Günümüzde şehir yaşamı; yoğun trafik, kalabalık nüfus, hızlı tüketim ve sürekli hareket hâliyle insanların yaşamını giderek daha hızlı bir hâle getirmektedir.
Bu hızlı yaşam biçimine karşı ortaya çıkan Cittaslow, Türkçede “sakin şehir” ya da “yavaş şehir” olarak ifade edilmektedir. Cittaslow anlayışı, yalnızca şehirlerin sessiz ve sakin olması anlamına gelmez.
Asıl amaç; yerel kültürün, geleneklerin, doğal çevrenin ve yerel üretimin korunarak insanların daha kaliteli ve sürdürülebilir bir yaşam sürmesidir. Türkiye’de Cittaslow hareketi 2009 yılında Seferihisar’ın ağa katılmasıyla başlamış, zaman içerisinde farklı bölgelerden birçok yerleşim bu anlayışa katılmıştır.
Türkiye’nin sakin şehirleri, ülkenin farklı coğrafi bölgelerinde yer almaları bakımından oldukça dikkat çekicidir. Ege’den Karadeniz’e, Akdeniz’den Doğu Anadolu’ya kadar uzanan bu yerleşimler; doğal güzellikleri kadar tarihî ve kültürel zenginlikleriyle de öne çıkar.
Seferihisar, Akyaka, Gökçeada, Yenipazar, Yalvaç, Vize, Perşembe, Halfeti, Şavşat, Uzundere, Göynük, Gerze, Eğirdir, Mudurnu, Köyceğiz, Ahlat, Güdül, Arapgir, Foça, İznik, Kemaliye, Finike, Şarköy, Safranbolu, Daday, İbradı, Çameli ve Demre gibi yerleşimler Cittaslow ağı içerisinde bulunmaktadır. Güncel uluslararası listede Türkiye’ye ait üyeler arasında Ortahisar da yer almaktadır.
Bu şehirlerin en önemli özelliklerinden biri tarihî miraslarını korumalarıdır. Örneğin Bolu’nun Göynük ve Mudurnu ilçeleri, geleneksel Osmanlı yerleşim dokusunu günümüze taşıyan önemli merkezlerdir.
Karabük’ün Safranbolu ilçesi ise tarihî evleri ve geleneksel kent dokusuyla Türkiye’nin en önemli kültürel miras alanlarından biridir. Bitlis’in Ahlat ilçesi, özellikle Selçuklu dönemine ait mezar taşları ve tarihî geçmişiyle dikkat çeker. Bursa’nın İznik ilçesi ise Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden izler taşıyan çok katmanlı tarihî yapısıyla öne çıkar. Bu örnekler, sakin şehir anlayışının geçmişi korumakla doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir.
Cittaslow şehirlerinin bir diğer önemli özelliği ise yerel kültürün ve geleneklerin yaşatılmasıdır. Yerel yemekler, el sanatları, geleneksel mimari, pazarlar ve yöresel üretim bu şehirlerin kimliğinin önemli parçalarıdır. Örneğin Ege ve Akdeniz’de zeytin, narenciye ve çeşitli tarım ürünleri; Karadeniz’de balıkçılık ve yöresel tarım; Anadolu’nun farklı bölgelerinde ise geleneksel el sanatları ve yöresel ürünler ön plana çıkmaktadır. Böylece sakin şehirler, küreselleşmenin ve standartlaşmanın karşısında yerel kimliğin korunmasına katkı sağlamaktadır.
Doğal çevrenin korunması da Cittaslow anlayışının temel unsurlarından biridir. Şavşat’ın yaylaları ve gölleri, Uzundere’nin Tortum Şelalesi ve zengin biyolojik çeşitliliği, Akyaka’nın Azmak çevresi, Gökçeada’nın doğal yapısı ve Demre’nin Akdeniz kıyıları bu anlayışın doğal güzelliklerle nasıl birleştiğini göstermektedir. Sakin şehirlerde çevre politikaları, altyapı, kentsel yaşam kalitesi, yerel üretim, turizm, sosyal uyum ve eğitim gibi çeşitli alanlarda belirli kriterlerin karşılanması beklenmektedir.
Sonuç olarak Türkiye’nin sakin şehirleri, yalnızca turistik açıdan ziyaret edilebilecek küçük yerleşimler değildir. Bu şehirler; tarihin, kültürün, doğanın ve yerel yaşamın korunarak geleceğe aktarılmasını amaçlayan bir yaşam modelini temsil etmektedir. Cittaslow hareketi, insanlara daha yavaş yaşamayı değil, aslında yaşamın değerini daha fazla fark etmeyi önermektedir. Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunan bu şehirler sayesinde geleneksel mimariden yöresel yemeklere, doğal güzelliklerden tarihî eserlere kadar pek çok değer korunabilmektedir. Bu nedenle sakin şehirler, modern dünyanın hızına karşı geçmiş ile gelecek arasında önemli bir kültürel köprü oluşturmaktadır.