esaslı örneğini verebileceğimiz şiirleri okuduğumuzda teselli olarak yalnız bir cümle çıkar ağzımızdan; “Zaten o kız bu mısraları hak etmiyordur!”
Kötülerin cezayı, iyilerin ödülü hak etmesini umarız bütün anlatı boyunca. Kötülerin ödül, iyilerin ceza çekeceği bir metni hayâl etmekte bile zorlanırız. Zorlanırız zira aradığımız şeyi bulamamış, biz de bu sebeple bu durumu hak etmemiş bir insan olmanın bedbahtlığını yaşamış oluruz.
Evet hepimiz parası olması gereken kişinin Raskolnikov olması gerektiği hissine kapılırız zaman zaman ve fakat bu tefeci kadının (Alyona İvanovna) ölmesi gerektiği anlamına gelir mi gelmez mi konusunda duraksamadan edemeyiz. Öyle ki Alyona; çok zalim, cimri, kötü ve yaşlı bir kadın olarak yaşamdan en az nasipdar olması gereken kişi olmalı ve biz Raskolnikov’un onu öldürme hakkını elde etmesi için kalbimizde öldürme de dahil bazı olaylara hak verme noktasına gelmeliyiz.
Mai ve Siyah’ta Ahmet Cemil’in hayata tutunamayışı, meşhur Tutunamayanlar’dan Selim Işık’ın intihar edişi…
Yüzlerce yazarın fazla hissetmekten çektikleri acıyla, ölüme göz kırpmayı tercih etme noktasına gelmeleri…
Hak edilmemişliği getirir aklımıza.
İyi ama nedir hak ettikleri denildiğinde verecek tek cevabımız mutlu bir hayatsa, mutlu bir hayattan hikâye çıkmayacağını hatırlatmama bilmem gerek var mı?
Leyla’sına kavuşmuş bir Mecnun, Şirin’ine kavuşmuş bir Ferhat, Aslı’sına kavuşmuş bir Kerem hiç kimseye rehberlik edemez.
Bu hâlleriyle rehberlik ettikleri ya da onları rehber kabul eden kimselerin yaşadıkları hak edilmiş bir hayat mıdır? Bu bir bahsi diğer.